ÖTV istisnasındaki son değişiklik, bir hak genişlemesi değil, zorunlu kalındığı için yapılmış sınırlı bir düzeltmedir. Anayasa Mahkemesi kararı olmasaydı, devlet bu adımı atmaya hiçbir zaman gönüllü olmazdı. Ve atılan adım bile yarım yamalaktır: Sadece ortopedik engellilerin bir bölümüne, sadece belli şartlarla, sadece devletin belirlediği fiyat ve yerli üretim sınırları içinde… Geriye kalan herkes -görme engelli, işitme engelli, zihinsel engelli, süreğen hastalığı olan milyonlarca insan- yine yok sayılmaktadır. Ulaşım hakkı, bu düzenlemede hâlâ bir hak olarak tanımlanmamakta, “doğru engel grubundaysan ve yeterli paran varsa elde edebileceğin bir ayrıcalık” olarak sunulmaktadır. Soru şudur: Bu gerçekten adalet midir, yoksa engelliler arasında bir hiyerarşi kurarak “bazı engelliler daha eşittir” demenin başka bir yolu mudur?
İşte bu çelişkiyi en net şekilde ortaya koyan değerlendirme, Çok Değerli Arkadaşım Av. Aslı Aksu Eren tarafından yapılan bilgi notunda yer alıyor. Buyurun, o notu -rapor dilinden arındırılmış, ama içeriği aynen korunarak- sizlerle paylaşıyorum:
Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanunu’nda yapılan son değişikliğin getirdiği temel farklar ve başvuru şartları, yasalaşan yeni “Madde İhdası” metni ve mevcut mevzuat ışığında şu şekildedir:
- Eski Durum: “Bizzat Kullanma” Zorunluluğu
· Hak Sahipliği: Engellilik oranı %90’ın altında olan bireylerin ÖTV istisnasından yararlanabilmesi için temel şart, ortopedik engelli olmaktı.
· Sürücü Belgesi Şartı: Bu gruptaki bireylerin istisnadan yararlanabilmesi için mutlaka sürücü belgesine (ehliyet) sahip olmaları ve aracı “bizzat kullanmaları” gerekiyordu.
· Tertibat Şartı: Araca, engellilik durumuna uygun hareket ettirici özel tertibat yaptırılması zorunluydu.
· Kısıtlama: Engelinin niteliği gereği (örneğin kollarını kullanamama vb.) sürücü belgesi alamayan ortopedik engelliler, %90 oranına ulaşamadıkları sürece bu haktan tamamen mahrum kalıyordu.
- Yeni Durum: Ehliyet Alamayanlar İçin Kapsamın Genişlemesi
· Ehliyet Engeli Kalktı: Yapılan yeni düzenleme ile ortopedik engeli %40 ve üzerinde olan bireylerin, engel durumları nedeniyle sürücü belgesi alamayacaklarını raporla belgelemeleri halinde “bizzat kullanma” şartı kaldırılmıştır.
· Başkası Tarafından Kullanım: Sürücü belgesi alamayan bu bireyler, artık araçlarını başkalarının şoförlüğünde kullanmak üzere ÖTV istisnasıyla iktisap edebileceklerdir.
· Hukuki Dayanak: Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin “kendi sürebilen ile süremeyen arasındaki ayrımın eşitliğe aykırı olduğu” yönündeki kararı doğrultusunda yapılmıştır.
· Araç Sınırı: İstisna; binek otomobil, panelvan ve motosiklet gibi belirli araç gruplarını (87.03, 87.04 ve 87.11 G.T.İ.P.) kapsamaktadır.
- Yeni Düzenlemeden Nasıl Yararlanılır?
· Sağlık Kurulu Raporu: Engelli sağlık kurulu raporunda engellilik oranının %40 veya üzerinde olması ve engel durumunun “ortopedik” olduğunun belirtilmesi şarttır.
· Ehliyet Durum Belgesi: Bireyin bu engel durumu nedeniyle sürücü belgesi alamayacağına dair resmi karar veya sağlık raporu ibraz edilmelidir.
· Fiyat Sınırı: Alınacak aracın vergiler dahil satış bedelinin, 2026 yılı için belirlenen 2.873.900 TL’yi aşmaması gerekmektedir.
- Mevcut Durumda Değişmeyen ve Devam Eden Sınırlar
· Yenileme Süresi: Aracın ilk iktisabından itibaren yeniden istisnadan yararlanabilmek için gereken süre 10 yıl olarak uygulanmaya devam etmektedir.
· Engel Grubu Kapsamı: %90’ın altında olup sürücü belgesi alamayanlar için tanınan bu yeni imkan, sadece ortopedik engelliler ile sınırlı tutulmuştur. İşitme, görme, zihinsel veya süreğen engel gruplarında olup oranı %90’ın altında kalanlar için mevcut kısıtlamalar sürmektedir.
· Yerli Katkı Oranı: İstisnadan yararlanılacak araçlar için uygulanan en az %40 yerli katkı oranı şartı yürürlüktedir.
Peki bu değişiklik ne getirdi, ne getirmedi? İşte Av. Aslı Aksu Eren’in çarpıcı değerlendirmesi:
1) Eşitlik İlkesi: Kısmi Düzeltme, Eksik Adalet
Yeni düzenlemenin en önemli kazanımı, “sürebilen – süremeyen” ayrımını ortadan kaldırmaya yönelik olmasıdır. Bu, aslında Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda atılmış bir adımdır ve şu açıdan önemlidir: Engellilik durumuna göre farklı muamele yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu kabul edilmiştir. “Bağımsız hareket edemiyorsan haktan da yararlanamazsın” yaklaşımı hukuken kırılmıştır. Ancak burada kritik nokta şu: Eşitlik genişletilmemiş, sadece dar bir grup için düzeltilmiştir.
2) Hak mı, Ayrıcalık mı? Sorunun Kalbi
Bu düzenleme hâlâ ÖTV muafiyetini bir hak olarak değil, belirli şartlara bağlı bir istisna / ayrıcalık olarak tanımlıyor. Oysa hak temelli yaklaşımda: Erişilebilir ulaşım = temel bir insan hakkıdır. Bu hak, bireyin bedensel kapasitesine göre sınırlanamaz. Bugünkü sistem ise şunu söylüyor: “Belirli bir engel türüne sahipsen ve belirli şartları sağlarsan, sana bir kolaylık tanırım.” Bu yaklaşım, doğrudan hak temelli değil, lütuf temelli bir sosyal politika anlayışıdır.
3) Engel Grupları Arası Ayrımcılık: En Kritik Sorun
Düzenlemenin en sorunlu yönü: Sadece ortopedik engelliler için genişleme yapılması. Bu ne anlama geliyor? Görme engelli birey → kapsam dışı, işitme engelli birey → kapsam dışı, zihinsel engelli birey → kapsam dışı, süreğen hastalığı olan birey → kapsam dışı. Bu durum açıkça şunu gösteriyor: Engellilik hiyerarşisi kuruluyor. Yani devlet fiilen şunu söylüyor: “Bazı engellilikler ulaşım hakkı için daha ‘geçerli’ kabul edilir.” Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD) ve özellikle ayrımcılık yasağı ile eşitlik ilkesiyle doğrudan çelişir.
4) Ekonomik Sınırlar: Hakların Ticarileşmesi
2026 için belirlenen 2.873.900 TL sınırı, %40 yerli katkı şartı ve 10 yıl yeniden yararlanamama süresi şunu gösterir: Hak, ekonomik filtreye tabi tutuluyor. Bu ne demek? Yoksul engelli → fiilen erişemez, orta gelirli → zorlanır, sistem → sadece belirli kesime çalışır. Bu da sosyal devlet ilkesine aykırı bir sonuç üretir.
5) Bağımsız Yaşam Hakkı Açısından Değerlendirme
Ulaşım meselesi sadece araç meselesi değildir. Bu düzenleme aslında şunu belirler: Kim sosyal hayata katılabilir, kim çalışabilir, kim bağımsız yaşayabilir. CRPD’ye göre bağımsız yaşam hakkı (Madde 19) ve hareketlilik hakkı (Madde 20) devletin yükümlülüğündedir. Ama mevcut sistem bu hakkı paraya bağlar, yerli üretim şartına bağlar, engel türüne bağlar. Yani hak, koşullu ayrıcalığa dönüşür.
6) Sonuç: Reform Değil, Sınırlı Revizyon
Olumlu yön: Ehliyet alamayan ortopedik engelliler için önemli bir eşitlik adımı.
Sorunlu yönler:
· Engel türüne dayalı ayrımcılık devam ediyor
· Hak, hâlâ “istisna” olarak tanımlanıyor
· Ekonomik ve teknik şartlarla sınırlandırılıyor
· Bağımsız yaşam perspektifi eksik
Kaynak: Av. Aslı Aksu Eren’in konuya ilişkin hazırladığı bilgi notu esas alınarak düzenlenmiştir.