ÇİKOLATALAR :)

Çayla birlikte tüketildiğinde büyük bir keyif veren ÇİKOLATALAR, yemeye başlandığında nerede durulacağı kestirilemeyen,  içine kafanı sokarak uğruna şeker komasına girip ölmeyi göze alabileceğin, mutluluk hormon seviyelerini doğal sınırların bir hayli üstüne çıkaran tatlı bir beladır.

Mutsuz zamanlarda şifadır şifa! Denilerek yeniden miktarın iyice abartıldığı, bu dünyanın en güzel nimetlerinden biridir.

Hatta bana göre en faydalı buluşların başında yer alır. Karışımı hayal eden yüce insanın ruhu şad olsun. Nelere vesile olduğunu bir bilse şelalesini de erken keşfederdi.

Chocolate 3

Mesela küçükken elma şekeriyle kandırılan kişileri, büyüdükleri zaman baştan çıkarma aracıdır. Bir parça çikolataya tav olup karşısındakine sevgiyle bakmaya başlayanı bilirim (Ekşi’den)

Çocuk ve yetişkin gülümsetendir. Dolapta görmedim, ben almadım, hangi ara koydunuz gibi verilen yanıtları tatmin edici bulmayan diyaloglar yaşatır.

Medeniyetin bir nimeti midir yoksa bu hayatın baş belası mıdır bilinmez. Dünyanın en güzel lezzeti, olmazsa olmazı… İçinizi ısıtır, enerji verir, ağzınızı tatlandırır ama bağımlılık yapar.

ÇİKOLATALAR!

EN ÇOK ARZULANAN AZTEK’Lİ… (:

YENİLEBİLİR ENERJİ KAYNAĞI…

Burhan Altıntop deyişiyle; çikelata…

& Çikelata İnfografi

 

işte çikolatanın infografiği...

Kısacık An

Geçen haftalarda Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri verildi. Dünya çapında yaklaşık 70 bin fotoğraf incelendi ve aralarında Türkiye’nin de olduğu fotoğraflar ödül aldı. Fakat tüm fotoğrafları inceledikten sonra hatırımda üç fotoğraf yer edindi. Bunları burada da kaynak vererek paylaşmak ve arşivlemek istiyorum. Gerçekten bu üç fotoğraftan çok etkilendim.

Birincisi; Malezya’dan Hairul Azisi Harun’un “Fotoğrafçının Perde Arkası Hikâyesi”

3c81d045be95ea89475495dc5859bcf7_k

İkincisi; Hong Kong’dan Cheung Lai San’ın “Hayat Atlayışı Hikâyesi”

2d6529a010cd9b1e1b768388bc5bdabd_k

Üçüncüsü; İspanya’dan Rafael Gutierrez’in “Sahara Ekspress”i fotoğrafıdır…

479f61ca834d0cc1c436a9a94b0b01d4_k

İlerleyen günlerde Sahara Ekspress’i fotoğrafının üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Bana, hatırımda önemli bir bırakan Simyacı adlı romanı hatırlatıyor. Enteresan cümleler kurdurabilir bu fotoğraf.

Kemal Ateş – 3.5.2013 – 15:00

Sizin Hikâyeniz

Meraklısı için öyle bir hikâye vardır ki bazen, kuğunun şarkısı gibidir… 

logov

Şöyle geriye bir bakarsınız; Hayatın bir şerit gibi gözlerinizin önünden geçtiğini ve bunca seneyi ardınızda bıraktığınızı derin bir şekilde hissedersiniz. Ama geriye ne bıraktığınızı arar gözleriniz… Bazen.

Bazen de her şey asırlar önce yakılan bir türkü gibi gelir. Eli pusatlı beylerin indiği, yanan Çukurova’nın hikâyesi gibi…

“Çeltik yetiştirmek çok zordur. Çok su ister, bataklık ister. Bataklık ve su ise sel, sinek ve sıtma demektir. Ve her yıl sıtmadan onlarca insan ve çocuk ölür Çukurova’nın topraklarında. Bu durumsa çeltik ağalarının umurunda bile değildir. Ve çeltik ağaları kendilerine karşı çıkan, otuz beş yılda kırk üç kaymakamı kasabadan sürmüş, göndermiştir.

Bir gün yeni bir kaymakam gelir kasabaya. Genç, heyecanlı, hevesli ve sıtmaya son vermek isteyen kaymakam, çeltik ağalarına karşı zorlu bir mücadeleye girişir.”

Fakat ağalar nemrutlaşmıştır Çukurova’da. Onlara göre kendi davaları şeriat gibidir; Saltanat – devlet anlayışının resmi doktrini hâline gelmişlerdir. Çıkarların yerine insancıl duyguların almasına duyulan tepkiye karşı mücadele vermişlerdir.

Hal bu ki “ihanet bir tutam balçık kadar da olsa, güneş sıvayıp karartmaya yeter. İnsanoğlu çiğ süt emer amma, balçıkla da sıvasan GÜNEŞ HEP GÜNEŞ..”

“Ve insan… Seven, nefret eden;

hırslarıyla, yalnızlığıyla, tutkularıyla, mücadele eden İNSAN…”

Cesaretlenmiştir. Hayata tutunabilmesi için onurundan taviz vermeden mücadele etmesini öğrenmiştir.

Ve gerçektir; İki kadın savaşı değildir.

Çünkü “parçalanmış hayatlar, kararan umutlar, son çırpınışlar ve zamanın sildiği insanlar vardır artık…”

Size uzak görünüyor değil mi?

Bana göre onların yolculuğu bizim yolculuğumuz. Öteki olmaktan kaçan insanların hikâyesi çünkü…

Yüzlerce insanın başına gelen ortak kader: Ölüm iken; “Şerefin, namusun, aklın, sağlığın, hayatın, hikmetin, dünya ve ahretin para ile ölçüldüğü şu zavallı günümüzde bu mücadele, insanın en iğrenç zaaflarını anlatır bize.

Ve bizi, paraya tapan, çıkarlarını her şeyin üstünde tutan duygusuz bir ağa ile onun kadar menfaatçi çevresinin cinayete kadar giden, karanlık maceralarına davet eder.”

Aslında size de uzak görünmüyor değil mi? Çünkü “para” her şeyden önemli oldu.

Değil mi?

Aslında bu;

SONY DSC

“SİZİN HİKÂYENİZ”

“Bir delinin değil, adım adım deliliğe giden, yaşadığı gerçeklerle baş edemeyen bir adamın hatıra defterinin baş kahramanları olabilirsiniz…”

Devlet Tiyatroları Oyunları NotlarıKemal Ateş

dt_heryerde