ENGELLİ İSTİHDAMINDA YENİ BİR YOL

ENGELLİ İSTİHDAMINDA YENİ BİR YOL

İYİ Parti’de STK İlişkilerinden Sorumlu Raporlama, Dokümantasyon ve Projeler Yöneticisi olarak görev yaptığım dönemde, 16 Ocak 2021’de; “Doğal Afet ve İstihdam Süreçlerinde Engelliler Çalıştayı”nı düzenleme ve iki masada da raportörlük yapma sorumluluğunu üstlendim. Bu çalıştay, sadece teknik bir politika toplantısı değil; sahadaki gerçeklerin, kırılganlıkların, umutların ve çözüm iradesinin aynı masada buluştuğu güçlü bir zemindi.

İş ve istihdam masasında; Mehmet Kızıltaş, Yıldıray Çınar, Fulya Ekmen, Turhan İçli ve Ersun Civan’ın katkıları, AB Delegasyonu Program Yöneticisi Mehmet Caner Demir’in gözlemleriyle birlikte, Türkiye’de engelli bireylerin çalışma hayatında karşılaştıkları yapısal sorunları bütün açıklığıyla ortaya koydu. Ben de bu sürecin hem düzenleyicisi hem raportörü olarak, sahadan gelen her cümleyi bir sorumluluk bilinciyle kayda geçirdim.

En Büyük Engel: Zihniyet

Çalıştayda en çarpıcı biçimde ortaya çıkan gerçek şuydu:
Türkiye’de engelli bireylerin önündeki en büyük engel çoğu zaman fiziksel değil, zihinseldir.

“Engelliler çalışamaz.”
“Ancak korumalı işyerlerinde bulunabilir.”
“Verim beklenmez, yeter ki oyalansın.”

Bu anlayış, iyi niyet kisvesi altında, engelli bireyleri üretimin ve karar mekanizmalarının dışına iten bir sistem üretmiştir. “Korumalı istihdam” modeli, bireyin sosyalleşmesini önceleyen ancak üretkenliğini, kariyerini ve ekonomik bağımsızlığını ikinci plana atan bir yaklaşım haline gelmiştir. Oysa bir bireyi korumak adına onu potansiyelinden mahrum bırakmak, başka bir tür dışlamadır.

Engelli bireyler bir “sosyal sorumluluk kalemi” değildir.
Onlar katma değerdir. Üretendir. Çalışandır. Yönetendir.

Mevzuat Var, Uygulama Yok

Türkiye’de engelli istihdamına ilişkin mevzuat şekli anlamda ciddi boşluklar barındırmamaktadır. Ancak uygulama alanında büyük sorunlar bulunmaktadır.

  • İşten çıkarılan bir birey işsizlik maaşı başvurusunu kısa sürede yapabilirken, engelli bir birey aylar süren belge ve prosedür süreçleriyle karşı karşıya kalabilmektedir.
  • İşe alım sonrasında erişilebilir ekipman eksiklikleri ve iş sağlığı güvenliği düzenlemeleri çoğu zaman görmezden gelinmektedir.
  • 15 yıl çalışma süresini dolduran engelli bireyler, bazı şirketlerde dolaylı emeklilik baskısıyla karşı karşıya kalmaktadır.
  • Sosyal güvenlik sistemi engellilik oranını yüzdelik dilimlerle sınıflandırmakta; %50 ile %70 arasındaki fark, haklara erişimde ciddi uçurumlar yaratmaktadır.

Dolayısıyla burada hak, bir yüzdelik hesap değildir.
Hak, bireyin ihtiyacından doğar.

Engelliliğin; hafif, orta, ağır gibi fonksiyonel kategorilerle ve bireysel ihtiyaç odaklı değerlendirilmesi daha adil bir sistemin kapısını aralayacaktır.

Destekli İstihdam: Bir Modelden Fazlası

Çalıştayımızın en güçlü önerisi “Destekli İstihdam Modeli”nin Türkiye genelinde sistemli şekilde uygulanmasıdır.

Destekli istihdam;

  • Engelli bireyi yalnız bırakmayan,
  • İşvereni bilinçlendiren,
  • Aileyi sürece dahil eden,
  • İş koçları aracılığıyla mesleki uyumu sağlayan,
  • Sürekli takip ve rehberlik içeren bütüncül bir modeldir.

Bu sistemde iş koçları yalnızca işe yerleştirme yapmaz; bireyin potansiyeline uygun pozisyonu bulur, iş ortamında eşlik eder, uyum sürecini yönetir ve gerektiğinde destek sunar. Aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği açısından riskleri azaltır, iş kazalarını önleyici katkılar sağlar.

Uygulandığı örneklerde görüyoruz ki;
Engelli bireylerin verimliliği artıyor,
İşveren memnuniyeti yükseliyor,
Önyargılar yıkılıyor.

Ve en önemlisi, engelli bireyler “kota dolsun” diye değil, “değer kattıkları” için tercih ediliyor.

Tek Tip Yaklaşımın Yanlışlığı

Mesela pandemi döneminde tüm engelli bireyleri kapsayan sokağa çıkma yasakları ve evden çalışma uygulamaları, tek tip politikaların ne kadar sorunlu olabileceğini gösterdi.

Bazı engelli bireyler için evden çalışma büyük bir fırsat yaratırken, bazıları için sağlık sorunlarını artıran ve sosyal izolasyonu derinleştiren bir sürece dönüştü. Bu deneyim bize şunu öğretti:

Tüm engelliler aynı değildir.
Politika bireye göre şekillenmelidir.

Hak ve destek mekanizmaları; bireysel özelliklere, ihtiyaçlara ve tercihlere göre kurgulanmalıdır.

Kolektif Çalışma Olmadan Çözüm Yok

Türkiye’de engellilere yönelik çok sayıda proje, çalışma ve iyi niyetli girişim bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalar kolektif bir sisteme oturtulamadığı için ya yerelde sınırlı kalmakta ya da uygulama aşamasına geçememektedir.

Devlet, özel sektör, sivil toplum, sağlık fakülteleri, rehabilitasyon merkezleri ve İŞKUR koordineli çalışmadıkça, sorunlar kısır döngüden çıkamayacaktır.

Destekli istihdam yalnızca bir model değil; bir zihniyet dönüşümüdür.

Korumalı Alanlardan Açık Topluma

Engelli bireylerin çalışma hayatındaki en büyük ihtiyacı, koruma değil; fırsattır.
Ayrıcalık değil; adalettir.
Kota değil; değer görmektir.

Bugün engelli bireylerin yaşadığı sorunlar yalnızca işe girmekle sınırlı değildir. İşe girdikten sonra yükselme fırsatları, ekipman erişilebilirliği, iş güvenliği hakları, sosyal güvenceleri ve saygınlıkları da aynı derecede önemlidir.

Toplumun algısı değişmeden, mevzuat uygulanmadan, destek mekanizmaları sistematik hale gelmeden gerçek bir eşitlik sağlanamaz.

Kişisel Sorumluluğum

Bu çalıştayda raportörlük yaparken yalnızca not tutmadım; tanıklık ettim.
Bir annenin kaygısına, bir çalışanın görünmeyen mücadelesine, bir işverenin tereddüdüne, bir uzmanın çözüm arayışına tanıklık ettim.

Şuna inanıyorum:

Engelli bireylerin istihdamı bir sosyal politika başlığı değildir; bir insan hakları meselesidir.
Ve insan hakları ertelenemez.

Kemal Ateş olarak, destekli istihdam modelinin ülke genelinde sistematik biçimde uygulanması, engellilik değerlendirmelerinin bireysel ihtiyaç odaklı hale getirilmesi ve kolektif bir çalışma mekanizmasının kurulması için atılacak her adımın takipçisi olmaya devam edeceğim.

Çünkü biliyorum ki;
Gerçek kalkınma, kimseyi geride bırakmadan mümkün olur.

Gerçek ilerleme ise, kimseyi geride bırakmayan toplumlarda mümkündür.

Unutulmamalıdır ki; engeller, bireylerin bedenlerinde değil, çoğu zaman zihinlerde ve sistemlerde büyür. Ve biz, o engelleri birlikte aşabildiğimiz gün gerçekten güçlü bir toplum olabiliriz.

Sonuç olarak; engelli bireylerin sessiz talebi, bizim yüksek sesimiz olmaya ihtiyaç duyarsa, kimse merak etmesin — biz o ses olur, o adalet çağrısını birlikte yükseltiriz, o umudu da büyütürüz!..