Sandal Yolculuğu

Zamandan geriye akan bir nehirde sandal yolculuğu ne hoş olurdu öyle değil mi? Rüzgârdan ve sudan geçen bir yolculuk…

O an diliminden bir tat almak için neler vermezdim. Şehrin tüm stres ve kalabalığından gelerek doğal yaşama doğru yelken açan ve yürüyüş gerçekleştirmek isteyen bir adamın özgürlük yolculuğu bu. Zamandan geriye olan kaçışın kendi yaşantısına yansıması. Hayallerin gerçek yaşama dönüşümü…

10414523_732467796817379_4073049046143830045_n

Oyun Eğitmeni

Değerli bir dostum, başka kitaplardan, deneme yazarken ilham almamın bana farklı şeyler katacağını söylerdi. Çünkü yaratıcı olmak istiyorsan başka insanların da neler yaptığıyla ilgilenmemin bana artılar katacağını düşünüyordu. Sanırım bu yazı, resim, müzik her şey için geçerliydi. Daha basit ifade etmem gerekirse… Kitap yazmak istiyorsan, olabildiğince çok kitap okumalısın genç adam, derdi.

Lise yıllarında yaz tatilinin önemli bir bölümünü görme bozuklukları olan çocuklar için düzenlenen bir kampta oyun eğitmeni olarak geçirdim. Bu konuda daha fazla şey söylemeyeceğim çünkü bir gün bunları anlattığım bir kitap yazmayı planlıyorum.

Bu aralar daha çok farklı yönleri bir noktada buluşturmaya çalışıyorum. Bunun için zaman harcarken sanırım birçok insandan daha fazla yoruluyorum. Sabahları evde önce ben kalkıyorum ve kahvaltı hazırlıyorum. Gece on birden önce yattığım pek ender olmaya başladı. Belki de bu yüzden sürekli kendimi yorgun hissediyorum.

10

Ayrıca en çok değer verdiğim şeyler mizah duygusu ve güvenilirlik olmaya başladı, kısa zamanda değişeceğini pek sanmıyorum. Daha önceleri sonbahar ve kış mevsiminde de ayrı bir güzellik keşfederken bu yıl sanki ilkbahar ve yazı daha çok sevdiğimi fark ettim. Çok farklı hisleri uyandırmaya başladı bende bu iki mevsim.

En sevdiğim edebiyat, müzik ve sinema eserlerinin yaratıldığı bir döneme uzanmaya başladım. Şuan yazmayacağım o yolların sanatsal hareketlerine tanıklık etmeyi çok isterdim. Yine de yıllar sonra tadını çıkarmasını biliyor olabilirim.

Ayrıca konuşuyor gibi yazmak beni bu kadar çekiyor olmasına rağmen ben neden ondan uzaklaşmaya çalışıyorum da ona sarılmıyorum, bilmiyorum.

Bakalım Bakalım, Kemal

Zincirleri Tokaladık

Ben bir Türk’üm Kalyetaaa!

Yüreğimin ta içinden gülümsemeyi severim. Bütün sıkıntıların ve dertlerin arasında mutlu bir anı bize bağışlayan Allah’a dua ederim. Beni sahiplenen bir dost bulduğuma sevinirim.  Anne, baba, kardeş ve artık bir dost…

returninghome

Gözlerinin bebeklerinde canlanan bir geceye demir atmış Kalyeta! Artık gözündeki yaşların üzüntü ile değil, sevinçle aktığını biliyordum. O anı hiç unutmak istemedim ve bunu hep o da hatırlasın diye arkamı dönüp haykırmak istedim. Kelimelerim önce bitmiş bir adamın yankısı olacak, sonra yükselecek ve gökyüzünü kaplayacaktı. Ama ben bağırmadım. Yaşam beni özgür kılmıştı, özgürlüğü ruhumun en derininden hissediyordum. Sesimi duyan olsa da ne dediğimi anlayan olmazdı. O da içimden geçen bu duyguların cesaretine inanarak ellerini bana doğru açtı. Sevinci yüzünden okunuyordu:

… Artık fısıldadı kulağıma.

& Gülümsedi..

Güzel Şeyler

O an kendini kaybolmuş gibi hissedersin…

sevgi-kurtar-beni-crop_orig

Nasıl anlatabilirim, bir yerde okumuştum: Tepene çığ düştüğünde, bütün o karın altında yatarken neresi aşağı neresi yukarı anlayamaz oluyormuşsun. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendini daha da derine, kendi mezarına gömüyormuşsun. İşte kendimi aynı bu şekilde hissettiğim zamanlar oldu; Yönünü şaşırmış, arafta kalmış, pusulamdan olmuştum.

Dahası sözcüklere dökemeyecek kadar bunalımdaydım. Bu durumdayken çok aciz hatta çok savunmasız oluyorsun. Ama o dakikalardan sonra yaşadıklarımın tam aksine, ilk kez, böylesine; Umutlandım.

Ve duydum;

Yakın zamanda, hakkını fazlasıyla verdiği bu dünyaya veda eden Gabriel Garcia Merquez’in sözlerini…

“Güzel şeyler onları hiç beklemediğimiz anlarda gerçekleşirmiş…”

İşte bu sözden sonra, şuan, şimdi, çok fazla kalabalık ve çok fazla yalnızlığın içinde hayatı yaşamanın bir yolunu görüyorum gibi. Ve resmen zamanın sihrine dokunuyoruz…

Dahası, bu zamanda bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmek lazım; Hiç değilse. “Bir kadını tanımak için.”

Yani hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Ve bize göre kronoloji: Aptalların tarihidir.

Ve kronolojinin bugün ki tarihinde yoksulluk yaşıyorsa kalbiniz, muhtemelen en yorgun kelime, sevginiz…

Kemâl

Kısacık An

Geçen haftalarda Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri verildi. Dünya çapında yaklaşık 70 bin fotoğraf incelendi ve aralarında Türkiye’nin de olduğu fotoğraflar ödül aldı. Fakat tüm fotoğrafları inceledikten sonra hatırımda üç fotoğraf yer edindi. Bunları burada da kaynak vererek paylaşmak ve arşivlemek istiyorum. Gerçekten bu üç fotoğraftan çok etkilendim.

Birincisi; Malezya’dan Hairul Azisi Harun’un “Fotoğrafçının Perde Arkası Hikâyesi”

3c81d045be95ea89475495dc5859bcf7_k

İkincisi; Hong Kong’dan Cheung Lai San’ın “Hayat Atlayışı Hikâyesi”

2d6529a010cd9b1e1b768388bc5bdabd_k

Üçüncüsü; İspanya’dan Rafael Gutierrez’in “Sahara Ekspress”i fotoğrafıdır…

479f61ca834d0cc1c436a9a94b0b01d4_k

İlerleyen günlerde Sahara Ekspress’i fotoğrafının üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Bana, hatırımda önemli bir bırakan Simyacı adlı romanı hatırlatıyor. Enteresan cümleler kurdurabilir bu fotoğraf.

Kemal Ateş – 3.5.2013 – 15:00

Sizin Hikâyeniz

Meraklısı için öyle bir hikâye vardır ki bazen, kuğunun şarkısı gibidir… 

logov

Şöyle geriye bir bakarsınız; Hayatın bir şerit gibi gözlerinizin önünden geçtiğini ve bunca seneyi ardınızda bıraktığınızı derin bir şekilde hissedersiniz. Ama geriye ne bıraktığınızı arar gözleriniz… Bazen.

Bazen de her şey asırlar önce yakılan bir türkü gibi gelir. Eli pusatlı beylerin indiği, yanan Çukurova’nın hikâyesi gibi…

“Çeltik yetiştirmek çok zordur. Çok su ister, bataklık ister. Bataklık ve su ise sel, sinek ve sıtma demektir. Ve her yıl sıtmadan onlarca insan ve çocuk ölür Çukurova’nın topraklarında. Bu durumsa çeltik ağalarının umurunda bile değildir. Ve çeltik ağaları kendilerine karşı çıkan, otuz beş yılda kırk üç kaymakamı kasabadan sürmüş, göndermiştir.

Bir gün yeni bir kaymakam gelir kasabaya. Genç, heyecanlı, hevesli ve sıtmaya son vermek isteyen kaymakam, çeltik ağalarına karşı zorlu bir mücadeleye girişir.”

Fakat ağalar nemrutlaşmıştır Çukurova’da. Onlara göre kendi davaları şeriat gibidir; Saltanat – devlet anlayışının resmi doktrini hâline gelmişlerdir. Çıkarların yerine insancıl duyguların almasına duyulan tepkiye karşı mücadele vermişlerdir.

Hal bu ki “ihanet bir tutam balçık kadar da olsa, güneş sıvayıp karartmaya yeter. İnsanoğlu çiğ süt emer amma, balçıkla da sıvasan GÜNEŞ HEP GÜNEŞ..”

“Ve insan… Seven, nefret eden;

hırslarıyla, yalnızlığıyla, tutkularıyla, mücadele eden İNSAN…”

Cesaretlenmiştir. Hayata tutunabilmesi için onurundan taviz vermeden mücadele etmesini öğrenmiştir.

Ve gerçektir; İki kadın savaşı değildir.

Çünkü “parçalanmış hayatlar, kararan umutlar, son çırpınışlar ve zamanın sildiği insanlar vardır artık…”

Size uzak görünüyor değil mi?

Bana göre onların yolculuğu bizim yolculuğumuz. Öteki olmaktan kaçan insanların hikâyesi çünkü…

Yüzlerce insanın başına gelen ortak kader: Ölüm iken; “Şerefin, namusun, aklın, sağlığın, hayatın, hikmetin, dünya ve ahretin para ile ölçüldüğü şu zavallı günümüzde bu mücadele, insanın en iğrenç zaaflarını anlatır bize.

Ve bizi, paraya tapan, çıkarlarını her şeyin üstünde tutan duygusuz bir ağa ile onun kadar menfaatçi çevresinin cinayete kadar giden, karanlık maceralarına davet eder.”

Aslında size de uzak görünmüyor değil mi? Çünkü “para” her şeyden önemli oldu.

Değil mi?

Aslında bu;

SONY DSC

“SİZİN HİKÂYENİZ”

“Bir delinin değil, adım adım deliliğe giden, yaşadığı gerçeklerle baş edemeyen bir adamın hatıra defterinin baş kahramanları olabilirsiniz…”

Devlet Tiyatroları Oyunları NotlarıKemal Ateş

dt_heryerde

Parıltı

476521_348397018557794_2035605990_o

Bir umut kapısıdır ışık. Kapı aralanır bazen ve aydınlanır gölgesine düşen taşlar, banklar, yapraklar ve ağaç dalları.

Karanlıklar kavuşur aydınlığa. Sessizlik yerini kuş cıvıltılarına bırakır. Tilkiler saklanır yuvalarında, görünmez gün sessizleşene dek. Ve gecenin gri renkli çimenleri; özüne, renklerine ve bizim için adeta yaşam varlığı sayılabilecek parıltılarına kavuşurlar.

Dost Sevgisi

Hafızam kendimi bildim bileli bir kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevmedi diyen arkadaşlarım var. Fakat benim için bu durum çok farklı.

Benim hafızam birkaç kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevdi. Bu kişilerin bazılarını çok iyi tanıyorum ama bazılarını birebir tanımadım. Zaten her zaman birebir tanıyor olmam da gerekmiyor. Bence önemli olan bu duyguları gerçek ve samimi olarak yaşamak. Çünkü insan samimi ve gerçek duygularını, o duyguları besleyen diğer insanlarda da görebilir.

engelli2

Işıkla Karanlık Arasında

Işıkla Karanlık arasında; 

Tıpkı tünelin sonunda ki ışık gibi

Günün sınırında mucizeler gerçek olabilir…

sarikamis-650x387

Fareler üzerinde yapılan bir deneyde, bir fare derin bir kabın içine yerleştirildi. Üstü açık boru şeklinde ki kabın kenarı farenin dışarıya çıkamayacağı kadar yüksekti. Kabın içi suyla dolduruldu ve zifiri karanlık bir odaya yerleştirildi. Farenin yüzmesi bekleniyordu. Pes edinceye kadar geçecek zaman ölçülecekti. Fare üç dakikadan biraz daha fazla yüzdükten sonra pes etti.

Deneyin devamında bu kez aynı kaba başka bir fare kondu. Ancak deney ortamında bu kez bir farklılık vardı. Odayı aydınlatan ince bir ışık huzmesi verildi. Bu fare otuz altı saatten daha fazla bir süre suda yüzmeyi sürdürdü. Hiçbir ışık görmeyen fareden 700 kat daha fazla direndi.

Peki, fark neydi?

Işığı görmeyen farenin umudu yoktu. Etrafına baktığında karanlıktan başka bir şey göremiyordu. Yüzmeye devam etmesi için bir nedeni yoktu.

Umudumuzu yitirdiğimizde, bizim de yaptığımız gibi…

Oysa bir umut ışığı her zaman vardır.

İnanmanız için görmeniz gerekmez, inandığınız için görürsünüz.

0000057641

Aşk İle Kader Arasında

Aşk ile Kader arasında; Dünyayı sıcak ve ışıltılı hale getiren bir şey…

Mesela; IAN Mcewan’ın Libya’da Tripoli’de yaşadığı sırada, dokuz yaşındayken yaklaşık otuz saniye süren ve bilinçli hayatının gerçek başlangıcı olarak kabul ettiği bu sevinç gibi…

on_chesil_beach-ian_mcewan

“Alçak bir uçuruma doğru inen ahşap merdivenlerin başına geldiğimde saat yedi otuz sularında olmalıydı. O zamanlar daha berrak ve parlak bir deniz olan Akdeniz’in sükûnetinin havanın tatlılığından ve kıyıya vuran küçük dalgaların sesinden ayırmak mümkün değildi. Bembeyaz kumsal ıssızdı. Hepsi benimdi. Gördüğüm şeylerden beni ayıran boşluk anlam yüklüydü.

Baktığım her şey – kumda dünden kalma ayak izleri, ucu görünen bir kaya, elimin altındaki ahşap – ışıktan oyulmuş gibi, dayanılmaz bir eşsizlikte ve bir şekilde kendinin farkında, ‘Biliyor’ gibiydi…

O anda, her şey birbirine aitti ve o bütünlük de bilgili görünüyor, sanki şimdi bizi gördün, diyordu.

Gördüğüm şeyin içinde eridiğimi hissettim. Artık bir oğul, öğrenci ya da yavrukurt değildim. Yine de kendi bireyselliğimi yoğun biçimde hissedişim sanki ilk kez oluyordu. Var olmaya başlamıştım. ‘Ben benim,’ gibisinden bir şeyler mırıldandım. Şimdi bile bu biçimde dile getirilişini faydalı buluyorum.”