Yeni Düşünceler Kotası

Bu dünya insan aklının kusursuz işlediği bir alan; yeni düşünceler kotası.

İlk olarak Ağustos 2013’de Fatih Projesi’nin 14 ili 2843 okuluna teklif sunarak başladığım yeni işime şimdi IPARD çiftlikleri ve erişilebilirlik sistemlerini ekledik. Paralel olarak Hedefe Tek Atış ile gidebilen ve attıkları adımda sesini iyi duyurabilen birkaç yeni buluşa da destek olmaya başladık.

Buluşları bir şenlik havasında yarıştırarak bu konulara ilgi duyan insanların ve yatırımcıların bir araya gelebilecekleri bir ortam hazırlamak da mümkün olabilirdi. Fakat bu ilgi ve yoğunluk isteyen bir süreç olacaktı. Bu nedenle biz “Hedefe Tek Atış” ile ulaşabilecek birkaç iş fikrine sıcak bakmayı doğru bulduk. Bu yatırımların da kendi sektöründe ülkeyi bir adım ileriye taşıyacak potansiyele sahip olmalarına özen gösterdik.

Tabi bizim programımızın dışında olağan (spontane) gelişen durumlarda oluyor. Bazıları ölçülebilir olmamakla birlikte sırt dönülecek vaziyette de değil. İpin bir ucundan tutup destek olmaya çalışıyoruz. Bu durum zamanı yavaşlatan ekonomik nedenleri net olarak görmemizi sağlıyor. Bu yüzden artık kendiliğinden gelişen iş veya olaylara yönelik yeni önlemler almaya ve uygulamaya başladık.

Örneğin ülkemizde veya yurt dışında insanlara ya da özel ve resmi kurumlara ulaştırmak istediğiniz teknik/sosyal bir ürün/potansiyel yelpaze var. Biz elimizin altında ki çeşitli pazarları ve bağlantıları kullanarak adım adım koordinasyon sağlıyoruz. Eğer olaya sıcak bakarsak detaylı bir araştırma ve değerlendirme sonrasında doğrudan net yatırımı biz sunuyoruz.

Bunun dışında parasının büyük kısmını internet ortamında üreten fakat internet ortamı dışında da geçerli bir pazarı olan ürünlerimiz var. Eğer kimler tarafından ve nasıl üretiliyor diye soracak olursanız buna verilecek en basit cevap; ilgili bakanlık tarafından düzenli olarak denetlenen üretim hanelerimizi işaret ederim.

Fakat şahsi olarak ben daha çok elektronik ticaret pazarına sıcak bakıyorum. Hatta bu olayı bir adım ileriye taşıyarak henüz hiç kimsenin tam anlamıyla hazır olmadığı; üretiminden dağılımına ve kur değerine kadar hemen hemen her şeyinden devlet ve bankalar yerine internetteki bazı borsa ve kullanıcıların sorumlu olduğu sanal para birimine geçilmesini istiyorum. Bu bahsettiğim olay sanal dünyanın gerçek para birimi olan ‘Bitcoin’den ibaret.

İlke olarak bu para birimi ister fiziksel ortamda ister internet ortamında, her yerde (restoranlar, kafeler, özel doktorlar, kuaförler, oteller, sanal para borsaları vb.) kullanılabiliyor. Listeyi uzatabiliriz… Çünkü daha şimdiden çoğumuzun haberi olmayan Bitcoin’in başkenti olarak adlandırılan Berlin’de (Almanya), aralarında kuaförlerin, baların ve özel doktorların da bulunduğu en az 30-40 ticari işletmenin, silikon Vadisi’ndeki bazı emlakçıların, Londra ve Toronto’daki bazı işletmelerin ve İsrail’deki avukatlık bürolarının geçerli para birimi olarak kabul edip kullanmaya başladığı biliniyor.

Biraz daha gerçekçilik derseniz ABD ve Almanya hükümetleri başta olmak üzere ekonomileri gelişmiş birçok hükümet, Bitcoin gibi internet ortamında sanal paralarla kara para aklanması ve yasadışı ticari etkinliklerde bulunulması konusunda hayli hassas olmaya başladı. Son olarak, internetteki başka bir sanal para birimi olan Liberty Reserve bu kurallara uymamanın cezasın kapatılarak ödedi. Hatta Facebook’un patronu Mark Zuckerberg ile giriştikleri hukuksal mücadele ile tanınan Winklevoss kardeşler Bitcoin yatırımcısı olarak geri dönüyorlar. Haliyle böylesine yoğun kullanılmaya başlanan bu para birimi hükümetlerin ve en başta CIA olmak üzere birçok istihbarat örgütünün canını sıkıyor.

Sonuç olarak sanal dünyada veya gerçek dünyada iyi ve faydalı işlerin gerçekleşmesine vesile olacaksanız sıfır hata için doğru yöntemlerle ilerlemelisiniz. İlk olarak fizibilite de entegrasyonel olmalısınız. Her türlü ihtimaliyeti değerlendirmelisiniz. Daha önemlisi bir sistem üzerine kurmalısınız. Böylece inşa ettiğiniz programlar kriptolojide dahi en zayıf halka olarak kabul gören insan faktörü yüzünden dumura uğramaz, başarıya kavuşur.

yenidusunce

Kemal Ateş

25.11.2013 – 11:00

Soruşturma

Kız çocukları konusunda ne kadar duygusal davrandığımı etrafımdakiler de fark etmiş olacak ki bu konuda ilginç tespitler de bulunmaya başladırlar…

Gerçek olan şu ki kız çocukları konusunda duygusal olabilirim. Hatta onlarla ilginç şekilde ilgilenebilir, halleri ve huylarını benimseyebilirim. Birlikte minuscule bile izleyebiliriz…

Genelde bu çizgi filmi çok beğeniyorlar. Bende çok seviyorum.

Yalnız yaşadığımız dünya iyilerin olduğu kadar kötülerinde var olduğu bir dünya.

24 Ekim 2013 gecesi kötü bir deneyim yaşadım (Çok küçük bir bölümünü anlatayım)

Perşembe gününe denk geliyordu sanırım. İş yaptığımız arkadaşlarla hep beraber yemek yiyelim düşüncesiyle dışarıya çıktık. Aramızda bayan arkadaşlarımız da var. Yemekten sonra türkü dinlemek amacıyla genelde bürokratların ve iş adamlarının gittiği bir yere geçtik (Şuan soruşturma süresi devam ettiği için ismine yer vermiyorum)

Misafirlerim içeriye girdiler benim de ufak bir işim çıktı o yüzden bir süre geç geldim. O sırada arkadaşlarım içeride 9 ve 14 yaşlarında iki küçük kıza zorla alkol verildiğini gözlemlemişler. Bunu bana bildirince polisi arayarak durumu anlattım ve yerin adresini verdim.

İlk geldiklerinde bende gelmiştim ve içeride kontrole giremediler. Nedeni Turizm Bakanlığı tarafından verilen bir belge varmış. Bu nedenle memur beyler sonradan bize içeride kimlik uygulaması yapamadıkları bilgisini verdiler.  Bu sefer iki kez daha aradım ve iki kez daha emniyet ekipleri geldi fakat bu belge nedeniyle tekrar uygulama yapamadılar.

Biz de müthiş rahatsız olduk bu durumdan. Yaklaşık olarak beş kişiyiz, sonradan diğer iki arkadaşım çıkmak durumunda kaldılar… Neyse biz işletme sahiplerini uyardık. Düşünsenize iki kız çocuğuna zorla alkol veriliyor, annesi zaten hap almış durumda; çocukların bilinci yerinde değil…

Ben ve arkadaşım her an her şeyi yapmaya müsaittik.

Şikâyet ettiğimizi ve bu durumun hemen düzeltilmesi gerektiğini söyledik. Ne oldu dersiniz…

İsmine ve adresine soruşturma sonrasında yer vereceğim işletmede çalışan 16 kişi aynı anda üzerimize saldırdı. Arkadaşımı ve beni darp ettiler. Biz kendimizi savunmak durumunda kaldık ve karşı saldırıya geçmedik ama vurun dedik. Vurun diye bağırdık. Bu önemli bir detay aslında; Fakat onlar neden vurun diye bağırdığımızı hiç düşünmediler…

Ben geceyi hastanede geçirdim, arkadaşım da bir süre tedavi olduktan sonra karakola geçti. Bende adli tıp raporumla birlikte üç saat sonra, sabaha karşı geçtim. Memur beyler gelip aldılar ve tüm gece olduğu gibi orada da bizimle çok iyi şekilde ilgilendiler. Tabi doktor hanımlar da çok ilgilendiler. Üç kişi sürekli yanımdaydı ve o durumda olan biri için bu oldukça güven verici.

Karakolda soruşturma başlatıldı, detaylar alındı ve raporlar oluşturuldu. Soruşturma kapsamında farklı kurumların da bilgisi alınacak. Biz vurun, vurun diye bağırdığımızda neden bu şekilde bağırdığımızı düşünmeyen arkadaşların her birinin başı ciddi şekilde dertte; Horosanlı müdürü ve Diyarbakırlı sahibi dahil; Bürokratların ve iş dünyasından insanların gittiği bu işletme yakın zamanda kapatılacak.

Not: Olayı soruşturma sonrasında detaylandıracağım ve iş süreçlerinde beklenmedik durumlar olarak sunumlarıma ekleyeceğim.

sorusturma kemal ates

Kemal Ateş

26.10.2013 – 09:23

Hayatın Değişimi

Durun size hayatın değişimini anlatayım…

Hayatı değiştirebilecek 4 nokta vardır…

1 numara: Tiksinme… Evet tiksinme…

Tiksinme negatif bir duygudur ama olumlu ve güçlü bir etkisi olabilir. Çünkü tiksinme size şunu der: “yeter artık!”

Bu önemli bir dönüm noktasıdır işte…

“yeter artık!”

New York’ta bir şirkette çalışan güçlü bir bayan yöneticiyle tanıştım. Bir şirkette başkan yardımcısıydı. “Bu seviyeye nasıl geldin?” dedim. Büyük bir gelirin var, üniversiteye ve yüksekokula hiç gitmemiş… Buraya nasıl geldin dedim. Yönetici… Güçlü… Geliri Yüksek…

Bana “Senaryonun bir bölümünü anlatayım” dedi.

Birkaç yıl önce ben genç bir anneydim. Bir gün kocamdan 10 dolar istedim ve kocam bana “Ne için?” dedi… O gün bitmeden önce bir daha asla para istememeye karar verdim.

Eğitim fırsatlarını araştırmaya başladım. Buldum ve kursa gittim dersler aldım okullara giderek. Şimdi başkan yardımcısıyım ve çok para kazanıyorum dedi. Sonrasında ekledi, sözünü tuttuğunu ve asla ama asla bir daha para istemediğini söyledi.

İşte “Yeter!” dediğiniz anda hayatınız değişime uğramaya başlar…

“Tiksinme…” bu konuda size yardımcı olan bir duygudur =)

degisimKemal Ateş

17.10.2013 – 23:26

Gerçek, Sizi Özgür Bırakır

Gerçek, sizi özgür bırakır..!

Eski yazıtlarda aynen böyle denir. Peki ne yaparken özgür bırakır?

Hatalarınızı düzeltmek için özgür bırakır!

Hatalarınızı düzeltip yeni tavırlar geliştirmek için sizi özgür bırakır!

Eğer hayatlarınızda değişiklik istiyorsanız yapmanız gereken şey size bir şeyler öğretecek olan sonuçlara varmanız olabilir. Felsefenizde, tavırlarınızda ve davranışlarınızda sizinle bütün olmayan seçeneklerin hepsinde değişiklik gerekse bile bundan kaçınmamalısınız. Bir özür bile düşündürüyorsa sizi, bunu dahi geç olmadan gerçekleştirmelisiniz. Sonuçlarına katlanarak…

Çünkü siz gerçeğe sımsıkı bağlanırsanız sonuç almanızda yakındır. Çünkü gerçeğin var oluş nedeni budur. Hayatımızda yapmamız gereken değişiklikler için gereken öğretileri almamız için vardır.

Asıl nedeni budur işte!

Eğer meteliksizseniz bu gerçeği tekrarlamanız teyit etmeniz için yeterlidir: “Ben meteliksizim!”

Bu gerçeği her gün görmek için buzdolabını kullanabilirsiniz mesela. Bakıp bakıp “ben meteliksizim” demelisiniz. “Ben Türkiye’de yaşıyorum ve meteliksizim” bu kadar yeter ama bu durum size bir şeyler anlatıyor olmalı. Bir yerlerde bir yanlış yapmışım ve çuvallamışım. Bu duruma hayatınızın dönüm noktası denir ve başlatacağınız süreç çok küçük bir süreçtir!

Dolayısıyla değişiklik diğerini tetikler, o diğerini tetikler ve böyle sürer gider. Fakat burada en önemli konu sizin bu değişimi pozitif bir şekilde harekete geçirmenizdir. Yukarı doğru giden pozitif bir grafik çizerseniz; buna hayatınızda ki değişim denir.

Bu değişim gerçekleşirken mevcut değerlerinize lanet okumazsanız, hayatınızda bir şeylerin normalleşmeye başladığını gözlemleyebilir ve sonuçlarını almaya başlarsınız.

gercek

Kemal Ateş

17.10.2013 – 22:37

Gülümsemek

İnsanın en çok sevdi(ce)klerine yakıştırdığı, bana göre her insana yakışan, çekilmesi zor olanlara bile yaşama sevinci katan ve etrafımda ki birçok insanın hem en masum, hem de en samimi halini yansıtan olay nedir diye soracak olursak.. “gülümseme” derim.

Hayata yaşam, yaşama sevinç katan insanların vazgeçilmezi..

Çok fazla insan bunu samimi duygularıyla yaşayamıyor ve içlerinde öyle ya da böyle bir belirsizlik veya genel olarak bir boşluk oluşuyor. Bir süre sonra kendisiyle çelişiyor. Fakat bu tam anlamıyla o insanın suçu değildir; imkânlar ve engel olunamayan çevresel etkenlerden kaynaklanabilir. Kimi zaman hepimizin yaşadığı hatta bu samimiyeti yansıtamadığımız anlarda olduğu gibi.

Haliyle bu insanlar ayrı bir kamp alanında yaşamıyor. Bazılarınız kendinizden uzaklaştırmaya çalışabilirsiniz, (birçok örneğini gördüm) bence bunu yaptığınız için çok gereksizsiniz. Çünkü gerçekten birçok insanda bu durum var; En yakınınızda ki kişilerde dahi fark edebilirsiniz.

Fakat bu durum engellenemez değil…

Ben bugüne kadar profesyonel olarak hiç kimseden psikolojik destek almadım. Bazen merak ettiğim sorular olduğu zaman bir telefonla cevap alabildiğim insanlar oluyordu. Veya bir çay sohbetine denk getiriyorduk. Biraz hüzün, mümkün olduğu kadar da biraz sevinçle geçen anlar zinciri örüyorduk.

Daha çok beni mutlu edebilecek ve bunun için benden hiçbir şey götürmeyecek uğraşlar bulmam gerekiyordu; Bilgim dışında hiçbir şey götürmeyen tek şey de “yazı yazmaktı”.

En zor zamanlarımı, en stresli, en hüzünlü, en karamsar ve umutsuz, en fakir(: , tabi ki en zengin, kimi zaman en neşeli, kimi zamanda en mutlu anlarımı gizlediğim satırlarım oldu. Ve sayfalar bu sırları saklayan en sadık dostlardan sayıldıkları için sabun gibi kayan ilişkilerden uzak kaldık… Bu uzaklık kendini gösterenlere karşı mesafesini hep korumalı.

Dolayısıyla çevresel veya farklı nedenlerden dolayı boşluğa düşen ve belirsizlik yaşayan insanlar bunu deneyimleyebilirler. Ben az kitap okurum ama vakit buldukça deneme yazmaya çalışırım. Önemli gazetelerden engelli, bilişim ve teknoloji konularında profesyonel yazarlık teklifi almış olsam da yazı yazmak bana daha çok huzur ve sevinç kattığından bu yolla para kazanmayı hiç düşünmedim. Fakat yaşamında doruk noktaya koyanlara hep saygı duydum; düşüncelere ve görüşlere de kısmen saygı duyabilirim. Herkese saygı duyan ve her şeye evet diyen “Yes Man” lerden değilim.

… Yani insanlar bir şeyleri aşmak zorunda. Bu kendilerini olabilir veya hedefleri olabilir. Ama o yolu aşarken bir şeyi doğru yapmazlarsa geri dönemeyebilirler. “Samimi Gülmeyi”… Bunu yapamadıkları zaman bir şeyler hep eksik olur. İstediğiniz noktaya gelirsiniz, hatta garantilediğinizi sanarsınız ama bence bir şeyler hep eksik kalır. Hepsini geçtim; Bazen “hayat yolunu bulur, sen yine tutunacak dal ararsın.” Bu yüzden;

Hayatıma yaşam, yaşamıma sevinç katan insanlara karşı,

1

“Gülümsemekten, asla vazgeçmek istemiyorum”..

PK

Kemal Ateş

08.10.1988 – 11:20

 

Biraz Eksik Biraz Fazla

Önce spora gidin,
Sonra kuaföre,
Alışverişe çıkın,
Sonra ister tiyatroya
İster sinemaya
Güzel bir yemek yiyin
Akşam bir konsere gidin
Ya da karaokede coşun
Ne yaparsanız yapın
Birazı eksik birazı fazla olsa ne olur
Birlikte vakit geçirmekten keyif aldıklarınızla yapın
Maddiyatı her zaman düşünmeyin
Sadece parkta yürüyüş yapsanız ne olur…

rengarenk

06.10.2013 – 17:17

Galatasaray – Akhisar maçı oynanırken hemde(:

Duvarların Ardından

Gerçekte hayatta ve ayakta kalmak için yeni bir tür ‘zamanı anlama haritası’ var mı? İnsanlar neyi arıyor da bulamıyor?

Kadın değil baş belasını izlerken yazıyorum bunu. Hapishanede idamına bir hafta kala evlenen fakat sürpriz bir şekilde afla kurtulan bir kadının eğlenceli, keyifli ve samimi bir filmi.

Bu filmde de “en yorgun sözcük: aşk” İster işine, ister politikaya, ister eğitime, neye duyarsan duy… Ben hayata dair derdi olanların, insana duyduğu aşktan bahsediyorum. En çok hırpaladığımız, hırpalandığımız, sürekli savaştığımız, yaralı bir sözcük; Dolayısıyla da yorgun.

Ne var ki günümüzde artık, kimsenin kendini adayacak ve bağlanacak zamanı yok! Enerjisi yok! Hareket, hız ve değişim bitirdi. Çeşitlilik bitirdi. Medya bitirdi. Pazarlama faaliyetleri bitirdi. Her şeyin görünmeyen iplerle bağlı olduğunu unuttuk… Aslında hiç anımsamadık. Çünkü sabun gibi kayıyoruz ilişkilerden. Dolayısıyla her şeyin görünmeyen ipliklerini yakıyoruz ve her gün, hepimiz bu kanıtların içinde yaşıyoruz.

An’a odaklı yaşama! Geçmiş yok, gelecek belirsiz. Öyleyse “Ânın tadını çıkar!” Sloganımız bu. Gerçeğin yerini ‘gerçekmiş gibilerin aldığı, her şeyin melezleştiği, yani “Ne o, ne bu… Hem o, hem bu!” durumu. Toplumun ve bireyin parçalandığı haz peşinde koşulan, gösterinin kutsandığı bir zamanın içindeyiz…

Sürüklenen Gemideyiz…

Bu geminin bireyleri öyle ki; Kendini asla güvende ve emniyette hissetmiyor. Hiçbir şeye ve hiç kimseye bağlanamıyor. “Bağlanmak istemiyor” demiyorum, bağlanamıyor! Esneme marjları geniş. Bir de kafası hep karışık ve yorgun! Aslında doğru bir ifadeyle, bugünün bireylerinin karşısında ‘kendi’lerinden oluşan kalabalık bir düşman ordusu var. Bu ordu da dostluğun bitiş hızı, başlama hızıyla benzerlik gösteriyor ve ordunun korunak duvarlarının ardında kalan tek sivil ben oluyorum sanırım.

‘Biz’den, yani ‘siz’den; Kayıt dışı kalan, tek sivil.

Zamanımızı, zamanımızın ilişkilerini, aşklarını ameliyat masasına yatıran değerli hocam Nuran Yıldız gibi…

duvarların ardından

06.10.2013 – 10:10

Yön Hazineleri

Bu başlığı en son oryantiring sporu özel çocuklarla birlikte uygularken kullanmıştık ve oldukça yaratıcı bir başlık olmuştu. Farklı gelişim alanları açısından oryantiring çalışmalarının özel eğitime gereksinim duyan çocukların gelişiminde sağlayacağı yararlar bize bu başlıkta ki yaratıcı sinyali vermişti.

Esasen bu spor fiziksel ve zihinsel uyumun en güzel örneklerinden biridir. Sadece fiziksel performansa dayalı bir koşu değil, beden ve zihnin uyumlu ve aynı anda çalışmasını gerektiren zevkli bir spor dalıdır. Renk seçimini yapabilen veya göremeyen herkesin sonuca gidebileceği eğitici bir spordur.

Her türlü arazi ve iklim şartında harita ve pusula yardımıyla amaç yön bulmak olduğu için; İskandinav kökenli insanların ataları olan Vikinglerin, yön bulmada sahip olduğu iç güdülerine büyük etkisi olduğu söylenir.

Hatta Birinci Dünya Savaşından sonra İkinci Dünya Savaşı öncesinde zamanla çeşitlenmeye başladığı için direniş grupları Oryantiring bilgileri sayesinde Alman ordularına karşı büyük avantaj sağladıklarından dolayı Hitler savaş sırasında Norveç’te Oryantiringi yasaklamıştır.

Haliyle insanoğlu bu, neyi nerede kullanacağını iyi biliyor. Herkes açısından özgürce oynanabilen bu sporu dahi savaş alanında kullanabilme yetisini asla kaybetmiyordu. Kimileri bu sporla savaş kazanırken, kimileri özel çocukların gelişimi için kullanıyor; Onların öz bakım, bilişsel gelişim, sosyal gelişim, motor gelişim ve dil gelişimi açısından ne kadar önemli bir etki yarattığını fark ediyor ve uyguluyordu.

Şimdi de bu ismi yine farklı gelişim gösteren gruplar yararına geliştirilen bir yatırım çalışması için kullanmayı düşünüyorum. Bu şekilde ilginç bir yaşanmışlığı da gözler önüne sermek istiyorum… Muhtemelen bir süre sonra burada kaleme aldığım notları bir hikâye olarak seyretme şansını yakalayabiliriz.

OrienteeringStuff

– Ateşte Sönük –

29.09.2013 – 10:25

Hayat Boyu Öğrenme

Mutlaka iyi bir eğitimle başlıyor her şey…

Eğitimde de sadece okul ve üniversitede ki mesleki dersleri kastetmiyorum. Tarih, edebiyat, felsefe, ekonomi ve bilimsel konularda hiçbir dakika boş geçirmeden devamlı ve hayat boyu okumayı ve düşünmeyi tavsiye ederim.

Ben bir memur çocuğu olarak, çalıştığım firmada devam ederken, bir ay evimizin bir odasında çalışarak elektronik ticaret firması kurma fikrini tabii ki Türkiye’de ki girişimcilik ruhuna ve az da olsa girişimcilere toplumda gösterilen saygı ve desteğe borçluyum. Ne yazık ki özellikle Ankara ve İstanbul dışında ki illerde aynı yolu deneyerek başarıya ulaşabileceğimi zannetmiyorum.

Gerçi sonradan güvendiğim bir kişinin tüm kalemlerini tek tek oluşturduğum projemi 100 bin Euro’ya satması içime dert oldu ve sistemi kapattırdım ama bu deneyimin bana daha çok şey kazandırdığını zamanla fark ettim. Çünkü bu projeyi geliştirdiğimde henüz 21 yaşındaydım.

Aradan geçen 4 yıl sonra şuan, yeni projeler üzerinde çalışıyorum. Bu projeler ortalama 1500 kişiye ekmek kapısı açabilecek çapta. Henüz bugün aldığım iyi bir haber bu projeleri gerçekleştirebileceğim ve büyütebileceğim konusunda sinyaller veriyor. Başarıya götürebilecek birkaç adım atabilirsem ve bu işleri tamamlarsam ileride kendi firmamı hiçbir mali kaynak koymadan sadece yeni mühendislik buluşları üzerine kurmak istiyorum. Yeni ve farklı.

Şuan daha çok eğitimde teknoloji ve bölgesel hayvancık alanlarına yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Şimdilik bu çalışmalardan birinin genel koordinatörlüğünü üstleniyorum. Hayatımın en iyilerini henüz yaşamadım çünkü bunun için henüz erken ve şuan mevcutta hareketli olan işleri gerçekleştirmek ve büyütmek görevim.

Ancak bir farkla; bir gün önüme gelen raporlara sadece imza atmam gerekirse; erikleri bol olan bir ağacın tohumunu ben dikersen; bu yatırımlardan beklentim daha çok para kazanmak değil… “Paradan para üretmek değil, toprak olmadan yaratılamayacak güzellikler ve hizmetler üretmek istiyorum”.

Tam da bunu yapmak üzere kendimi geliştiriyorum. Anadolu’nun unutulmaya yüz tutan tarihi, kültürel ve sanatsal mirasını yeniden hayata kazandırmaya ve dünyaya tanıtmak istiyorum. Bu mirası temel alan ürünler üretip; genç sanatçıları destekleyerek onları dünyaya açmak istiyorum.

Dolayısıyla bu düşüncemi yakın ilişki halinde olduğum yatırımcılarla paylaştığımda bakış açımın servet ve para tanımını da farklılaştırdığını söylüyorlar. Haklılar da. Ama bu anlayışın temelinde şu yatıyor:

“Öncelikle, kişi mesleğinde en iyi ve doğru olmak üzere yola çıkmalı. Verdiği hizmet, yarattığı değer ailesine, topluma ve en ideali, insanlığa ‘nasıl en faydalı olur’ diye düşünmeli. Eğer ki başarılı olursa bu toplum tarafından değerlendirilir. Bu yolda kazanılacak servet de bu değerlendirmenin bir parçasıdır. Çocuklarına doğru örnekler oluşturmak, toplumda saygıdeğer olmak, diğer insanlara hizmetten doğan huzur ve mutluluk da kazanılması gereken, para ile ölçülemeyecek bir servettir.”

Muhtemelen dünyanın en tanınmış Türk bilim ve iş insanlarından biri olan HITTITE MICROWAVE CORP. kurucusu Dr. Yalçın Ayaslı Beyin yaptığı gibi…

Open_source-1600x1200

-Kemal Ateş-

16.09.2013 – 21:00