Dost Sevgisi

Hafızam kendimi bildim bileli bir kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevmedi diyen arkadaşlarım var. Fakat benim için bu durum çok farklı.

Benim hafızam birkaç kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevdi. Bu kişilerin bazılarını çok iyi tanıyorum ama bazılarını birebir tanımadım. Zaten her zaman birebir tanıyor olmam da gerekmiyor. Bence önemli olan bu duyguları gerçek ve samimi olarak yaşamak. Çünkü insan samimi ve gerçek duygularını, o duyguları besleyen diğer insanlarda da görebilir.

engelli2

Işıkla Karanlık Arasında

Işıkla Karanlık arasında; 

Tıpkı tünelin sonunda ki ışık gibi

Günün sınırında mucizeler gerçek olabilir…

sarikamis-650x387

Fareler üzerinde yapılan bir deneyde, bir fare derin bir kabın içine yerleştirildi. Üstü açık boru şeklinde ki kabın kenarı farenin dışarıya çıkamayacağı kadar yüksekti. Kabın içi suyla dolduruldu ve zifiri karanlık bir odaya yerleştirildi. Farenin yüzmesi bekleniyordu. Pes edinceye kadar geçecek zaman ölçülecekti. Fare üç dakikadan biraz daha fazla yüzdükten sonra pes etti.

Deneyin devamında bu kez aynı kaba başka bir fare kondu. Ancak deney ortamında bu kez bir farklılık vardı. Odayı aydınlatan ince bir ışık huzmesi verildi. Bu fare otuz altı saatten daha fazla bir süre suda yüzmeyi sürdürdü. Hiçbir ışık görmeyen fareden 700 kat daha fazla direndi.

Peki, fark neydi?

Işığı görmeyen farenin umudu yoktu. Etrafına baktığında karanlıktan başka bir şey göremiyordu. Yüzmeye devam etmesi için bir nedeni yoktu.

Umudumuzu yitirdiğimizde, bizim de yaptığımız gibi…

Oysa bir umut ışığı her zaman vardır.

İnanmanız için görmeniz gerekmez, inandığınız için görürsünüz.

0000057641

Aşk İle Kader Arasında

Aşk ile Kader arasında; Dünyayı sıcak ve ışıltılı hale getiren bir şey…

Mesela; IAN Mcewan’ın Libya’da Tripoli’de yaşadığı sırada, dokuz yaşındayken yaklaşık otuz saniye süren ve bilinçli hayatının gerçek başlangıcı olarak kabul ettiği bu sevinç gibi…

on_chesil_beach-ian_mcewan

“Alçak bir uçuruma doğru inen ahşap merdivenlerin başına geldiğimde saat yedi otuz sularında olmalıydı. O zamanlar daha berrak ve parlak bir deniz olan Akdeniz’in sükûnetinin havanın tatlılığından ve kıyıya vuran küçük dalgaların sesinden ayırmak mümkün değildi. Bembeyaz kumsal ıssızdı. Hepsi benimdi. Gördüğüm şeylerden beni ayıran boşluk anlam yüklüydü.

Baktığım her şey – kumda dünden kalma ayak izleri, ucu görünen bir kaya, elimin altındaki ahşap – ışıktan oyulmuş gibi, dayanılmaz bir eşsizlikte ve bir şekilde kendinin farkında, ‘Biliyor’ gibiydi…

O anda, her şey birbirine aitti ve o bütünlük de bilgili görünüyor, sanki şimdi bizi gördün, diyordu.

Gördüğüm şeyin içinde eridiğimi hissettim. Artık bir oğul, öğrenci ya da yavrukurt değildim. Yine de kendi bireyselliğimi yoğun biçimde hissedişim sanki ilk kez oluyordu. Var olmaya başlamıştım. ‘Ben benim,’ gibisinden bir şeyler mırıldandım. Şimdi bile bu biçimde dile getirilişini faydalı buluyorum.”