Doğan Cüceloğlu bir seminerinde yere bir parça ekmek koymuş ve “Bu ekmeğe basabilecek birisi var mı?” diye sormuş salondakilere. Hiç ses çıkmamış tabii. “Sahneye gelip bu ekmek parçasına basana 100 dolar vereceğim” diye devam etmiş. Salondan yine çıt yok… Fiyatı artırarak 5.000 dolara kadar getirmiş. Bu sırada salonda bulunanlardan birisi, – Hocam, istersen 500 bin dolar ver, yine bize o ekmeği çiğnetemezsin, boşuna uğraşma demiş. Doğan Hoca da, “İşte değerler eğitimi budur” diye noktayı koymuş… – Para vererek ekmek çiğnetebileceğiniz insan sayısı yok denecek kadar azken, bedavaya yalan söyleyen, dedikodu yapan insanların bu kadar çok olması biraz garip değil mi? Acaba yalan söyleme konusunda bu kadar hassas olamaz mıydık? Yere düşen ekmeği çiğnememek için duyduğumuz hassasiyet, yerlerde sürünen bazı değerlerimiz çiğnenirken niçin kendini göstermiyor?
Benim bu duruma benzer verdiğim örnek; Yolda omzunuza çarpsa kırk defa helallik isteyecek insanların söz konusu para, makam, güç olunca çatır çatır hak yemesi… Çok tuhaf değil mi?
Oldukça tuhaf olan bir kesim daha var! Körün, herkesle; aynı manzarayı gördüğü yerde olan…
İnsanların sizden farklı ilerleyişlerini; onların başarısızlıkları sanıyorsunuz, onların tercihleri olabileceğini unutuyorsunuz. Herkesin iyisi, o kişiye hastır. Aynı hızda yürümek, aynı yolları tercih etmek, aynı adımları atmak zorunda değiliz. Sizin yolunuz varış noktasına daha hızlı gitmenizi sağlıyor olabilir ama biz daha uzun bir yolda, manzarayı seyrederek ulaşmayı tercih edebiliriz. Geç kalmadık, merak etmeyin, tercihimizin tadını çıkartıyoruz. Belki de sizin bulunduğunuz noktaya varmak, bile değildir istediğimiz.
Bu nedenle özellikle tavsiye olunur ki!
Sevdiğin insanları bul. İşlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat, Yap Et Çalış Başar’la geçiyor ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, sadece iş yapmamış, daha çok keyifli iş yapmış olursun. Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde, senin her hâlini (Özbekistan’da şöyle derler: ÖZ’ünü) bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Ve asla unutmayın ki; Her şeyin güzel olması için, önce içinizin güzel olması gerekir…
