DEPREMDE EN KIRILGAN OLANI KORUYABİLİYOR MUYUZ?

DEPREMDE EN KIRILGAN OLANI KORUYABİLİYOR MUYUZ?

Doğal afetler herkesi etkiler.
Ama herkesi eşit etkilemez.

Bir önce ki yazım da belirttiğim gibi İYİ Parti’de görev yaptığım dönemde gerçekleştirdiğimiz “Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler” başlıklı çalıştayda, moderatörlüğünü Prof. Dr. Esra Akı’nın üstlendiği oturumda Düzenleyici ve Raportör olarak yer aldım. Masada yalnızca teknik veriler yoktu; hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide, en kırılgan olanların nasıl daha da kırılgan hale geldiğini ortaya koyduk.

Ve açık konuşmak gerekir:
Türkiye’de afet planları yapılırken engelli bireyler çoğu zaman sonradan hatırlanıyor.

Cihazlara Bağlı Bir Hayat ve Bir Elektrik Kesintisi

SMA hastası bir çocuğu düşünün.
Nefes alabilmek için ventilatöre bağlı.
Oksijen konsantratörü olmadan yaşamını sürdüremiyor.
Sekresyonları aspire cihazıyla temizleniyor.
Yutkunma refleksi yok.

Bu cihazların bir kısmı şarjlı, bir kısmı sürekli elektriğe bağlı.

Deprem oluyor.
Elektrik kesiliyor.
Bina hasar alıyor.
Tahliye gerekiyor.

Soru şu:
Sadece hastayı mı kurtaracağız, yoksa hayatını sürdüren cihazları da mı?

Doğal afet planlamasında bu soru hala net bir şekilde cevap bulmuş değil.

Tekerlekli Sandalyede Depremi Beklemek

Deprem anında tekerlekli sandalyeye bağımlı bir birey, tek başına hareket edemez. Zihinsel engelli bir birey, “çök-kapan-tutun” komutunu anlayamayabilir. İşitme engelli bir birey, siren sesini duyamaz. Görme engelli bir birey, panik içindeki kalabalıkta yönünü kaybedebilir…

Afet anında herkes için saniyeler önemlidir.
Engelli bireyler için ise o saniyeler hayati eşitsizlik üretir.

Toplumun büyük kısmı, afet öncesinde, afet sırasında ve sonrasında engelli bireylere nasıl yardımcı olacağını bilmiyor.
Kamu spotları yetersiz.
İşaret dili çevirisi çoğu duyuruda yok.
Acil uyarılar işitme engellilerin telefonlarına sistematik olarak iletilmiyor.

Dolayısıyla bu eksiklik bir teknik sorun değil; bir planlama zaafıdır.

Veriler Konuşuyor, Sistem Sessiz

Türkiye, deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke.
1900’den bu yana 6.0 ve üzeri büyüklükte 200’ü aşkın yıkıcı deprem yaşandı ve on binlerce insan hayatını kaybetti. Ortalama olarak her yıl 6.0 ve üzeri bir depremle karşı karşıyayız.

Böylesi bir coğrafyada afet planları engelli bireyleri merkeze almıyorsa, o plan eksiktir.

Üstelik engelli nüfus oranına dair resmi verilerde bile ciddi çelişkiler bulunuyor. Engellilik oranı bir araştırmada %12’nin üzerinde açıklanırken, başka bir araştırmada %6.9 olarak duyurulabiliyor. Veri net değilse, planlama nasıl net olacak?

Afet yönetiminin belirsizliği kaldırmadığı gerçeği ortada iken ve özellikle de söz konusu olan insanların hayatı ise nasıl bir yol izlenecek?

Afet Yönetiminde “Kapsayıcılık” Bir Slogan Değil

AKUT Vakfı Başkanı Ali Nasuh Mahruki’nin çalıştayda altını çizdiği önemli bir gerçek vardı:
Engelli bireyler ve aileleriyle birlikte düşünüldüğünde bu mesele toplumun yaklaşık dörtte birini ilgilendiriyor.

Bu bir “özel grup” meselesi değil.
Bu, toplumun merkezine dair bir mesele.

Afet öncesinde veri bankalarının oluşturulması, Engel durumlarına göre özelleştirilmiş tatbikatların yapılması, Toplanma alanlarının erişilebilirliğinin denetlenmesi, Tahliye planlarının engelli bireyler gözetilerek tasarlanması, İşaret dili eğitiminin yaygınlaştırılması…

Tüm bunlar lüks değil, zorunluluktur. Bunun farkında hareket etmemiz gerekiyor.

Eğitim: En Güçlü Koruma Kalkanı

Afet bilinci sonradan öğrenilmez; önceden inşa edilir.

Eğitilebilir düzeyde zihinsel engelli bireylerin düzenli uygulamalarla afet davranış alışkanlığı kazanması, İleri düzeyde bilişsel yetersizliği olan bireylerin yakınlarının eğitilmesi, İşitme engelli bireyler için tercüman destekli programların yaygınlaştırılması, Deprem simülasyon merkezlerinin farklı illerde hayata geçirilmesi…

Bunların tamamı hayat kurtaracak adımlardır.

Her engel grubuna aynı çözümü sunmak yerine, her engel grubuna özgü çözüm üretmek zorundayız. Çünkü afet anında standart insan yoktur; Standart plan da olmamalıdır.

Erişilebilirlik: Afet Öncesinde Başlar

Evrensel tasarım ilkeleri sadece şehir estetiği meselesi değildir.
Rampası olmayan bir bina, Sesli uyarı sistemi bulunmayan bir istasyon, Altyazısız bir duyuru, Yetersiz aydınlatılmış bir toplanma alanı…

Afet gelmeden önce riski büyütür.

Engelli bireyler için güç kaynağı istasyonlarının oluşturulması, medikal ekipman temin zincirlerinin planlanması, işitme cihazı ve pil gibi hayati materyallerin yedekli düşünülmesi gibi adımlar afet sonrası kaosu azaltacaktır.

Bu süreçlerin en önemli temel taşı olan planlama, panik başlamadan yapılmalıdır.

Ortak Akıl Olmadan İlerleme Yok

MEB, AFAD, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, yerel yönetimler ve engelli STK’ları birlikte hareket etmedikçe bu mesele çözülemez.

Afet yönetimi tek bir kurumun sorumluluğu değildir.
Bu, bir koordinasyon ve irade meselesidir.

Türkiye’de engellilere yönelik çok sayıda çalışma var.
Ancak kolektif ve sistematik bir çerçeveye oturtulmadığında, bu çalışmalar parçalı ve sınırlı kalıyor.

Kahramanmaraş Depremlerinde şahit olduğumuz üzere afet, koordinasyonsuzluğu affetmez.

Kişisel Tanıklığım

Bu çalıştayda raportör olarak yalnızca not tutmadım; bir gerçeğe tanıklık ettim:

Afet anında en kırılgan olanlar, planın dışında kalanlardır.

Bir annenin, ventilatöre bağlı çocuğuyla depremi nasıl atlatacağını bilmeden yaşadığı kaygıyı…
Bir işitme engelli bireyin acil uyarıyı alamama ihtimalini…
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısının merdivenli bir tahliye planında yalnız bırakılma riskini…

Bunları görmezden gelemeyiz.

Sonuç Olarak;

Doğal afetler kader olabilir.
Ama hazırlıksızlık kader değildir.

Engelli bireylerin afet süreçlerinde korunması bir merhamet meselesi değil; bir hak ve planlama meselesidir. Eğer bu ülke afet gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek istiyorsa, en kırılgan olanı merkeze almak zorundadır.

Ve şunu açıkça ifade ediyorum:

Eğer engelli bireylerin afet güvenliği konusunda sessiz kalan bir sistem varsa, o sessizliği bozmak bizim sorumluluğumuzdur.
Çünkü gerçek güç, en zayıf görüneni koruyabildiğimiz gün ortaya çıkar.