Sınırları belirleyen, üzerine basılmaması gereken, geride bırakılan, aşılması gereken, üzeri çizilen, kelimelerin üzerine ya da altına çekilen, ince, kalın, düz, yamuk çizgiler için…
Keyiflenmek, hüzünlenmek, efkarlanmak ve heyecanlanmak için…
Tüm bu duygular için bir dolu tını belki.
İşte, müziğin her şeyi mümkün kıldığı an önünde kocaman bir deniz beliriverir. Aşmak gereği duymazsın koca denizleri, okyanusları… Duygular sürükler seni dünyanın diğer ucunda ki insanın yanına.
Yanıbaşındasındır!
Sadece bir müzik tüm dünyayı dolaşır. Farklı renklerde, farklı bedenlerde aynı duyguları yaşatır. Aynı duygularla kaleme, kağıda, telefona sarılır; aynı yaşlara bularız kuru bedenlerimizi.
Önce dalgalanır, sonra duruluruz!
E söz konusu müzik olunca yazıya da değinmeden edemiyor insan
Yazı mı arındırır kirlerimizi, yoksa müzik mi! Turgut’un dediği gibi ”eririz tükeniriz, toplanır yaratırız. bu bize aşktır. biz belki de en uzun yaşamalı bir su’yuz”.
Cebeli Tarık’ta ki “tatlı su ile tuzlu su arasında olduğu gibi; Bir çizgi’yiz.”
Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun!
İşte!
Ilk çizgimiz…
Siyah ile Beyaz arasında ki çizgi.Türkler ile Ruslar arasındaki çizgi.Soğuk 1 Dünyaile Ateş arasında ki çizgiYazmak ile Silmek arasında ki çizgi
Yaşamak bazen küçük bir çocuğun elinden alınan şeker gibi tatlı… Şekeri alınan çocuğun yüzünde ki masum ifadeler kadar acı…
Bizler de o masum çocuğun yüzünde ki ifadeleriz zaten.
Peki ya sen…
Hangi Masum İfadesin?
Benimle aynı sokağı, mahalleyi, caddeyi, şehri, denizi paylaşmak nasıl duygu! Aynı havayı solumak mesela…!
Neyse.
Bilirsiniz işte çocukları… Hala çocuk kalanları falan. Büyüyemeyenleri! Hatta erkenden büyümek zorunda olanları…
Onlar masum işte, yürekleri tertemiz…
Hem çocukların yüreği yumuşak olur, istediğiniz şekli verebilirsiniz.Ama o yürek bir kez belirli bir şekle girince, eski haline çok zor döner. Çok yorulur yüreği…
O yüzden; Çocukların yüreklerini idam etmeyin.
O yüreklere sarılın!
Tek başına taşımak zorunda kalacakları bir hale getirmeyin….
Sanıyorum iki yıl önceydi. Kıbrıs’a giderken bu sefer uçakla değil de feribotla gideyim dedim. O sıralarda Kayseri’ye geçtim ve Rahmi kalp Şeyma ile birlikte Mersin’e gittik. Tabi gayet keyifli birkaç gün geçirdik.
Sonra oradan Taşucu’na geçerek hızlı feribot seferlerinin birinden bilet aldık ve bilet parasını abim ödedi. Sağolsun Şeymacım da hakkaniyetli bir alışveriş parası bıraktı.
Malum KIBRIS…
Bende zil getirdim 🙂 Rahmiciğimi çağırması için 😀
Neyse uğurlayıp gittiler ve feribota binmeden yani sonrası için birkaç fotoğraf çektim.
Her şey o kadar sakin ve programlıydı ki…
Saatinde kalktı ve saatinde indirdi. Fakat bazı hareketlenmeler olacağından doğal olarak kimse bahsetmedi…
Bir süre sonra fark ettim ki video alkislarlayasiyorum.com, cezmi kalorifer ve birkaç tv programında yayınlanmış. Binlerce yorum, beğeni ve paylaşım ile birçok kişiye ulaşmış. Tamamen şans eseri ve muhtemelen de başarılı bir şekilde yayılmış…
1 tanesi de kaynak göstermemiş. Olsun. Canları sağolsun 🙂
– Kasap İrfan var ya, şimdi onun dükkanın önünden geçmek olmaz. Borç aldı benden, epey de oldu.. Belli ki darda. Şimdi kendimizi gösterir gibi yakışık olmaz..
İşte aradığım örnek budur; Bu, Sahip olduğu her şeyi yüreğe doğru genişletmeye yürüyen insanların dünyası… Etrafına sahip olmak isteyen insanların değil.
Belki insanlık bunu gerektiriyor… İnsan olmak bu uzatılmış yoldan geçiyor belki.
Daima yüreğine, vicdanına kulak veren insanların tercihinden yada başkasının çizdiği dünyayı fethetmek yerine kendi dünyasını çizmeyi seçenlerin yaşamından…
Bu cümleyi kullanmayalı uzun zaman olmuştu. Fakat öyledir gerçekten hayat, gariptir…
Hiç yapmayacağınız bir şeyi yaptırabilir size. Ya da tam tersi; her zaman yaptığınız şeyi yapmayabilirsiniz bazen. Tüm sorunlarla boğuşma enerjiniz her gün bir kat daha artarken hiç kimseden beklenmeyen zararı siz kendinize verebilirsiniz…
Eğer bunu başarabiliyorsanız saçma bir şey yaptınız demektir. Başarılı bir şekilde hem de…
Bu saçmalığın karşısında çok fazla dikilmeyin ve daha fazla takılıp kalmayın. Kısa süre düşünün ve doğru algıladığınız seçeneği yaşayın. Çünkü bu bir yanlış ve buna takılı yaşayamazsınız. Sadece sonrası için doğru adımları atmaya devam edin çünkü bir yanlış sizi daha fazlasından kurtarır ve daha fazla doğrunun farkındalığını artırır.
Bir yanlış başarır bunu… Aynının ikincisi değil 😉
Bu özel hayatınız için de geçerlidir fakat ben ağırlıklı olarak iş hayatına adapte olarak girdim bu konuya. Çünkü yaklaşık iki ay önce deneyimlediğim bir olay elimde olan bir doğruyu nasıl yanlışa çevirdiğimle ilgiliydi. Saçmaydı ama komik değildi. Yanlıştı çünkü doğruyu gösterdi…
Elimde kalan doğruları…
Evet… Pek çok kişi bunları içinde saklamayı tercih eder, gerçekten hep iyi yönlerini yaşar ama hiç onu kendi benliğine kavuşturan yanlışlardan bahsetmez. Çünkü sadece doğrularıyla temas halindedir. Yanlışlarını özgür bırakır…
Fakat ben özgür bırakamadım. İçimde çok büyük hesaplar yaptım ve bana öyle bir doğru kattı ki!
2014’ün bana öğrettiği en önemli şey; Oscar Wilde tarafından ne de güzel özetlenmiş… Gençliği yaşamak bu olmalı!
“Ah, gençliğiniz elinizdeyken değerini bilin! Günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. Yaşayın!”
Yaz çocuğuyum güya… Bütün mevsimleri bana verin! İnsanların çoğuyla anlaşamadığım dönemden kalma bir alışkanlık değil bu; Tüm mevsimlere hayranlığım sadece. Tabii her telden çalmıyorum, kıvamınca yaşıyorum…
Çünkü insanoğlu ilginç olabilir başka şeylere sardığında. Masummuş gibi dolaşabilir mesela. Halbuki her birimiz birilerinin duygularının katili olmuşuzdur, bilmeden de olsa…
Kimin katilisiniz!
Bu bağlamda kimse olmadım ve olmayı da düşünmüyorum. Adım belli ve insan olmanın zorluğunu yeterince hissettiğim zamanlar oldu. Kendimden başka kimse değilim; Hakkıyla kendim olmaya, kendi fikirlerimi yaşamaya, tepkilerimi kendime yakışır şekilde vermeye çalışıyorum.
Tepkilerim de ayna karşısında saçını tarayan delikanlı gibi, yaşlanmıyor!
Islığını çalarken hafif bırakılmış kirli sakalın dalga yönünden ince boşluklara doğru kolonyayı vuruyor…
küçük nefesler, minik ayak sesleri, çıta kaçışları…
Bunları düşünüyordum ki hemen aşağıda; yazarı belli olmayan bir yazıya denk geldim.
Okurken çok fazla şey geçti aklımdan, kestiremedim.
Gerçi farkında olmayarak aşktan ve sevgiden öç almayı öğrenenlerin… özellikle okuması gereken bir yazıydı.
Çünkü bana göre aşktan ve sevgiden öç alınmaz;
Öle değil mi ?
Bu arada F. Edgü’nün en sevdiği noktalama işaretiymiş, soru işareti. Benimse üç nokta. İnsanın, sırf kendi içinde de olsa, bitmeyen cümleleri olmalı…
Öyle işte.
Ama eğlenmesini bilen bir çift benim için daha önemli. Çünkü aşkı koyu yaşamaktan yana değilim ben. Sevmekten yanayım. Severek yaşamaktan.
Severek ve onunla birlikteyken eğlenmesini bilerek 🙂
Yine de yazıyı paylaşmak istiyorum.
Hadi yazarı belli olmayan bu yazı herkese gelsin.
Çünkü eminim herkes kendinden bir şeyler bulacak.
Ayrıca okurken istediğiniz müziği açmakta özgürsünüz.
Kısaca; keyifli okumalar…
♫ ♫ ♫
Yıllar önce tüm hayatımı değiştiren bir kızla tanışmıştım.
Dünyanın, daha önce asla görmediğim ve var olduğunu dahi bilmediğim bir noktasını görebilmemi sağlamıştı, gözlerimi açmıştı başka bir deyişle.
İlk kez aşık olmuştum hayatımda ve şimdi, geçmişime baktığımda, yaşadığım en derin aşkın da bu olduğunu görüyorum.
Onunla birlikteyken sahip olduğum ritim ve yoğunluk… Onun yanında geçiremediğim her dakika için çektiğim acılar… Aynı anda hem bu kadar mutlu, hem de bu kadar perişan olunabileceğini bilmezdim.
Size uygun birini bulmak, tüm hayatınızı kendisine adamak istediğiniz biriyle karşılaşabilmek, belki de bu hayatta başarabileceğimiz en mükemmel şeydir.
Fakat ne yazık ki, bu insan her zaman doğru anda çıkmaz karşımıza. İşte, bizi tarif edilemez bir acı dünyasına sürükleyen de bu olur.
Çok şükür ki, bizim için doğru olan kişiyi illa yanlış zamanda bulacağız diye bir kaide yok. Fakat olduğu zamanlar da oluyor tabi, ben yaşayan bir kanıtıyım bu durumun.
Bu tarz bir durum yaşamamış olanlar büyük ihtimalle şöyle diyeceklerdir: “İki insan birbirini sevdiğinde, şartlar ne olursa olsun, bir çözüm yolu mutlaka bulunur ve her şey halledilir.”
Üzgünüm, öyle olmuyor maalesef. Bunu, yalnızca filmlerde veya bizlere anlatılan peri masallarında görebilirsiniz; erkek kızla tanışır, birbirlerine aşık olurlar ve sonsuza dek mutlu yaşarlar.
Gerçeklik adamın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor çoğu zaman. Duygusal olarak karmaşık canlılarız ve bu yüzden içerisinde bulunduğumuz durumları da karmaşık hale getiriyoruz.
Sizin için en doğru insanı bulsanız bile, eğer siz kendiniz, kendi benliğiniz için doğru bir insan değilseniz, ilişkiniz sona erecektir.
Bir ilişkinin sona ermesinin nedeni her zaman karşınızdaki insanın size göre olmadığını anlamanız değildir; bazen siz, olmanız gereken kişi değilsinizdir.
Eğer ciddi ve sevgi dolu bir ilişkiyi yürütebilecek bir kişi değilseniz, yaşadığınız ilişki sona erecek demektir ve orada bir gelecek bulamazsınız.
Eğer bir ilişkide yetersizseniz, bu durumu kendi içinizde büyütürsünüz ve en sonunda birlikte olduğunuz masum insana patlarsınız.
Böyle bir şey yaşadıysanız size üzülmeyin diyemiyorum, fakat en azından yalnız olmadığınızı ve sizin gibi diğer insanlar olduğunu bilin.
Birçok insan bahane uydurur; düzgün bir ilişki yürütmeye olanakları olmadıklarını, bulundukları yerin buna müsaade etmediğini söylerler ve bunun için de sürekli hayatı suçlarlar.
Bir çoğu kariyerlerine odaklanmaları gerektiğini söyler. Bazıları da daha çok genç olduklarını, çoluk çocuğa karışmadan önce tek başlarına hayatın tadını çıkarmak istediklerini söylerler.
En kötüsü de kendilerini sevgilerinin gerçek olmadığına inandıranlardır. Birini severler ama kendilerini yetersiz hissettikleri için ‘hayır sevmiyorum’ diye kendilerini kandırırlar.
Bu amaç uğruna tüm anılarını ve duygularını unutmaya, aşklarını kalplerinden söküp atmaya çalışırlar.
Bunlar gerçeğin üstünü örtmek için yapılan şeylerdir. Aşıksanız aşıksınızdır, bunu hiçbir şey değiştiremez. O kapıyı asla kapatamazsınız. Tecrübeyle sabittir.
Aşık olduğunuzu kabul edin veya etmeyin; bazen bir aşka sahip çıkabilecek bir kişi değilsinizdir, en azından karşınızdaki insanın ihtiyaç duyduğu gibi sevecek kabiliyetiniz yoktur.
Gerçek aşk farklıdır. Bizi tüketen, eskiten, arzulu fakat aynı zamanda sakin, birliktelik duygusunu sonuna kadar hissettiren, düşünceli ve arkadaşçadır.
“Aşık oldum” dediğimiz zaman, buradaki aşk sözcüğü, bu kavramı en sade haliyle temsil etmeli; derinden ve bencilce sevebilmeliyiz karşımızdaki insanı.
Aşk bir peri masalı değildir, acılarla ve tükenmişliklerle doludur fakat yine de insanın asla vazgeçemeyeceği yegane duygudur şu dünyada.
Sonunda gerçekten birlikte olmak istediğimiz bir insan bulmuşuzdur, fakat fedakarlık yaparak bizi biz yapan bazı şeylerden vazgeçmek istemiyoruzdur.
Ciddi bir aşka adım attığımızda, kendimizden bir parçayı geride bırakacağız ve onun yerine, kalbimizi aşkın büyüsüne teslim edeceğiniz.
Cesaret edebilir mi insan buna? Eden ediyor…
Bir parçanızı sevdiğiniz kişiye teslim edersiniz. Ona gerçekten bağlanınca, geleceğe dair planlar yaparak kalbinizi tamamen bırakırsınız karşınızdaki insana.
En derin ve sade aşklar, iki insanın birbirine kendilerinden bir şeyler verdiği ve kalplerini korkusuzca birbirine teslim ettiği aşklardır.
Aşık olduğumuz kişiye hak ettiği sevgiyi veremiyor, fakat aynı zamanda ayrı kalamayacak kadar da çok seviyorsak onu, ne yaparız?
Yapabileceğiniz tek bir şey var: Birlikte olduğunuz insanın sizden uzaklaşmasına izin vermek, ki bu dünyanın en acı verici durumudur.
Sizi mutluluk denizlerinde yüzdüren aşk, işte şimdi sizi acı dolu sularda boğmaktadır.
Karşınızdaki insanı kendinizden uzaklaştırmaya karar vermek, yaşamınız boyunca peşinizi bırakmayacak kritik bir karardır.
En kötü yanı da, ayrı kalmaya başladıkça onu ne kadar özlediğinizi ve onsuz yapamayacağınızı anladığınız andır.
Bundan yaklaşık 10 yıl önce tanıştığım, aşık olduğum ve yaşamımın en mutlu anlarını birlikte yaşadığım, bana sevmeyi ve sevilmeyi öğreten o kızla, o günden beri hiç konuşmadım.
Fakat biliyorum ki, kalbimin bir yerlerinde o hep duruyor ve bir parçam hala onu seviyor, hep de sevecek.
Hiçbir zaman birlikte olamayacağımı bildiğim birini, tüm gün düşünmek biraz acı verici ama yine de katlanılabilir. Bazen düşüncelerde bile birlikte olabilmek mutlu ediyor insanı.
Mutlu ediyor çünkü biliyorum ki o hayatımın bir parçası, varlığıyla veya düşüncelerimde, hayatımda sahip olduğum en güçlü renk o.
Bazılarınız, sizin için bu denli değerli olan kişiyle doğru zamanda karşılaşacak ve gerçekten mutlu olacaktır.
Fakat diğerleri, tıpkı benim gibi, yanlış zamanı seçecek ve yalnızca hayallerinde aşkının tadına varabilecekler. Yaşam böyledir, hüzünlü bir şarkı gibi…
Umarım benim durumuma düşenler güçlü kalabilmeyi ve yaşamdan vazgeçmemeyi seçebilir.
Unutmayın; yeniden aşık olacaksınız ve mutluluk sizi bekliyor olacak. ‘O’ kişiyi kalbinizin derinliklerinde hep sevseniz de, hayat karşınıza başkalarını çıkaracak.
İnanması güç, fakat hayatınızda doğru zamanda doğru biriyle karşılaşmak mümkün. Birçok insana oldu bu ve sizlere de olmaya devam edecek.
Sahip olduğunuz aşktan vazgeçtiğiniz bir hayat yaşamaya değmez. Aşk bu dünyada uğruna nefes alınabilecek tek duygudur.
Sevdiğiniz kişiye sahip olun veya olmayın, fakat onunla yaşamayı, onu her an içinizde yaşatmayı öğrenin. İnanın dünya daha güzel bir yer olacak.
Merhabalar, İşe yeni başlayacak olan engelli ne zaman emekli olur?Değerli Dostum Sos.Güv.Ve İş Mevzuatı Danışmanı, Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Yılmaz Aydıner beyin gönderdiği tablo aşağıdadır.Tabloyu inceler ve kendinize uyan satırda değerlendirirsiniz.
Sorularınız olur ise de Yılmaz Aydıner: Tel:0212 6607583Faks:212 5836844Cep:0532 23596510541 6607582
Yakın zamanda yeni tanıştığım ve sohbetinden fazlasıyla keyif aldığım bir arkadaşım izlemem için birkaç film tavsiye etti. İlk önerisi ile benim sunduğum ilk önerinin aynı filme denk gelmesi nedeniyle o çıtasını farklı kategoride biraz daha yükselterek Güney Kore filmlerine taşıdı. Bu filmler genel olarak aile bağlarını kuvvetlendiren konular üzerine çekilmiş ve bu kuvveti de aile içinde birbirinden güç alarak yaşayan insanlar oluşturuyor gibiydi.
Filmlerden bir tanesini internetten biraz araştırdım. Yorumları okudum ve denk geldiğim yorumlar muhtemelen bir filmi nasıl anlatmasını bilen insanlar tarafından yazılmıştı. Filmin içeriğini sunan değil, içeriğine çeken yorumlardı.
Filmi izlemeye henüz başlamadım. İçimden bir his bu filmin diğer yapay duygular üzerine kurulu filmleri altüst edeceğini söylüyor… Tıpkı ( 3 Aptal ) 3 İdiots gibi.
Doğunun derinden derine hissettiğim gizemli duygularını bu filmlerde bulmak beni tazeliyor… Hislerimizde unutuşa bıraktığımız benlerimizi yeniden hatırlatıyor… Kaybettiğimiz duygularımızı, düşüncelerimizi, titreyişini fark etmediğimiz kalbimizin farkına varmamızı sağlıyor…
Daha fazla vakit kaybetmeden fragmanını izleyelim…
http://www.youtube.com/watch?v=rAsBlmSIksk
7. Koğuştaki Mucize Filmini izlemek için resmin üzerine tıklayın
Bu filmi izlerken hapishane yaşamının içine dair ender bir yüz gördüm. En sert bakışların altında yatan gerçekleri unutmak mümkün olmayacaktı.
Çünkü film başlangıçtan sona doğru çok zor bir ihtimalin gerçekleşme hayali içinde ilerledi. Her sahne bizi sona götüren bir umuttu ve bu sefer umudu sonda aradık.
Aradığımızı da bulduk…
Ağladık…Güldük… Tebessüm Ettik…
Tüm duyguları yaşadık… Dozunda komedi, dibine kadar dram…
Hapishanede can çekişen birkaç hayat ve bu hayatlar kesinlikle insanlara aitti…
Fakat asıl can çekişen insanlıktı…
Dahası; Her şeyin bir Sailor Moon çantası yüzünden olması mı içini sıkar?
Yoksa ne olursa olsun bir babanın kızını korumak için hayatından vazgeçmesi mi?
Ya da herkesin suçlu olmayan birini ölüme göndermeye göz yumması mı? Bilemiyorum…
Fakat bildiklerimle kapatayım istiyorum…
Sinemanın -dümene geçenin niyetine göre- zaman zaman
“ rahmanî ” zaman zaman da “ şeytanî ” amaçlar için kullanılabilen o
korkutucu gücünün iyi olan ile yoğurulmasıdır 7. Koğuş…
Kötülüğü ve gücü, iyi olana ve iyiliğe değiştirmesidir; Onlara hayat katmasıdır!
Mesela Albert Camus’un ifadesiyle; “Benim ve benim gibilerin istediğimiz dünya, kimsenin kimseyi öldürmediği (o kadar deli değiliz) bir dünya değil, adam öldürmenin haklı olamayacağı bir dünyadır…” ifadesine hayat katıyor.
Çünkü, yaşadığımız dünya öldürmenin haklı sayıldığı bir dünyadır, Onu
istemiyorsak, değiştirmek zorundayız… İşte bu film değiştiriyor.
& Gelsin hayat bildiği gibi… diyenlerindir.
Cezmi Ersöz’ün de ustaca belirttiği gibi; “Yaşamaya köpekler gibi aç, ama ölüme dünden razı…” olanlara ait değildir.
Çünkü zihinsel engelli adamın hayatı, normal insanların hayatı gibi kendi içinde bir koğuş değildi.
7. Koğuş; kapalı kapıların ardında özgürlüğü içinde öldürmemek için mücadele eden insanlara aitti.
& bir film; Çocuk sevginin, gerçek özgürlük duygularının yerini alabileceğini ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.