Yön Hazineleri

Bu başlığı en son oryantiring sporu özel çocuklarla birlikte uygularken kullanmıştık ve oldukça yaratıcı bir başlık olmuştu. Farklı gelişim alanları açısından oryantiring çalışmalarının özel eğitime gereksinim duyan çocukların gelişiminde sağlayacağı yararlar bize bu başlıkta ki yaratıcı sinyali vermişti.

Esasen bu spor fiziksel ve zihinsel uyumun en güzel örneklerinden biridir. Sadece fiziksel performansa dayalı bir koşu değil, beden ve zihnin uyumlu ve aynı anda çalışmasını gerektiren zevkli bir spor dalıdır. Renk seçimini yapabilen veya göremeyen herkesin sonuca gidebileceği eğitici bir spordur.

Her türlü arazi ve iklim şartında harita ve pusula yardımıyla amaç yön bulmak olduğu için; İskandinav kökenli insanların ataları olan Vikinglerin, yön bulmada sahip olduğu iç güdülerine büyük etkisi olduğu söylenir.

Hatta Birinci Dünya Savaşından sonra İkinci Dünya Savaşı öncesinde zamanla çeşitlenmeye başladığı için direniş grupları Oryantiring bilgileri sayesinde Alman ordularına karşı büyük avantaj sağladıklarından dolayı Hitler savaş sırasında Norveç’te Oryantiringi yasaklamıştır.

Haliyle insanoğlu bu, neyi nerede kullanacağını iyi biliyor. Herkes açısından özgürce oynanabilen bu sporu dahi savaş alanında kullanabilme yetisini asla kaybetmiyordu. Kimileri bu sporla savaş kazanırken, kimileri özel çocukların gelişimi için kullanıyor; Onların öz bakım, bilişsel gelişim, sosyal gelişim, motor gelişim ve dil gelişimi açısından ne kadar önemli bir etki yarattığını fark ediyor ve uyguluyordu.

Şimdi de bu ismi yine farklı gelişim gösteren gruplar yararına geliştirilen bir yatırım çalışması için kullanmayı düşünüyorum. Bu şekilde ilginç bir yaşanmışlığı da gözler önüne sermek istiyorum… Muhtemelen bir süre sonra burada kaleme aldığım notları bir hikâye olarak seyretme şansını yakalayabiliriz.

OrienteeringStuff

– Ateşte Sönük –

29.09.2013 – 10:25

Hayat Boyu Öğrenme

Mutlaka iyi bir eğitimle başlıyor her şey…

Eğitimde de sadece okul ve üniversitede ki mesleki dersleri kastetmiyorum. Tarih, edebiyat, felsefe, ekonomi ve bilimsel konularda hiçbir dakika boş geçirmeden devamlı ve hayat boyu okumayı ve düşünmeyi tavsiye ederim.

Ben bir memur çocuğu olarak, çalıştığım firmada devam ederken, bir ay evimizin bir odasında çalışarak elektronik ticaret firması kurma fikrini tabii ki Türkiye’de ki girişimcilik ruhuna ve az da olsa girişimcilere toplumda gösterilen saygı ve desteğe borçluyum. Ne yazık ki özellikle Ankara ve İstanbul dışında ki illerde aynı yolu deneyerek başarıya ulaşabileceğimi zannetmiyorum.

Gerçi sonradan güvendiğim bir kişinin tüm kalemlerini tek tek oluşturduğum projemi 100 bin Euro’ya satması içime dert oldu ve sistemi kapattırdım ama bu deneyimin bana daha çok şey kazandırdığını zamanla fark ettim. Çünkü bu projeyi geliştirdiğimde henüz 21 yaşındaydım.

Aradan geçen 4 yıl sonra şuan, yeni projeler üzerinde çalışıyorum. Bu projeler ortalama 1500 kişiye ekmek kapısı açabilecek çapta. Henüz bugün aldığım iyi bir haber bu projeleri gerçekleştirebileceğim ve büyütebileceğim konusunda sinyaller veriyor. Başarıya götürebilecek birkaç adım atabilirsem ve bu işleri tamamlarsam ileride kendi firmamı hiçbir mali kaynak koymadan sadece yeni mühendislik buluşları üzerine kurmak istiyorum. Yeni ve farklı.

Şuan daha çok eğitimde teknoloji ve bölgesel hayvancık alanlarına yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Şimdilik bu çalışmalardan birinin genel koordinatörlüğünü üstleniyorum. Hayatımın en iyilerini henüz yaşamadım çünkü bunun için henüz erken ve şuan mevcutta hareketli olan işleri gerçekleştirmek ve büyütmek görevim.

Ancak bir farkla; bir gün önüme gelen raporlara sadece imza atmam gerekirse; erikleri bol olan bir ağacın tohumunu ben dikersen; bu yatırımlardan beklentim daha çok para kazanmak değil… “Paradan para üretmek değil, toprak olmadan yaratılamayacak güzellikler ve hizmetler üretmek istiyorum”.

Tam da bunu yapmak üzere kendimi geliştiriyorum. Anadolu’nun unutulmaya yüz tutan tarihi, kültürel ve sanatsal mirasını yeniden hayata kazandırmaya ve dünyaya tanıtmak istiyorum. Bu mirası temel alan ürünler üretip; genç sanatçıları destekleyerek onları dünyaya açmak istiyorum.

Dolayısıyla bu düşüncemi yakın ilişki halinde olduğum yatırımcılarla paylaştığımda bakış açımın servet ve para tanımını da farklılaştırdığını söylüyorlar. Haklılar da. Ama bu anlayışın temelinde şu yatıyor:

“Öncelikle, kişi mesleğinde en iyi ve doğru olmak üzere yola çıkmalı. Verdiği hizmet, yarattığı değer ailesine, topluma ve en ideali, insanlığa ‘nasıl en faydalı olur’ diye düşünmeli. Eğer ki başarılı olursa bu toplum tarafından değerlendirilir. Bu yolda kazanılacak servet de bu değerlendirmenin bir parçasıdır. Çocuklarına doğru örnekler oluşturmak, toplumda saygıdeğer olmak, diğer insanlara hizmetten doğan huzur ve mutluluk da kazanılması gereken, para ile ölçülemeyecek bir servettir.”

Muhtemelen dünyanın en tanınmış Türk bilim ve iş insanlarından biri olan HITTITE MICROWAVE CORP. kurucusu Dr. Yalçın Ayaslı Beyin yaptığı gibi…

Open_source-1600x1200

-Kemal Ateş-

16.09.2013 – 21:00

Puca Piapolo

Puca Piapolo’da 4875 metre yüksekliğiyle bulutları delen görkemli bir kayalık ve magmadan; Bu kayalığın zirvesine ulaşan sıcak şifalı suyun oluşturduğu masalsı Pirus Montaniamma göletini görmek için can atıyorum…

Hayali bir cennet olduğunu düşündüğüm bu yerde çiçeklere sevgiyle bakabilir, kelebeklerin bile benimle olduklarını hissedebilirim.

Ve o sizden başka kimsenin göremeyeceği hayal için her şeyi riske atmanın sihridir.

Daha önemlisi, zamanın sihrine dokunmak için iyi bir şanstır.

-Kemâl-

25.09.2013, 09:30

Hayat Bir Çok Açıdan Güzeldir

Aslında hayat birçok açıdan güzeldir…

Kariyerime ilk olarak İnnova’da başladım. İşe ilk girişimde yarıda bıraktığım üniversite eğitimim devam ediyor olduğu için bazı akşamlar derslerime yumulur ve günün yorgunluğunu ayrıca çekilmez hale getirirdim… Bu pek tercih etmek isteyeceğiniz bir şey değil;

Daha sonra bunu sistematik bir hale getirdim fakat okuduğum bölüm zamanla sevemeyeceğimi anladığım bölüm olduğu için yarıda bıraktım. Etrafımda ki birçok değerli kişi bunun bir hata olduğunu söylese de ben kendim için doğru bir adım attım.

Ortalama 3,5 yıl sonra da çalıştığım bu yerden ayrıldım. Ve en çok sevdiğim şeyi yapmaya başladım “Gezmeyi”…

Aslında gezmek severek yaptığım şeylerin başında yer alıyor. İnsanlar genellikle bir ana disiplin içinde yer alıyor. Birkaç farklı disiplinde iyi işler yapınca şaşırıyor herkes ve o yüzden tanımlamak da zor oluyor. Bu nedenle gezmek hayatıma çok kuvvetli değerler kültürü inşa etmemi sağlıyor. Düzgün, erdemli, sorumluluk duygusu gelişmiş bir insan olmak, sağduyulu davranmak gibi… (NM)

Hem karakteristik özelliklerinizi de etkileyerek geliştiriyor. Mesela “net hedefler koymaya başladım”. İnsana olan saygım değer ve özgürlüklere olan inancımı artırdı. Önemli sorumluluklarda hesap verebilir olmak için kendimi geliştirdim.

Gönüllülüğün en zor iş olduğunu hiç unutmadığım, hep yaşayarak öğrendiğim için bilimsellikten uzak durmamaya çalıştım. Bireysel sosyal sorumluluk girişimlerimi her zaman bilen, akademik gelişimini bu alana yakın yaşayan insanların desteklerini yanıma alarak gerçekleştirdim.

Çünkü doğru zamanda doğru kişilerle ortak çalışmalar yaptığınızda şeffaflıktan da taviz vermiyorsunuz.

Kararlar katılımcı ve demokratik bir biçimde alınıyor. Bense bunu iki kişinin olduğu çalışmalarda dahi uygulamaktan keyif aldım.

Görevlerin ise hedefler için önemli olduğunu fakat başarının iyi gelişme sağlayan insanlardan geçtiğini birçok örnekte gördüm…

Empati duymak, hoşgörülü yaklaşmak, güven duymak ve inançlı olmak çevresel olumsuzlukların üstesinden gelebilmeniz halinde çok şey kazandırıyor.

Farklılıklarla bir arada olma kültürü ise sizi hayata, yaşama hazırlıyor. Size bu değerleri kazandırıyor. Bu kültür anlayışınızı eğitsel ve yönetimsel değerlere dönüştürerek evrensel ve çağdaş bir toplumsal duyarlılık anlayışına sahip oluyorsunuz.

Gücünü bilimden, duyarlılıktan ve gönüllülükten alan…

Dolayısıyla öğrenme yaşamıma stratejiler, potansiyel yaşamıma başarılar katmamı sağlayan arkadaşlarım; Yaşayarak öğrenmemi ve hayatla bütünleşmemi sağladılar.

Bu birliktelik ve bütünlük; Dünyayı algılama, gelişme ve öğrenmenin bir başka boyutunu sundu bize.

 NSP1-1920x1200

Dağcıların, ne kadar yükseğe tırmanırsak, o kadar aşarız…

Dalgıçların, ne kadar derine dalarsak, o kadar şey keşfederiz.. heyecanının;

Karayı gören deniz kaptanlarının; Demir atma hevesine, dönüşmemesi dileğiyle.

Güzel Günler Diliyorum, Herkese..

-Kemal Ateş-

25.09.2013 – 07:14

Aklım ve Kalbim

Teraziyim.

Bu burçlular için kendini dengelediklerinde aradıkları yazılır.

Ama ben  aklımla kalbim birleşmediği zaman hiçbir şeyi kabul etmem.

Çünkü Kur’an’da iki şey söylenir; “Aklın yok mu ki idrak etmiyorsun?” ve “Gönlün yok mu ki idrak etmiyorsun?”

Yalnızca kalbime yahut yalnızca aklıma hitap ederse terazinin de dengeleri şaşar, insanında. Bu nedenle terazimin sağ elinde kalp, sol elinde akla hitap vardır.

Gönülden akla giden yolda, “yapan da yaptıran da Allah’tır”

Hem ateşi yakıp hem de o acıya tahammül edebilme gücünü veren yine Allah’tır.

 

-Ateşte Sönük-

24.09.2013 – 22:20

Gezgin ve Gölgesi

Normal bir adam.

Sinirleri her zaman gerilebilir vaziyette.

25 yaşında.

Ankara doğumlu.

Üniversite örgün eğitim değil fakat üniversite hayatına hiç uzak değil.

Lise yıllarından itibaren oryantring, bisiklet, gezi; kısaca doğaya yakın her şeyle ilgilenme çabasında.

Yani yok öyle bir şey, durum normal değil hatta öyle böyle değil, gidebileceği her yere gitmek istiyor.

Dünyada yeni bir şeyler keşfetmek artık imkansız ama keşfedilmiş yerlerden geçmek istiyor.

Motosikletle bir kaç ülkeyi kapsayan binlerce kilometrelik bir yolculuk.

Bisikletle dağlar üzerinden şehirlerarası bir tur paha biçilemez gibi görünebilir.

Hiç şüpheniz olmasın öyledir de zaten.

Biraz fazla hayalci mi oldu?

Keselim o zaman.

Yaptığın işi iyi yapmaya çalıştığında.

İnsanlara güven verdiğinde.

Sakin bir güç olup samimi ve dürüst yaşadığında.

Biraz makul, biraz olgun, biraz insan olduğunda.

Hayaller, onları düşleyenler kadar gerçek oluyor.

*

Kar Leoparı felsefesinde yer aldığı gibi;

“Kendinizi ve yaşamı bilmek için önce tanımalısınız, tanımak içinse dağlara tırmanmalısınız,

Denizlere dalmalısınız, yükseklerden uçmalısınız,

Ruhsal ve bedensel limitlerinizi öğrenmeye çalışmalısınız, riske girmelisiniz, ya da

En kolayı gezmelisiniz.” Çünkü dünya yaşadığınız mahalleden ibaret değil.

*

Gezi ve seyahat birçok açıdan hayat için bir metafor.

İlk büyük seyahatimi henüz gerçekleştirmedim.

Fakat çorak arazi yollarının uzanışı ve ender vahaların etrafında yeraltı kuyuları ve nehirleriyle sulanan ilkel çiftlikler görmeniz.

1 metre uzunlukta ki karı kazdığınızda toprağın altında ateşe verdiğiniz patateslerin içi sapsarı, dışı simsiyah kesilirken bahar nehirlerinin buzlarının kırıldığını seyretmeniz.

2800 metrede koyu yeşil doğal araziyi tırmanırken bulutların sisi ile şelalenin sisi arasında kaybolmanız yine mümkün. Hatta…

Ufak köylerde dinlendiğinizde köy insanları tarafından “bunlarda bisikletle gelerek yolda açlıktan ve yorgunluktan düştüğünde bizim arabamızı bekleyecek gençler” olarak tanıtılmanız garanti.

Onlar bu durumdan memnun gibiydiler…

Neden bahsettiklerini bilen tiplerdi. Bu nedenle bu olaydan değerli bir ders çıkardım…

Hayatının geri kalanında sıra dışı bir şey yapmaya kalkıştığında insanlar yapamayacağını, yolda düşeceğini söylemek için sıraya girerler. Daha bilgililer bile sizi caydırmaya çalışacak.

Fakat kayda değer bir şey başarmak için bu insanların üzerine çıkmak, onları umursamayıp ne olursa olsun hedefinizin peşinden gitmek için kendinizi eğitmelisiniz.

Parasız kalabilir, hasta ve yorgun olabilir ve pes etmek düşüncesi her adımda aklınıza gelebilir.

Devam Edin.

Her şey tersken

Umutlar tükenmişken

Kıkırda, Devam Et.

Kafana takma

Devam Et.

 Kemal-Ates-3

-Ateşte Sönük-

22.09.2013, 11:00

Kapım İçeriden Açılır

Kapım İçeriden Açılır

Saklandığın yerden çık Dost;

Yahudiler, Filistin’de Müslümanlar, Avusturya’da Aborjinler, Yeni Zelanda’da Maurilier, Amerika’da Kızıldereliler, Amazon’daki yerliler hatta Alaska’da Eskimolar arasında saklanıyor olsan dahi, çık gel.

Gel ki sükûnet sağlansın, bir müddet sonra münakaşalara, iltifatlara ve kavgalara tutuşabilelim. An itibarı ile başına tâcını kondurduğumuz esmer güzelinin hatrına bir fincan ile nâz u niyâzı ber-taraf edelim.

Kapım içeriden açılır, gel yeter ki.

30.01.2013, Ankara, Turkiye, Kemal ATEŞ

Demir Atma Heyecanı

Demir Atma Heyecanı

‘Eski’ olmaktan sıkıldığımızı hissettiğimiz o döneme karşılık ‘yeni’ olmanın daha önce hiç bu kadar gözde olmadığı günümüzde ‘en iyi’ olmak neden bu kadar önemli? 1 inceleyelim!

 

 

 

Başlamadan önce…

            iPhone 5in, birinci elden kullandığım ilk telefonum olduğunu

                                                                                                                    Unutmayın…

Önümüzde ki 12 ay boyunca bizleri nelerin karşılayacağını ve beklentilerimizin ne oranda değişeceğini kestirmemiz oldukça zor. Modern tüketim yöntemlerinin gelişmesi aşamasında unutulmaz etki yaratan zaman baskısı, sıradan yaşam tarzımızı, anlayışımızı değiştirebiliyor ve sınırlarımızı her geçen gün yeniden çizmek zorunda kalıyoruz.

Bize de sınırları yeniden çizilmiş girişimler, yeni ürünler (veya yenilenen eski ürünler) sunuluyor. Sonrasında ürün, öykü ve statülerden etkilenerek bu sınırları aşıyoruz. Bilgi, heyecan ve ilgiye acımasızca hız kazandırıp, şiddetlendiren sanal dünyanin etkisiyle de  [tüketiciler biraz şundan, biraz bundan, mümkün olduğunca çok sayıda ve farklı türde yeni deneyimler toplamak istiyor.]1

Bu açıdan baktığımızda insanları “eski” olmaktan alıkoyan ve “yeni” olmaya tetikleyen, bunu cazip kılan neden; Modern hayatın gelişmesinin ve ilerlemesinin bir sonucu olarak zenginliklerin artması ve çeşitliliğin farklı yaşam stilleri arayışında olan insanlar için alternatif tercih haline gelmesi olmuştur. Seçme özgürlüğünü kullanan bireyleri, çok yönlü potansiyel bir sınıf haline getiren ve artık bu şekilde gören üreticiler, farkında olmadan topluma ve çevreye pahalı marka, kıyafet, telefon, bilgisayar vb. ürünler ile; Onların çevrede daha etkin oldukları fikrine yol açan ve zamanla marka bağımlılığına sebep olan psikolojik etkiyi yaratmışlardır. Bu etki neticesinde tüketiciler ise zamanla “daha iyi”  olmak yerine “en iyi” olma arzusu içine girmişlerdir.

Hâl böyle olunca insanların tüketim arzusu; Dağcıların ne kadar yükseğe tırmanırsak, o kadar çok aşarız… Veya dalgıçların ne kadar derine dalarsak, o kadar şey keşfederiz etkisi yarattı. Hatta bu gidişle demir atma heyecanını yaşayacak kişiler yakın zamanda ve yalnızca karayı gören deniz kaptanlarından ibaret olacak gibi duruyor.

25.01.2013, Ankara, Turkiye, Kemal ATEŞ

Zamana Karsı Yoksulluk

Zamana Karsı Yoksulluk

Yeni bir yıl, tehditler ve fırsatlarla dolu, inişli çıkışlı yepyeni bir yolculuk demek. Ve fırsatların 1 Ocak’ta ansızın ‘ortaya çıkmadığı’, ya da 31 Aralık’ta sonlanmadığı ortada. Yaratıcı başarının global düzeyde var olması mümkün günümüzde aksine, yaratıcı yıkımın hüküm sürmesi en trajedik geri dönüşümüz oldu.

Zamana karşı yoksuluz; Bazen zamanı fakir kullanıyoruz veya zaman fakiriyiz diyebilirim. Belki bu yüzden hayatı bir nebze kolaylaştıran mobil telefon uygulamaları arttı ve internet üzerinden tedarik ediyoruz herşeyi. Elle tutulamayan çeşitli türde işlerle meşgul pek çok yeni genç iş adamı görmeye bu yüzden alıştık veya önemli ölçüde işe yaramayan sosyal medya bu nedenle bir statü halini aldı.

Artık her işe-soruna karşılık gelen-çözüm üreten bir sektör var. Elbette yeni sektörlerin gelişmesine katkı sağlıyor. Ve bu durumdan şikayetçi değilim. Yalnızca zamanın gitgide zedelediği bir kültürü geride bırakıyoruz. Aynı zamanda yeni bir kültür yoğunluğuyla karşı karşıyayız. Bu yoğunluk işimize ve zamanımıza yarıyor fakat aynı oranda farkında olmadan zararlarını da yaşıyoruz.

08.01.2013, Ankara, Turkiye, Kemal ATEŞ

Kentsel Piramit & EXTRAVAGANZA

Kentsel Piramit & EXTRAVAGANZA

Bugün kentsel piramidin tavanında gerekli olan servet, yetenek ve yaratıcılık mıknatısı etkisi ile dünya başkentleri yer almaktadır. Bilgi ve istikrardan gelen kalıcı canlılıklarla gelişmeye özen gösteren şehirler bu güçleri ile çağa uyum sağlayabilmekte ve şehrin kültürüne ülke kültürü sinerjisi katabilmekteler.

Şehrin mevcut küresel ve ulusal zenginliğine haşır neşir olan kitle, şehrin tuvalini zenginleştirmek için gerekli olan yetenek ve yaratıcılığı simgeliyor ve sınırları zorlamaya kışkırtıyorsa kentsel piramid tavana vurdu demektir.

Fakat kentsel dönüşümün diğer bir adı olan mega-şehir aynı zamanda sıkışık mahalleler, betonlaşma, izdiham, gürültü ve kirli hava demek olduğu için doğanın içinde, temiz hava ve sakinliğin arayışında olan kitleler hayal kırıklığı yaşamaktalar. Çevresel sürdürülebilirlik arayışı içinde olan şehirler ne yazık ki tutumlu uygulamalardan uzak kalıyorlar.

İşte bu yüzden önceden ışıkları kilometrelerce öteden gözüken bu görkemli şehirler, artık boş. Bir zamanlar zekamızın kanıtı olarak yükselen bu gökdelenler, artık ufalan yapılar haline geldiler.

Çünkü kentlerde veya mega-şehirlerde insanlar için doğal ortam hedefi etkileşime dayalı hizmet anlayışı dışında kalmış görünüyor. İnsanlar daha çok hayat doluluğu olarak şehirleşmede çılgınlık (extravaganza) sayılabilecek yüzlerce hizmetin, alışverişin ve eğlencenin gururunu yaşıyorlar. Bu gurur neticesinde ulaşılan son noktada ise şehrin hızlı temposu ve sürekli değişen doğası yer almaktadır..

06.01.2013 – 23.49 Ankara, Turkiye, Kemal ATEŞ