ENGELLİ HAKLARI SÖYLEMİYLE PERDELENEN ÖTV AYRIMCILIĞI

ÖTV istisnasındaki son değişiklik, bir hak genişlemesi değil, zorunlu kalındığı için yapılmış sınırlı bir düzeltmedir. Anayasa Mahkemesi kararı olmasaydı, devlet bu adımı atmaya hiçbir zaman gönüllü olmazdı. Ve atılan adım bile yarım yamalaktır: Sadece ortopedik engellilerin bir bölümüne, sadece belli şartlarla, sadece devletin belirlediği fiyat ve yerli üretim sınırları içinde… Geriye kalan herkes -görme engelli, işitme engelli, zihinsel engelli, süreğen hastalığı olan milyonlarca insan- yine yok sayılmaktadır. Ulaşım hakkı, bu düzenlemede hâlâ bir hak olarak tanımlanmamakta, “doğru engel grubundaysan ve yeterli paran varsa elde edebileceğin bir ayrıcalık” olarak sunulmaktadır. Soru şudur: Bu gerçekten adalet midir, yoksa engelliler arasında bir hiyerarşi kurarak “bazı engelliler daha eşittir” demenin başka bir yolu mudur?

İşte bu çelişkiyi en net şekilde ortaya koyan değerlendirme, Çok Değerli Arkadaşım Av. Aslı Aksu Eren tarafından yapılan bilgi notunda yer alıyor. Buyurun, o notu -rapor dilinden arındırılmış, ama içeriği aynen korunarak- sizlerle paylaşıyorum:

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanunu’nda yapılan son değişikliğin getirdiği temel farklar ve başvuru şartları, yasalaşan yeni “Madde İhdası” metni ve mevcut mevzuat ışığında şu şekildedir:

  1. Eski Durum: “Bizzat Kullanma” Zorunluluğu

· Hak Sahipliği: Engellilik oranı %90’ın altında olan bireylerin ÖTV istisnasından yararlanabilmesi için temel şart, ortopedik engelli olmaktı.
· Sürücü Belgesi Şartı: Bu gruptaki bireylerin istisnadan yararlanabilmesi için mutlaka sürücü belgesine (ehliyet) sahip olmaları ve aracı “bizzat kullanmaları” gerekiyordu.
· Tertibat Şartı: Araca, engellilik durumuna uygun hareket ettirici özel tertibat yaptırılması zorunluydu.
· Kısıtlama: Engelinin niteliği gereği (örneğin kollarını kullanamama vb.) sürücü belgesi alamayan ortopedik engelliler, %90 oranına ulaşamadıkları sürece bu haktan tamamen mahrum kalıyordu.

  1. Yeni Durum: Ehliyet Alamayanlar İçin Kapsamın Genişlemesi

· Ehliyet Engeli Kalktı: Yapılan yeni düzenleme ile ortopedik engeli %40 ve üzerinde olan bireylerin, engel durumları nedeniyle sürücü belgesi alamayacaklarını raporla belgelemeleri halinde “bizzat kullanma” şartı kaldırılmıştır.
· Başkası Tarafından Kullanım: Sürücü belgesi alamayan bu bireyler, artık araçlarını başkalarının şoförlüğünde kullanmak üzere ÖTV istisnasıyla iktisap edebileceklerdir.
· Hukuki Dayanak: Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin “kendi sürebilen ile süremeyen arasındaki ayrımın eşitliğe aykırı olduğu” yönündeki kararı doğrultusunda yapılmıştır.
· Araç Sınırı: İstisna; binek otomobil, panelvan ve motosiklet gibi belirli araç gruplarını (87.03, 87.04 ve 87.11 G.T.İ.P.) kapsamaktadır.

  1. Yeni Düzenlemeden Nasıl Yararlanılır?

· Sağlık Kurulu Raporu: Engelli sağlık kurulu raporunda engellilik oranının %40 veya üzerinde olması ve engel durumunun “ortopedik” olduğunun belirtilmesi şarttır.
· Ehliyet Durum Belgesi: Bireyin bu engel durumu nedeniyle sürücü belgesi alamayacağına dair resmi karar veya sağlık raporu ibraz edilmelidir.
· Fiyat Sınırı: Alınacak aracın vergiler dahil satış bedelinin, 2026 yılı için belirlenen 2.873.900 TL’yi aşmaması gerekmektedir.

  1. Mevcut Durumda Değişmeyen ve Devam Eden Sınırlar

· Yenileme Süresi: Aracın ilk iktisabından itibaren yeniden istisnadan yararlanabilmek için gereken süre 10 yıl olarak uygulanmaya devam etmektedir.
· Engel Grubu Kapsamı: %90’ın altında olup sürücü belgesi alamayanlar için tanınan bu yeni imkan, sadece ortopedik engelliler ile sınırlı tutulmuştur. İşitme, görme, zihinsel veya süreğen engel gruplarında olup oranı %90’ın altında kalanlar için mevcut kısıtlamalar sürmektedir.
· Yerli Katkı Oranı: İstisnadan yararlanılacak araçlar için uygulanan en az %40 yerli katkı oranı şartı yürürlüktedir.


Peki bu değişiklik ne getirdi, ne getirmedi? İşte Av. Aslı Aksu Eren’in çarpıcı değerlendirmesi:

1) Eşitlik İlkesi: Kısmi Düzeltme, Eksik Adalet

Yeni düzenlemenin en önemli kazanımı, “sürebilen – süremeyen” ayrımını ortadan kaldırmaya yönelik olmasıdır. Bu, aslında Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda atılmış bir adımdır ve şu açıdan önemlidir: Engellilik durumuna göre farklı muamele yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu kabul edilmiştir. “Bağımsız hareket edemiyorsan haktan da yararlanamazsın” yaklaşımı hukuken kırılmıştır. Ancak burada kritik nokta şu: Eşitlik genişletilmemiş, sadece dar bir grup için düzeltilmiştir.

2) Hak mı, Ayrıcalık mı? Sorunun Kalbi

Bu düzenleme hâlâ ÖTV muafiyetini bir hak olarak değil, belirli şartlara bağlı bir istisna / ayrıcalık olarak tanımlıyor. Oysa hak temelli yaklaşımda: Erişilebilir ulaşım = temel bir insan hakkıdır. Bu hak, bireyin bedensel kapasitesine göre sınırlanamaz. Bugünkü sistem ise şunu söylüyor: “Belirli bir engel türüne sahipsen ve belirli şartları sağlarsan, sana bir kolaylık tanırım.” Bu yaklaşım, doğrudan hak temelli değil, lütuf temelli bir sosyal politika anlayışıdır.

3) Engel Grupları Arası Ayrımcılık: En Kritik Sorun

Düzenlemenin en sorunlu yönü: Sadece ortopedik engelliler için genişleme yapılması. Bu ne anlama geliyor? Görme engelli birey → kapsam dışı, işitme engelli birey → kapsam dışı, zihinsel engelli birey → kapsam dışı, süreğen hastalığı olan birey → kapsam dışı. Bu durum açıkça şunu gösteriyor: Engellilik hiyerarşisi kuruluyor. Yani devlet fiilen şunu söylüyor: “Bazı engellilikler ulaşım hakkı için daha ‘geçerli’ kabul edilir.” Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD) ve özellikle ayrımcılık yasağı ile eşitlik ilkesiyle doğrudan çelişir.

4) Ekonomik Sınırlar: Hakların Ticarileşmesi

2026 için belirlenen 2.873.900 TL sınırı, %40 yerli katkı şartı ve 10 yıl yeniden yararlanamama süresi şunu gösterir: Hak, ekonomik filtreye tabi tutuluyor. Bu ne demek? Yoksul engelli → fiilen erişemez, orta gelirli → zorlanır, sistem → sadece belirli kesime çalışır. Bu da sosyal devlet ilkesine aykırı bir sonuç üretir.

5) Bağımsız Yaşam Hakkı Açısından Değerlendirme

Ulaşım meselesi sadece araç meselesi değildir. Bu düzenleme aslında şunu belirler: Kim sosyal hayata katılabilir, kim çalışabilir, kim bağımsız yaşayabilir. CRPD’ye göre bağımsız yaşam hakkı (Madde 19) ve hareketlilik hakkı (Madde 20) devletin yükümlülüğündedir. Ama mevcut sistem bu hakkı paraya bağlar, yerli üretim şartına bağlar, engel türüne bağlar. Yani hak, koşullu ayrıcalığa dönüşür.

6) Sonuç: Reform Değil, Sınırlı Revizyon

Olumlu yön: Ehliyet alamayan ortopedik engelliler için önemli bir eşitlik adımı.

Sorunlu yönler:

· Engel türüne dayalı ayrımcılık devam ediyor
· Hak, hâlâ “istisna” olarak tanımlanıyor
· Ekonomik ve teknik şartlarla sınırlandırılıyor
· Bağımsız yaşam perspektifi eksik


Kaynak: Av. Aslı Aksu Eren’in konuya ilişkin hazırladığı bilgi notu esas alınarak düzenlenmiştir.

DEPREMDE EN KIRILGAN OLANI KORUYABİLİYOR MUYUZ?

DEPREMDE EN KIRILGAN OLANI KORUYABİLİYOR MUYUZ?

Doğal afetler herkesi etkiler.
Ama herkesi eşit etkilemez.

Bir önce ki yazım da belirttiğim gibi İYİ Parti’de görev yaptığım dönemde gerçekleştirdiğimiz “Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler” başlıklı çalıştayda, moderatörlüğünü Prof. Dr. Esra Akı’nın üstlendiği oturumda Düzenleyici ve Raportör olarak yer aldım. Masada yalnızca teknik veriler yoktu; hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide, en kırılgan olanların nasıl daha da kırılgan hale geldiğini ortaya koyduk.

Ve açık konuşmak gerekir:
Türkiye’de afet planları yapılırken engelli bireyler çoğu zaman sonradan hatırlanıyor.

Cihazlara Bağlı Bir Hayat ve Bir Elektrik Kesintisi

SMA hastası bir çocuğu düşünün.
Nefes alabilmek için ventilatöre bağlı.
Oksijen konsantratörü olmadan yaşamını sürdüremiyor.
Sekresyonları aspire cihazıyla temizleniyor.
Yutkunma refleksi yok.

Bu cihazların bir kısmı şarjlı, bir kısmı sürekli elektriğe bağlı.

Deprem oluyor.
Elektrik kesiliyor.
Bina hasar alıyor.
Tahliye gerekiyor.

Soru şu:
Sadece hastayı mı kurtaracağız, yoksa hayatını sürdüren cihazları da mı?

Doğal afet planlamasında bu soru hala net bir şekilde cevap bulmuş değil.

Tekerlekli Sandalyede Depremi Beklemek

Deprem anında tekerlekli sandalyeye bağımlı bir birey, tek başına hareket edemez. Zihinsel engelli bir birey, “çök-kapan-tutun” komutunu anlayamayabilir. İşitme engelli bir birey, siren sesini duyamaz. Görme engelli bir birey, panik içindeki kalabalıkta yönünü kaybedebilir…

Afet anında herkes için saniyeler önemlidir.
Engelli bireyler için ise o saniyeler hayati eşitsizlik üretir.

Toplumun büyük kısmı, afet öncesinde, afet sırasında ve sonrasında engelli bireylere nasıl yardımcı olacağını bilmiyor.
Kamu spotları yetersiz.
İşaret dili çevirisi çoğu duyuruda yok.
Acil uyarılar işitme engellilerin telefonlarına sistematik olarak iletilmiyor.

Dolayısıyla bu eksiklik bir teknik sorun değil; bir planlama zaafıdır.

Veriler Konuşuyor, Sistem Sessiz

Türkiye, deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke.
1900’den bu yana 6.0 ve üzeri büyüklükte 200’ü aşkın yıkıcı deprem yaşandı ve on binlerce insan hayatını kaybetti. Ortalama olarak her yıl 6.0 ve üzeri bir depremle karşı karşıyayız.

Böylesi bir coğrafyada afet planları engelli bireyleri merkeze almıyorsa, o plan eksiktir.

Üstelik engelli nüfus oranına dair resmi verilerde bile ciddi çelişkiler bulunuyor. Engellilik oranı bir araştırmada %12’nin üzerinde açıklanırken, başka bir araştırmada %6.9 olarak duyurulabiliyor. Veri net değilse, planlama nasıl net olacak?

Afet yönetiminin belirsizliği kaldırmadığı gerçeği ortada iken ve özellikle de söz konusu olan insanların hayatı ise nasıl bir yol izlenecek?

Afet Yönetiminde “Kapsayıcılık” Bir Slogan Değil

AKUT Vakfı Başkanı Ali Nasuh Mahruki’nin çalıştayda altını çizdiği önemli bir gerçek vardı:
Engelli bireyler ve aileleriyle birlikte düşünüldüğünde bu mesele toplumun yaklaşık dörtte birini ilgilendiriyor.

Bu bir “özel grup” meselesi değil.
Bu, toplumun merkezine dair bir mesele.

Afet öncesinde veri bankalarının oluşturulması, Engel durumlarına göre özelleştirilmiş tatbikatların yapılması, Toplanma alanlarının erişilebilirliğinin denetlenmesi, Tahliye planlarının engelli bireyler gözetilerek tasarlanması, İşaret dili eğitiminin yaygınlaştırılması…

Tüm bunlar lüks değil, zorunluluktur. Bunun farkında hareket etmemiz gerekiyor.

Eğitim: En Güçlü Koruma Kalkanı

Afet bilinci sonradan öğrenilmez; önceden inşa edilir.

Eğitilebilir düzeyde zihinsel engelli bireylerin düzenli uygulamalarla afet davranış alışkanlığı kazanması, İleri düzeyde bilişsel yetersizliği olan bireylerin yakınlarının eğitilmesi, İşitme engelli bireyler için tercüman destekli programların yaygınlaştırılması, Deprem simülasyon merkezlerinin farklı illerde hayata geçirilmesi…

Bunların tamamı hayat kurtaracak adımlardır.

Her engel grubuna aynı çözümü sunmak yerine, her engel grubuna özgü çözüm üretmek zorundayız. Çünkü afet anında standart insan yoktur; Standart plan da olmamalıdır.

Erişilebilirlik: Afet Öncesinde Başlar

Evrensel tasarım ilkeleri sadece şehir estetiği meselesi değildir.
Rampası olmayan bir bina, Sesli uyarı sistemi bulunmayan bir istasyon, Altyazısız bir duyuru, Yetersiz aydınlatılmış bir toplanma alanı…

Afet gelmeden önce riski büyütür.

Engelli bireyler için güç kaynağı istasyonlarının oluşturulması, medikal ekipman temin zincirlerinin planlanması, işitme cihazı ve pil gibi hayati materyallerin yedekli düşünülmesi gibi adımlar afet sonrası kaosu azaltacaktır.

Bu süreçlerin en önemli temel taşı olan planlama, panik başlamadan yapılmalıdır.

Ortak Akıl Olmadan İlerleme Yok

MEB, AFAD, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, yerel yönetimler ve engelli STK’ları birlikte hareket etmedikçe bu mesele çözülemez.

Afet yönetimi tek bir kurumun sorumluluğu değildir.
Bu, bir koordinasyon ve irade meselesidir.

Türkiye’de engellilere yönelik çok sayıda çalışma var.
Ancak kolektif ve sistematik bir çerçeveye oturtulmadığında, bu çalışmalar parçalı ve sınırlı kalıyor.

Kahramanmaraş Depremlerinde şahit olduğumuz üzere afet, koordinasyonsuzluğu affetmez.

Kişisel Tanıklığım

Bu çalıştayda raportör olarak yalnızca not tutmadım; bir gerçeğe tanıklık ettim:

Afet anında en kırılgan olanlar, planın dışında kalanlardır.

Bir annenin, ventilatöre bağlı çocuğuyla depremi nasıl atlatacağını bilmeden yaşadığı kaygıyı…
Bir işitme engelli bireyin acil uyarıyı alamama ihtimalini…
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısının merdivenli bir tahliye planında yalnız bırakılma riskini…

Bunları görmezden gelemeyiz.

Sonuç Olarak;

Doğal afetler kader olabilir.
Ama hazırlıksızlık kader değildir.

Engelli bireylerin afet süreçlerinde korunması bir merhamet meselesi değil; bir hak ve planlama meselesidir. Eğer bu ülke afet gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek istiyorsa, en kırılgan olanı merkeze almak zorundadır.

Ve şunu açıkça ifade ediyorum:

Eğer engelli bireylerin afet güvenliği konusunda sessiz kalan bir sistem varsa, o sessizliği bozmak bizim sorumluluğumuzdur.
Çünkü gerçek güç, en zayıf görüneni koruyabildiğimiz gün ortaya çıkar.

ENGELLİ İSTİHDAMINDA YENİ BİR YOL

ENGELLİ İSTİHDAMINDA YENİ BİR YOL

İYİ Parti’de STK İlişkilerinden Sorumlu Raporlama, Dokümantasyon ve Projeler Yöneticisi olarak görev yaptığım dönemde, 16 Ocak 2021’de; “Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler Çalıştayı”nı düzenleme ve iki masada da raportörlük yapma sorumluluğunu üstlendim. Bu çalıştay, sadece teknik bir politika toplantısı değil; sahadaki gerçeklerin, kırılganlıkların, umutların ve çözüm iradesinin aynı masada buluştuğu güçlü bir zemindi.

İş ve istihdam masasında; Mehmet Kızıltaş, Yıldıray Çınar, Fulya Ekmen, Turhan İçli ve Ersun Civan’ın katkıları, AB Delegasyonu Program Yöneticisi Mehmet Caner Demir’in gözlemleriyle birlikte, Türkiye’de engelli bireylerin çalışma hayatında karşılaştıkları yapısal sorunları bütün açıklığıyla ortaya koydu. Ben de bu sürecin hem düzenleyicisi hem raportörü olarak, sahadan gelen her cümleyi bir sorumluluk bilinciyle kayda geçirdim.

En Büyük Engel: Zihniyet

Çalıştayda en çarpıcı biçimde ortaya çıkan gerçek şuydu:
Türkiye’de engelli bireylerin önündeki en büyük engel çoğu zaman fiziksel değil, zihinseldir.

“Engelliler çalışamaz.”
“Ancak korumalı işyerlerinde bulunabilir.”
“Verim beklenmez, yeter ki oyalansın.”

Bu anlayış, iyi niyet kisvesi altında, engelli bireyleri üretimin ve karar mekanizmalarının dışına iten bir sistem üretmiştir. “Korumalı istihdam” modeli, bireyin sosyalleşmesini önceleyen ancak üretkenliğini, kariyerini ve ekonomik bağımsızlığını ikinci plana atan bir yaklaşım haline gelmiştir. Oysa bir bireyi korumak adına onu potansiyelinden mahrum bırakmak, başka bir tür dışlamadır.

Engelli bireyler bir “sosyal sorumluluk kalemi” değildir.
Onlar katma değerdir. Üretendir. Çalışandır. Yönetendir.

Mevzuat Var, Uygulama Yok

Türkiye’de engelli istihdamına ilişkin mevzuat şekli anlamda ciddi boşluklar barındırmamaktadır. Ancak uygulama alanında büyük sorunlar bulunmaktadır.

  • İşten çıkarılan bir birey işsizlik maaşı başvurusunu kısa sürede yapabilirken, engelli bir birey aylar süren belge ve prosedür süreçleriyle karşı karşıya kalabilmektedir.
  • İşe alım sonrasında erişilebilir ekipman eksiklikleri ve iş sağlığı güvenliği düzenlemeleri çoğu zaman görmezden gelinmektedir.
  • 15 yıl çalışma süresini dolduran engelli bireyler, bazı şirketlerde dolaylı emeklilik baskısıyla karşı karşıya kalmaktadır.
  • Sosyal güvenlik sistemi engellilik oranını yüzdelik dilimlerle sınıflandırmakta; %50 ile %70 arasındaki fark, haklara erişimde ciddi uçurumlar yaratmaktadır.

Dolayısıyla burada hak, bir yüzdelik hesap değildir.
Hak, bireyin ihtiyacından doğar.

Engelliliğin; hafif, orta, ağır gibi fonksiyonel kategorilerle ve bireysel ihtiyaç odaklı değerlendirilmesi daha adil bir sistemin kapısını aralayacaktır.

Destekli İstihdam: Bir Modelden Fazlası

Çalıştayımızın en güçlü önerisi “Destekli İstihdam Modeli”nin Türkiye genelinde sistemli şekilde uygulanmasıdır.

Destekli istihdam;

  • Engelli bireyi yalnız bırakmayan,
  • İşvereni bilinçlendiren,
  • Aileyi sürece dahil eden,
  • İş koçları aracılığıyla mesleki uyumu sağlayan,
  • Sürekli takip ve rehberlik içeren bütüncül bir modeldir.

Bu sistemde iş koçları yalnızca işe yerleştirme yapmaz; bireyin potansiyeline uygun pozisyonu bulur, iş ortamında eşlik eder, uyum sürecini yönetir ve gerektiğinde destek sunar. Aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği açısından riskleri azaltır, iş kazalarını önleyici katkılar sağlar.

Uygulandığı örneklerde görüyoruz ki;
Engelli bireylerin verimliliği artıyor,
İşveren memnuniyeti yükseliyor,
Önyargılar yıkılıyor.

Ve en önemlisi, engelli bireyler “kota dolsun” diye değil, “değer kattıkları” için tercih ediliyor.

Tek Tip Yaklaşımın Yanlışlığı

Mesela pandemi döneminde tüm engelli bireyleri kapsayan sokağa çıkma yasakları ve evden çalışma uygulamaları, tek tip politikaların ne kadar sorunlu olabileceğini gösterdi.

Bazı engelli bireyler için evden çalışma büyük bir fırsat yaratırken, bazıları için sağlık sorunlarını artıran ve sosyal izolasyonu derinleştiren bir sürece dönüştü. Bu deneyim bize şunu öğretti:

Tüm engelliler aynı değildir.
Politika bireye göre şekillenmelidir.

Hak ve destek mekanizmaları; bireysel özelliklere, ihtiyaçlara ve tercihlere göre kurgulanmalıdır.

Kolektif Çalışma Olmadan Çözüm Yok

Türkiye’de engellilere yönelik çok sayıda proje, çalışma ve iyi niyetli girişim bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalar kolektif bir sisteme oturtulamadığı için ya yerelde sınırlı kalmakta ya da uygulama aşamasına geçememektedir.

Devlet, özel sektör, sivil toplum, sağlık fakülteleri, rehabilitasyon merkezleri ve İŞKUR koordineli çalışmadıkça, sorunlar kısır döngüden çıkamayacaktır.

Destekli istihdam yalnızca bir model değil; bir zihniyet dönüşümüdür.

Korumalı Alanlardan Açık Topluma

Engelli bireylerin çalışma hayatındaki en büyük ihtiyacı, koruma değil; fırsattır.
Ayrıcalık değil; adalettir.
Kota değil; değer görmektir.

Bugün engelli bireylerin yaşadığı sorunlar yalnızca işe girmekle sınırlı değildir. İşe girdikten sonra yükselme fırsatları, ekipman erişilebilirliği, iş güvenliği hakları, sosyal güvenceleri ve saygınlıkları da aynı derecede önemlidir.

Toplumun algısı değişmeden, mevzuat uygulanmadan, destek mekanizmaları sistematik hale gelmeden gerçek bir eşitlik sağlanamaz.

Kişisel Sorumluluğum

Bu çalıştayda raportörlük yaparken yalnızca not tutmadım; tanıklık ettim.
Bir annenin kaygısına, bir çalışanın görünmeyen mücadelesine, bir işverenin tereddüdüne, bir uzmanın çözüm arayışına tanıklık ettim.

Şuna inanıyorum:

Engelli bireylerin istihdamı bir sosyal politika başlığı değildir; bir insan hakları meselesidir.
Ve insan hakları ertelenemez.

Kemal Ateş olarak, destekli istihdam modelinin ülke genelinde sistematik biçimde uygulanması, engellilik değerlendirmelerinin bireysel ihtiyaç odaklı hale getirilmesi ve kolektif bir çalışma mekanizmasının kurulması için atılacak her adımın takipçisi olmaya devam edeceğim.

Çünkü biliyorum ki;
Gerçek kalkınma, kimseyi geride bırakmadan mümkün olur.

Gerçek ilerleme ise, kimseyi geride bırakmayan toplumlarda mümkündür.

Unutulmamalıdır ki; engeller, bireylerin bedenlerinde değil, çoğu zaman zihinlerde ve sistemlerde büyür. Ve biz, o engelleri birlikte aşabildiğimiz gün gerçekten güçlü bir toplum olabiliriz.

Sonuç olarak; engelli bireylerin sessiz talebi, bizim yüksek sesimiz olmaya ihtiyaç duyarsa, kimse merak etmesin — biz o ses olur, o adalet çağrısını birlikte yükseltiriz, o umudu da büyütürüz!..

Başkentin Kalbindeki Umut: Ankara Kent Konseyi

Bir engelli hakları savunucusu ve bu mücadelenin içinden gelen biri olarak, Türkiye’de engelli bireylerin hayatına dokunan kentsel hizmetlerde iyileşmeler olsa da, bu iyileşmelerin henüz yeterli ve sistematik olmadığını gözlemliyorum. Bu eksikliğin temel sebeplerinden biri, yerel yönetimler ile engelli sivil toplum girişimleri arasındaki ilişkinin, gerçek bir iş birliği ortaklığına dönüşememesidir.

Çoğu zaman, kamu kurumları nezdinde sivil toplum, “gerektiğinde fikri sorulan” ancak karar ve uygulama süreçlerine eşit bir partner olarak dahil edilmeyen bir konumda kalıyor. Bu iletişim, maalesef tek yönlü ve sürdürülebilir olmaktan uzak bir ritüele dönüşebiliyor. Oysa engelli dernekleri, vakıfları ve federasyonları, binlerce bireyin ve ailenin doğrudan sesi, sahada biriken sorunların ve çözüm önerilerinin en gerçekçi taşıyıcılarıdır.

Ankara, bu anlamda benzersiz bir potansiyele sahip. Sadece siyasetin değil, aynı zamanda engellilik alanında faaliyet gösteren sayısız sivil toplum platformunun, ağının ve uzmanlık merkezinin de başkenti. Bu yapılar, yerelden uluslararası düzeye kadar değerli çalışmalar yürütüyor, somut politika önerileri geliştiriyor ve uygulanabilir projeler hayata geçiriyor. Tüm kamu kurumlarının bu “canlı bilgi ve deneyim havuzundan” sadece sembolik olarak değil, politika yapım süreçlerinin merkezinde yer alan esas paydaşlar olarak faydalanması, hem verimliliği artıracak hem de toplumsal faydayı katlayacaktır.

İşte tam da bu kopukluğu giderebilecek, umut verici bir model var: Ankara Kent Konseyi ve onun en dinamik yapılarından biri olan Engelliler Meclisi. Benim de özel ilgi alanım ve yakından takip ettiğim bu meclis, farklı engellilik gruplarından bireylerin ve temsilcilerin, görüş ve ihtiyaçlarını doğrudan, aracısız ve eşit bir şekilde aktarabildikleri kapsayıcı bir platform sunuyor. (Tabii ki güçlendirilmesi gereken durumlar var.)

Bu yapı, katılımcı demokrasinin nadir örneklerinden biri. Tüm paydaşların eşit söz hakkına sahip olduğu bu ortam, “birlikte yönetişim”in somut bir örneği. Yalnızca yerel politikalara değil, ulusal hatta uluslararası söylemlere de yön verebilecek bir deneyim ve uzmanlık laboratuvarı aslında.

Burada Modeli İşleyişini Güçlendirmek İçin Atılması Gereken Bazı Somut Adımlar:

Önceikle imzalanan uluslararası sözleşmeler (BM Engelli Hakları Sözleşmesi gibi), artık güzel niyet beyanı olmaktan çıkarılmalı. Bunlar, somut, izlenebilir ve bağlayıcı iş birliği protokollerine dönüştürülmeli. Her kamu projesinde, engelli STK’ları erken planlama aşamasından itibaren zorunlu ve etkin paydaşlar olarak tanınmalı.

Sonrasında yerel yönetimler bünyesinde, engelli hakları ve erişilebilirlik konusunda uzmanlaşmış, sivil toplumla sürekli eşgüdüm halinde çalışan daimi ve yetkili birimler kurulmalı (varsa kesinlikle güçlendirilmeli). Bu iş birliğinin yürütülebilmesi için ayrılmış, şeffaf bütçe kalemleri mutlaka oluşturulmalı.

En önemlisi toplantılar “yapılmış olmak için” değil, somut çıktılar üretmek üzere kurgulanmalı. Erişilebilir bir toplu taşıma aracı, engelsiz bir park prototipi, yaygınlaştırılabilir bir erken müdahale programı veya bir istihdam kota rehberi gibi ölçülebilir hedefler konulmalı. Bu çıktılar düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalı ve mevcut meclis bünyesinde ki STK’lar tarafından izlenmeli ve takip edilmeli.

Ankara, Türkiye’nin kalbi. Burada filizlenen her iyi uygulama, tüm ülkeye yayılacak bir kelebek etkisi yaratma potansiyelini taşımaktadır. Bu etkinin gerçekleşmesi için tek koşul, üretilen politikaların ve var olan güzel niyetlerin insanların günlük hayatına dokunabilmesidir. İstihdam edilen bir birey, bağımsızca ulaşılabilen bir kütüphane, erken tanı alan bir çocuk… Asıl dönüşüm, işte bu somut ve dokunulabilir değişimlerle başlar.

Ankara Kent Konseyi ve Engelliler Meclisi, bize yol haritasını gösterebilir veya bu yol haritasını ortaya koyacak dinamikleri canlandırabilir. Bu modelin sahip olduğu birikimi ve ruhu, tüm kamu kurumlarına yaymak bir tercih meselesi değil,  zorunluluk haline gelmeli. Kurulan diyaloglar, kurumsal ve samimi bir iş birliği kültürüne dönüştürülmeli. Bunu başarmak, sadece engelli bireyler için değil! Aileleri için de; Daha adil, daha kapsayıcı ve daha insani bir gelecek inşa etmek isteyen hepimizin ortak sorumluluğudur.

İmzalanan Taahhütler ile Acı Gerçekler Arasında: Türkiye’de Engelli Hakları Karnesi

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni 2009 yılında imzalayarak içeriye “artık her şey değişecek” mesajı veren Türkiye, bugün ne yazık ki devasa bir söylem-eylem uçurumuyla karşı karşıya. Uluslararası arenada verilen sözler, ülke içinde kâğıt üzerinde kalan düzenlemelere, oradan da tam bir uygulama felcine dönüşmüş durumda. Engelliler ve aileleri için hayat, bürokrasinin katı kuralları, siyasilerin reklam propagandaları, erişilemeyen binalar, görmezden gelinen ihtiyaçlar ve sürekli bir mücadele alanı haline gelmişken, hükümetin “engelsiz yaşam” vurguları havada kalan birer retoriğe dönüşüyor. Bu tabloya rağmen, muhalefet partileri yaklaşık nüfusun yüzde 36’sını dolaylı olarak etkileyen bu kritik toplumsal meseleyi, ikna edici ve sürdürülebilir bir politik öncelik haline getirmekte şaşırtıcı bir şekilde etkisiz kalıyor. Konu stratejik bir insan hakları mücadelesi olarak benimsenmekten uzak, seçim dönemlerinde hatırlanan bir “niş grup” temsili olmanın ötesine geçemiyor.

2021 “Erişilebilirlik Yılı”: Bir Propaganda Başarısı, Bir Haklar Felaketi
Bu uçurumun en çarpıcı örneği, 2021 yılının “Erişilebilirlik Yılı” ilan edilmesidir. Bir yıl boyunca etkinlikler, sempozyumlar, sosyal medya kampanyaları ve bolca afişle kutlanan bu yıl, ne yazık ki somut ve kalıcı bir değişim getirmedi. Erişilebilirliği sağlamayan kamu binalarına, işletmelere veya toplu taşıma araçlarına yönelik caydırıcı yaptırımlar neredeyse hiç uygulanmadı. Yasalarda var olan idari para cezaları, valiliklerce onaylanmadı veya uygulanmadığı için etkisiz kaldı. Sonuçta, 2021 yılı bir “farkındalık yılı” olmaktan öteye gidemedi; erişilebilir bir rampa, çalışan bir asansör veya erişilebilir bir web sitesi anlamında engellilerin hayatına dokunan somut bir kazanım sağlamadı. Bu durum, sorunların gerçekten çözülmek yerine, yönetilmek ve “görünür kılınmak” istendiğinin acı bir göstergesi oldu.

Hastalık Raporundan İnsan Hakkına Uzanan Çetin Yol
Bu ülkede engelli olmak, önce bir raporla kanıtlanması gereken bir kimlik haline getirildi. O meşhur “Engelli Sağlık Kurulu Raporu” için çıkılan yolculuk, hastane koridorlarında bitmek bilmeyen bir sınavdan farksız. Her bürokratik adım, her heyet önündeki muayene, kişiyi sadece tıbbi bir vaka olarak damgalayan, onu sadece teşhise indirgeyen bir süreç. O kâğıt parçası, haklara giden yolun anahtarı değil, aslında “sen bu kadar değersin” diyen bir mühür gibi. Ve her iki yılda bir bu aşağılanma tekrarlanıyor; her yenileme, “hâlâ yeterince engelli misin?” sorusunun yeniden sorulduğu bir güvensizlik hali.

Bu zorlu maratonu aşanların ulaştığı liman ise çoğu zaman bir hayal kırıklığı. Sosyal yardım denilen şey, aile gelirine sıkıştırılmış bir “lütuf”tan ibaret. Engelli birey, bağımsız bir vatandaş olarak değil, ailenin mali durumuna bağlı bir “yük” olarak görülüyor. Verilen para, insan onuruna yakışır bir yaşamı değil, ancak bir var olma mücadelesini karşılıyor. Hatta çoğunlukla onu da karşılamıyor. Ve bu sistemin en ağır bedelini, çoğunlukla kadınlar ödüyor. Çocuğuna bakmak için işini, sosyal güvencesini, kendi geleceğini feda eden anneler, sessiz sedasız bir yok oluşun içine itiliyor. Ve ne yazık ki onların kayıp yılları, hiçbir istatistiğe girmiyor.

Eğitimde ve İstihdamda Sistematik Dışlanma
Peki ya çocuklar? Eğitimdeki kopuş, en acımasız olanı belki de. Bir çocuğun okul kapısından içeri girebilmesi, “kaynaştırma” adı verilen o temel hak, okul idarelerinin ve RAM’ların önyargılı kararlarına takılıyor. “Sınıfın düzenini bozar”, “öğretmene ek yük olur” gibi gerekçeler, bir çocuğun sosyalleşme, öğrenme ve geleceğini inşa etme hakkının üzerine beton döküyor. Evde eğitim ise çoğu zaman eğitimsizlikle eşdeğer. Bu, sadece bir eğitim hakkı ihlali değil, bir neslin toplumdan koparılması, yeteneklerinin köreltilmesidir.

İş hayatına gelince, oradaki manzara “görünür kılınma”nın en acıklı hali. Kamuda, engelli kotası diye bir şey var, evet. Ama bu kota çoğu zaman liyakati değil, “raporu” istihdam ediyor. Görme engelli bir hukuk mezunu santralde, bedensel engelli bir mühendis arşivde, hizmetli kadroda… Bu, hem o bireye yapılan büyük bir haksızlık, hem de bu ülkenin beyin gücünü heba etmesidir. Özel sektör ise daha soğuk bir hesap yapıyor: Engelli çalıştırmama cezasını ödemek, birçok şirket için daha az maliyetli ve “problemsiz” bir seçenek. Şimdi bu toparlanmaya çalışılıyor fakat yetersiz. görüyoruz ki insan, bu denklemde de sadece bir maliyet kalemi.

Ve nihayet, her şeyin dijitalleştiği bir çağda, dijital uçurum en büyük ironiyi yaratıyor. E-devlet kapısı, engelliler için çoğu zaman kapalı. Hakeza UYAP sistemi de aynı. Ekran okuyucuların okuyamadığı siteler, alt yazısız kamu spotları, doldurulamayan formlar… Teknoloji “hayatı kolaylaştıracak” derken, engelliler için hayatı daha da erişilmez kılıyor. Bu, sadece bir teknik aksaklık değil, vatandaşlık bağının da koparıldığı yeni bir dışlanma biçimidir.

Sonuç: Siyaset Üstü Bir İnsanlık Sınavı
Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler ve yürürlüğe koyduğu yasalar, gerçek bir dönüşüm için gerekli ancak yeterli değil. İktidar, sorunları çözmek yerine sembolik hamlelerle yetinirken, muhalefet de bu devasa toplumsal meselenin hakkını veremiyor. Daha da çarpıcı olan, muhalefet partilerinin kendi iç teşkilat yapılarında dahi engellilerin ve deneyimli ailelerinin karar alma mekanizmalarına anlamlı katılımını sağlayacak yapısal dönüşümü gerçekleştirememiş olmasıdır. Bu suskunluk ve etkisizlik, sorunu derinleştiren bir başka faktör.

Çözüm daha fazla “farkındalık projesi” değil. Çözüm, o hastane koridorlarında saatler geçiren insana saygı duymaktan başlıyor. Çözüm, engelli bireyi bir “yüzde” veya “yük” değil, eşit haklara sahip bir yurttaş olarak görmekten geçiyor. Çözüm, muhalefetin de bu konuyu stratejik bir insan hakları mücadelesi olarak benimseyip, somut, takip edilebilir politika teklifleriyle ortaya çıkmasını ve ses getirmesini gerektiriyor.

Değişim, rampasız binaya ceza yazıldığını, engelli mühendisin mühendis olarak çalıştığını, bir annenin gelecek kaygısı duymadığını gördüğümüzde başlayacak. O gün gelene kadar, bu ülkede engelli olmak, sistematik bir yalnızlık ve mücadele hali olmaya devam edecek. Bu, hepimizin ortak utancı ve siyaset üstü bir insanlık sınavıdır.

Siyasete Veda

İYİ Parti Genel Merkezi Kurucu Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyesi, Gençlik Kolları Engelliler Komisyonu Kurucu Başkanı, ana kademe Sosyal Politikalar ve Kadın Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Danışmanlığı, STK İlişkileri Başkanlığı Raporlama, Dokümantasyon ve Projeler Yöneticiliği yaparak önemli deneyimler elde ettiğim ve beraberinde kıymetli çalışmaları da ortaya koyduğumuza inandığım siyasi faaliyetlere ara verdiğimi belirtmek istiyorum.

Beraberinde bu süreç içerisinde neler yaptığımıza çok kısa değinmek istiyorum;

  1. Türkiye’nin çeşitli illerinde engellilikle mücadele eden platform, dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon, ağ ve sosyal girişim temsilcilerine yerinde ziyaretler gerçekleştirdik. Mevcut durum analizleri yaparak sorunlar ve çözüm önerilerini istişare ettik. Bunları raporlayarak ilgili yerlere ulaşmasını sağladık.
  2. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Beyannamesi ve Türkiye STK Gölge Raporuna meclis soru önergelerinde yer vermek üzere BM Türkiye Mukim Koordinatörlüğü ile temas geliştiren ilk siyasi parti temsilcisi olduk.
  3. Engellileri, ailelerini ve ilgili kurum ve kuruluşları baz alan soru bazında 65 meclis soru önergesi ve 3 kanun teklifini İYİ Parti Meclis Grup Başkanlığımız ile paylaşarak ilgili konuların gündeme taşınmasını sağladık. Detayları biyografimde yer almaktadır.
  4. Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler Çalıştayı ve Engelsiz Yaşam Çalıştayı düzenledik.
  5. Önceki Dönem yerel seçimlerinde belediye başkan adaylarımızın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Mansur Yavaş’ın engelliler ve aileleleriyle ilgili proje ve vaatlerine önemli katkılar sunduk.
  6. İl ve ilçe teşkilatlarımızın engellilikle mücadeleye dikkat çeken çalışmalarına önemli katkılar sunduk.

Tüm bu süreçlerde çok kıymetli insanlarla tanışma fırsatı yakaladım. Her birinin mücadelesine ve emeğine şahit oldum. Tüm bu tanışıklıklar ve ülkemizin geleceği adına mücadele etme alanını bizlere sunduğu için Kurucu Genel Başkanımız Sn. Meral AKŞENER’e çok teşekkür ediyorum. Ben henüz tanışma fırsatı bulamadım fakat çalışmalarımızdan haberdar olduklarını biliyorum. Gençlik kollarında engellilikle mücadele etme fırsatını bizlere sunan ve genel idare kuruluna bu çalışmaları gerçekleştirmek üzere davet eden, kendileriyle çalışma fırsatı yakaladığım Kurucu Gençlik Kolları Genel Başkanımız Sn. Osman Ertürk ÖZEL’e çok teşekkür ediyorum. Gençlik kollarında gerçekleştirdiğimiz çalışmaları takip eden ve burada ki faaliyetlerimizden yola çıkarak danışman olarak görev aldığım önceki dönem Sosyal Politikalar ve Kadın Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İstanbul Milletvekilimiz Sn. Ayşe Sibel YANIKÖMEROĞLU’na çok teşekkür ediyorum. Raporlama, Dokümantasyon ve Projeler Yöneticisi olarak birlikte çalışma fırsatı bulduğum önceki dönem STK İlişkileri Başkanımız Sn. Burak AKBURAK’a çok teşekkür ediyorum. Özellikle engellilikle mücadele için çalışmalarımızda elinden gelen tüm katkıyı sunan, bizi hiç bir zaman geri çevirmeyen, resmi olarak görev alalım veya almayalım her zaman yanımızda olan önceki dönem Özel Kalem Müdiremiz Sn. Esma BEKAR’a çok teşekkür ediyorum.

İYİ Parti ile tanışmama vesilen olan üç değerli isme de yer vermek istiyorum. Önceki dönem Genel Başkan Yardımcımız Sn. Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ’a, Gençlik Kolları Kurucu Genel Sekreterimiz Sn. Dr. Cenk ÖZATICI’ya ve partimizin Kurucu Genel İdare Kurulu Üyesi Sn. Elmas GİRAGOS’a çok teşekkür ediyorum.

Buradan hareketle önümüzde ki iki yıl içerisinde planladığımız bazı sosyal girişimler var. Bu çalışmalarımızda gönüllü olarak yer alan arkadaşlarımla birlikte bir dernek kurmayı düşünüyoruz. Beraberinde planladığım bir kariyer hedefi var. Bunun için biraz çalışacağım. En önemlisi ise Sevgili Eşim ve Güzel Kızımla daha çok zaman geçireceğim.

Pek tabii ki İYİ Partinin bana kazandırdığı ve adına yer veremediğim tüm arkadaşlarıma ve siyasi büyüklerime çok teşekkür ediyorum. Bu arkadaşlarımın her biriyle iletişimimi asla kesmeyeceğim ve dostluklarımız devam edecektir. Tekraren partimizde emeği olan herkese çok teşekkür eder, yaşamlarında başarılar dilerim.

En kıymetli fotoğraf ile…

İYİ GENÇLİK

Sevgi ve Saygılarımla

Kemal ATEŞ

Ortak Politikalar Mutabakat Metninde “ENGELLİLER”

30 Ocak 2022 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi, Deva Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisinin (Altılı Masa)

  • Hukuk, Adalet ve Yargı
  • Kamu Yönetimi
  • Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Denetim
  • Ekonomi, Finans ve İstihdam
  • Bilim, AR-GE, Yenilikçilik, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm
  • Sektörel Politikalar
  • Eğitim ve Öğretim
  • Sosyal Politikalar
  • Dış Politika, Savunma, Güvenlik ve Göç Politikaları

alanlarında kapsamlı çalışmaları sonucu ortaya çıkan politika belgesinin Sosyal Politikalar başlığı altında yer alan “Engelliler Bölümü” aşağıda yer almaktadır.

  • Kamuda engellilere yönelik hizmetlerdeki dağınıklığı giderecek, tüm hizmetleri tek bir çatı altında toplayacak, buna uygun güçlü bir kurumsal yapı oluşturacağız.
  • Engellilerle ilgili veri tabanı oluşturacak, düzenli olarak güncelleyecek ve kamuoyuyla paylaşacağız.
  • Ulusal Otizm Eylem Planını hayata geçireceğiz.
  • Ülkemizin iç mevzuatını, BM Engelli Hakları Komitesi’nin Nihai Gözlem Sonuç Raporu doğrultusunda geliştireceğiz.
  • Çalışma hayatındaki şiddet ve taciz olaylarına karşı başta kadınlar olmak üzere dezavantajlı tüm kesimleri korumak amacıyla ILO 190 sayılı sözleşmesini onaylayacak ve buna uygun alt mevzuat hazırlayacağız.
  • Engellilere yönelik ayrımcılığı sona erdirmek için yeni hukuki düzenlemeler yapacak, kanunda mevcut olmasına rağmen uygulamada işlevsellik kazanamayan hükümlerle ilgili olarak cezai yaptırımlar getireceğiz.
  • Engelli çocuğu olan ebeveynlerin yaşamlarını kaybetmeleri halinde çocuklarına kimin bakacağı konusundaki haklı endişelerini net yasal düzenlemelerle ortadan kaldıracağız.
  • Dijital dönüşümü ve evden veya uzaktan çalışma imkanlarını da dikkate alarak kamu ve özel sektörde engelliler için ayrılan mevcut kotaları dolduracağız.
  • Kamuda çalışan engellilerin kendi eğitim, meslek ve yeteneklerine göre istihdam edilmelerini sağlayacağız.
  • Engelli istihdamı konusunda engelli grupları arasında dengeli bir politika belirlenmesini sağlayacak, engelli kadınlar, işitme engelliler ve zihinsel engellilerin engelli istihdamından eşit oranda faydalanmalarını temin edeceğiz.
  • Engelli bireylerin yetkinlikleri ve yapabilecekleri işlere uygun eğitim almalarını sağlayacak ve istihdam edilebilirliklerini artıracağız.
  • Sosyal sorumluluk projeleriyle engellilere yönelik mesleki eğitimler ve sertifika programlarını teşvik edeceğiz.
  • Engelli bireylerin yazılım, kodlama, siber güvenlik, e-ticaret uzmanlığı, büyük veri yöneticiliği gibi kalifiye eleman olarak istihdamını sağlayacak projeler geliştireceğiz.
  • İş Koçları uygulamalarıyla engelli personelin işe, işyerine ve diğer personele uyumunu artıracağız.
  • Engelli aylıkları, bakım yardımları ve malzeme desteklerini yüksek enflasyonu da dikkate alarak günün şartlarına göre güncelleyeceğiz.
  • Engelli aylıklarını ve bakım yardımlarını belirlerken, hane içinde fert başına düşen gelir sınırını artıracağız.
  • Engelli vatandaşlarımızın kullandığı protez, ortezlerin SGK katkı paylarını günün şartlarına göre güncelleyeceğiz.
  • Engelli bakım ve kreş evleri açarak ailelere sosyal destek sağlayacak, engellilerin ve bakıma muhtaç yaşlıların günü birlik yararlanabileceği bakım evleri açarak bu kişilerin ailelerinin günlük ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olacağız.
  • Engelli çocukların ebeveynleri üzerinden sağlık yardımı alabilmeleri için en az %60 olarak uygulanan engellilik oranını düşüreceğiz.
  • Engelli kadınlar için doğum öncesi ve sonrası izin gün süresini artıracağız.
  • Engellileri, rehabilite edilmesi, sosyal hayata katılması ve sağlıklı bir hayat sürmeleri için spora teşvik edecek, hemen her branşta spor yapabilmeleri için gerekli altyapı imkânlarını hazırlayacak, başarılı milli sporculara teşvik primi verilmesi hususundaki esasları genişleteceğiz.
  • Engelli Spor Kulüplerine Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesinden sağlanan ödeneklerin miktarını artıracağız.
  • Kamu kurum ve kuruluşlara ait sosyal tesislerden engellilerin indirimli olarak istifade etmesini sağlayacağız.
  • Engelli bireylerin bağımsız yaşam ve topluma dahil olabilmeleri için gelişen teknolojilere uyumlu tıbbi cihaz, ilaç, test kitleri ve yapay zeka marifetiyle üretilen ürünleri stratejik sektör kapsamına alacak ve teşvik edeceğiz.
  • Erişilebilirlik sorunlarını Evrensel Tasarım İlkeleri çerçevesinde çözeceğiz.
  • Şehirlerin, kamu binaları başta olmak üzere iş yerlerinin, sinema, tiyatro gibi kültür merkezlerinin, eğitim kurumlarının ve toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uluslararası standartlarda uygun hale getirilmesini sağlayacak, bu konudaki denetimleri titizlikle gerçekleştireceğiz.
  • Engelli bireylerin ikamet ettiği ya da öğrenim gördüğü caddelere uyarı tabelaları asılmasını sağlayacağız.
  • Adil ve etkin bir Sağlık Kurulu Raporları Yönetmeliği’ni hayata geçirecek, her kamu kuruluşuna başvuruda istenilen farklı sağlık kurulu raporu taleplerini sonlandıracağız.
  • Sağlık Kurulu Raporlarının Dünya Sağlık Örgütünün standartlarına uygun olarak düzenlenmesini sağlayacağız.
  • Kalıcı engellilik durumunun tespitinde; bir kereye mahsus olacak şekilde engellinin tüm engel durumlarını, gerekli olacak (tıbbi araç ve gereçleri, vb.) donanımlarını, eğitim gereksinimlerini saptayacak yeni bir sağlık kurulu raporunun düzenlenmesini sağlayacağız.
  • Geçici engellilik durumunun tespitinde de engel derece ve özelliğine göre aynı şekilde yeni bir sağlık kurulu raporunun düzenlenmesini sağlayacağız.
  • Kamu ve üniversite hastanelerinde engellilerin hizmet alımını kolaylaştıracağız.
  • Bakım uzmanlarının ve özelikle özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim verenlerin niteliklerinin arttırılması için burs ve istihdam garantili bütünleşik bir programı hayata geçireceğiz.
  • Bakanlığa ait ve bakanlığın ödemesini yaptığı engelli bakım kurumlarında bakım hizmetlerinde kaliteyi arttıracağız.
  • Habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinin mümkün olan en erken evrede başlatılmasını ve engellinin yerleşim yerine en yakın yerde verilmesini sağlayacağız.
  • Özel bakım gerektiren engel durumları için sürdürülebilir, güvenli ve yüksek standartlar için devlet desteği sağlayacağız.
  • Erken tanı için Sağlık Bakanlığının ve Milli Eğitim Bakanlığının işbirliği içinde çalışacağı bir sistem kuracağız.
  • Doğum kaynaklı engelliliğin önlenmesi amacıyla önleyici sağlık hizmetlerine ağırlık vereceğiz.
  • Otizmli ve Down Sendromlu bireylerin toplumsal hayata katılımı için erken tanı ve erken müdahale hizmetlerini güçlendireceğiz.
  • SMA tedavisi konusunda tecrübeli uluslararası üniversiteler ile iş birliği yaparak öncelikle ilgili merkezlerde ve en kısa zamanda da uzmanların eğitimi ve teknoloji transferi yoluyla çocuklarımızın tedavisinin ülkemizde yapılmasını sağlayacağız.
  • Çok disiplinli rehabilitasyon ekipleri oluşturacak, özel rehabilitasyon üniteleri kuracak, hastanelerde engelli asistanı sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmesini sağlayacağız.
  • Engellilerin hak ve özgürlüklerinin topluma aktarılabilmesi için, anaokulundan itibaren okul müfredatlarına eğitim programları koyacağız.
  • Ülke çapında Erişilebilirlik Seferberliği başlatmak için Engelsiz Yaşam Dersini müfredata dahil edeceğiz.
  • Toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla Ulusal Erişilebilirlik Haftası uygulaması başlatacağız.
  • Engelli vatandaşlarımızın genel eğitim sistemi içinde her seviyede eğitim almasını sağlamak için bütünleştirici planlamalar yapacağız.
  • Engellilere özgü okulları yaygınlaştıracağız.
  • Engellilerin eğitim kuruluşlarına kabullerinde ortaya çıkan sorunları net yasal düzenlemelerle ortadan kaldıracağız.
  • Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir destekleme programı oluşturacağız.
  • Özel gereksinimli çocukların, örgün eğitim dışında aldıkları rehabilitasyon hizmetini ayda en az 40 ders saatine çıkaracağız.
  • İşitme ve görme engellilerin, üniversiteler dahil, eğitimin her kademesinde rahat ve kaliteli eğitim alabilmelerini sağlayacağız.
  • İşitme engelliler için Türk işaret dili sistemi oluşturacak, toplumun bu dili öğrenmesi için çalışmalar yapacağız.
  • Engellilerin seçtiği alanlarda eğitim alabilmesi için mesleki habilitasyon, rehabilitasyon ve eğitim programları geliştirecek, bu programlarda kamu kurumları haricindeki tüzel kişiler ile gerçek kişilerin de gönüllü olarak hizmet sunabilmesini sağlayacağız.
  • Örgün eğitim programlarına geç başlamış engellilerin eğitime dâhil edilmesi için düzenlemeler yapacağız.
  • Engelli bireylerin okul öncesinden itibaren diğer öğrencilerle birlikte eğitim almalarını sağlayarak engelli bireylerin okullaşma oranını artıracak, kaynaştırılmış eğitimin altyapısını hazırlayacağız.
  • Özel Eğitim İhtiyaçları belirlenmiş 0-36 ay çocuklarımız için ailelerinin bilgilendirilmesini ve desteklenmesini sağlayacak, üniversitelerimiz, yerel yönetimlerimiz ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği içerisinde 6 aylık periyotlarda izleme ve değerlendirme yaparak gerekli eğitim hizmetini vereceğiz.
  • Kaynaştırmalı Engelsiz Kreş projesi çerçevesinde engelli çocuklarımızın eğitim ve rehabilitasyonu için tamamı kamu kaynaklarıyla karşılanacak kreş uygulamasını tüm ülke genelinde hayata geçireceğiz.
  • Özel eğitim okulları, Rehberlik Araştırma Merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile genel eğitim okulları arasındaki bütünleştirici eğitime ilişkin işbirliği ortamını güçlendireceğiz.
  • Engelli öğrencilerin sınavlarda karşı karşıya kaldığı her türlü engeli ortadan kaldıracağız.
  • “Ulusal Ebeveynlik Projesi” kapsamında engelli çocuklarımızın ailelerinin çocuklarının eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmaları seferberliğini başlatacağız.

59 somut maddeden oluşan, alt yapısının oluşturulması noktasında önemli emekler verilen ve engellilikle mücadelenin omurgası olarak değerlendirdiğim Engelsiz Yaşam İçin Yol Haritasının her birinin gerçekleştirilmesini umut ediyor; İYİ Parti çatısı altında engellilikle mücadele konusunda gerçekleştirdiğimiz çalışmalara (Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler Çalıştayı - Engelsiz Yaşam Çalıştayı) destek veren Toplumsal Politikalar Başkanımız Sn. Ayfer YILMAZ'a, STK İlişkileri Başkanımız Sn. Burak AKBURAK'a, Başkan Yardımcılarımıza, başından beri gönüllü olarak katkılarını esirgemeyen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Kemal ATEŞ

Engelli Ayrımcılığını Önleme ve Mücadele Yöntemleri

Türkiye, taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Engelli Hakları Sözleşmesi’ni (EHS) 30 Mart 2007’de imzalamıştır ve EHS bağımsız Türk mahkemelerinin doğrudan başvurabileceği bir hukuk ilkesini oluşturmaktadır.

3 Aralık 2008’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilen 5825 sayılı Kanunla onaylanmış ve onay süreci, 27 Mayıs 2009’da 2019/15137 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile tamamlanmıştır. 28 Mayıs 2009’da BM Genel Sekreterliğine belgeleri sunmayı takip eden 30 günün ardından, Türkiye Cumhuriyeti için bağlayıcı olmuştur.

Bu bilgiler ışığında Türk Hükümeti her yıl EHS’e göre yaptığı çalışmaları BM Genel Sekreterliğine rapor olarak sunmak zorundadır. Bu sürece paralel olarak BM Türkiye Mukim Koordinatörlüğü ise Türkiye’de yer alan belirli Sivil Toplum Kuruluşlarından (STK) “Gölge Rapor” ister. Engelli bireylerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanmasını teşvik eden BM bu rapor ile Türkiye’de hakların korunması, geliştirilmesi ve artırılması için önemli fırsatları gözden kaçırmamayı amaçlar.

Bu kapsamda Türkiye’de ilk kez bir siyasi parti temsilcisi olarak (İYİ Parti Sosyal Politikalar ve Kadın Politikalarından Sorumlu Başkan Danışmanlığı-2019) BM Türkiye Mukim Koordinatörlüğü ile diyaloglar geliştirdik. Bu kapsamda İYİ Parti milletvekillerimizin TBMM’de gündeme taşıdığı meclis soru önergesi ve kanun tekliflerine hükümetimiz tarafından verilen cevapların BM Mukim Koordinatörlüğünce EHS’e göre yorumlanması için ortak çalışma geliştirilebileceği görüşülmüştür.

BM-Ekran.JPG
Birleşmiş Milletler Mukim Türkiye Koordinatörü İrena Vojáčková-Sollorano ve İYİ Parti Sosyal Politikalar ve Kadın Politikalarından Sorumlu Başkan Danışmanı Kemal Ateş, BM Türkiye Mukim Koordinatörlüğü, 11 Nisan 2019, Ankara

Ülkemizde 2002 yılında toplam nüfusun 12.29’unu sağlık değerlendirme raporu yüzde kırk veya üzerinde olan vatandaşlarımız temsil ediyordu. Yani 8.5 milyon civarında engelli birey yer almaktaydı. Şuan bu sayının 12 milyon civarında olduğu öngörülmektedir. Dolayısıyla gittikçe artan bir durum söz konusu… Dolayısıyla bu tablo engellilikle mücadelenin daha ciddi ve etkili platformlara taşınmasının son derece önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesinin 9 Kasım 2018’de “engelli çocuklar da dahil olmak üzere engellilerin temsilci örgütleri aracılığıyla Sözleşme’nin uygulanması ve izlenmesine katılımı hakkında Genel Yorumlar” ile sağladığı dağıtımda gördüğümüz üzere engellilere ilişkin karar alma süreçleri, sürekli danışmanlık ve aktif bir şekilde sürece dahil etmek, engelli çocukları dahil etmek, tam ve etkin katılım sağlanması konularında önemli tavsiyeler yer almaktadır.

Dolayısıyla yetki ve yetkinliklerimiz çerçevesinde Türkiye STK Gölge Raporunda yer alan soru ve sorunları milletvekillerimiz aracılığıyla BM-EHS’e atıfta bulunarak TBMM gündemine taşımış bulunmaktayız. İlgili Bakanlıklarımızdan soru önergelerine gelen cevapların tamamlanması ile gerekli adımları atmak üzere çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Kemal ATEŞ

Afiyet Olsun

Afiyet Olsun

Bazılarında bilim adamının ve bir filozofun beyni vardır. Yine de tercihini bu ikisinden yana kullanmayabilir. Bu kişi hakkında ne gibi bir sonuç çıkarabiliriz?

Bilmiyor olabilirsiniz…

Belki ilk başta bir korsan olmak isterdi… Belki yalnızca yazan, okuyan ve yaşamak derdinde olan bir gezgin.. Belki de arada kaybeden tarafta bulunan kimyasal bir kusuru bulunan duygusal bir adam.

Belki de…

Farklı baharatların birleşmesiyle lezzeti eşsiz olan bir yemeği; yenilik derdiyle sanattan ayrıcalıklı bir hale getirmek yerine, sanata dahil edenlerden biridir…

Indila - Love Story dinlerken yazılmıştır.

Afiyet olsun.

Bir Karahindibanın Samimiyeti

Bir Karahindibanın Samimiyeti

İlk yeni ayı görürsünüz bazen alacakaranlıkta solmaya doğru süzülürken… Kelebek kaşlarını düşünürsünüz tek bir kez gördüğünüz kızın… Sonra bir karahindiba gibi uçuşur gider gözünüzün önünden sizi buna sürükleyen anlar… Bu nedenle bir karahindibanın samimiyetine güvenmek isterim; Bir karahindibanın ateşe, rüzgâra verdiği tepkinin de ötesinde…

Güven ve inancın ötesinde…

Rüzgâra karşı duran bir karahindiba…

Kederli bir çocuğun dansı gibidir. Terk edilmiş bir bahçenin bitkileri, denizin kıyısına yakın demirlenmiş vapurlar, kökten farklılıklarına karşı yıpranmış olmasına rağmen kentin içine giden eski yollar… Göç eden balıkların dalgalarına şahit olanlar gibidir…

Ateşe karşı duran bir karahindiba…

Giz dolu bir yaşamın muhteşem dönüşümünde olan güneş ve ay gibidir… İki insan; En fazla güneş ve ay kadar uzak olabilir birbirine ve en fazla o kadar yakın durabilir. En az onlar kadar ortak noktası vardır ve en fazla o kadar gerçektir. Taze bir aşk yaşarcasına… O kadar uzak ve o kadar yakın ve bir o kadar da gerçek. Bir yaşam yahut bir hayat için bitmeyen bir yolculuğu sürmek gibi…

Sarı Mavi Siyah Mor çiftlerini birbirinden ayıran yaşamın saf renk için kavuşamadığı yasak çizgiler gibi… Hüzünlü bitleri sarartan insan dokunuşları gibi… Türkiye’nin Avrupalılaşması gibi.

Derin kahverengi gözleri ile görünüşünde, yürüyüşünde ve konuşmasında hafif özgün hava, zaman zaman tutsak bakışlara yol açan tarzıyla… Bütünü değil, parçaları bulduğunda korkutan hali misal.

Kemâl