SİYASETİNİZ BATSIN!

Türkiye’de insanlar henüz maaş zammını almadan, o maaş en az 6 ay önce enflasyon karşısında eriyor. 2026 yılına girdik, asgari ücret 28.000 TL oldu. Resmî enflasyon 2025 sonu itibarıyla %31 olarak açıklandı ama gerçek enflasyon bunun en az iki katı. Bağımsız araştırma kuruluşları (ENAG) gerçek enflasyonun hâlâ %60-70 bandında olduğunu söylüyor. Peki aradaki farkı kim ödüyor? Milyonlarca emekçi, emekli, dar gelirli vatandaş…

Asgari ücrete bakalım. O da 28.000 TL, peki yoksulluk sınırı ne kadar? 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 2026 itibarıyla 80.000 TL’yi aşmış durumda. Yani asgari ücretle çalışan bir insan, yoksulluk sınırının üçte birinden biraz fazla bir gelirle geçinmeye çalışıyor. Emekli maaşı ise en düşük 20.000 TL civarında – yoksulluk sınırının dörtte biri. Yani bu rakamlarla insanlar nasıl geçinir bilmiyorum!

Özellikle evini alamamış olan kesim… Ankara’da ortalama kira 25.000 TL’yi buldu. İstanbul’da bu rakam 30.000 TL’nin üzerine çıktı. Yani bir asgari ücretli, maaşının neredeyse tamamını kiraya verse bile geriye 3.000 TL kalıyor. Faturalar, mutfak masrafı, ulaşım derken… Diğer taraftan AKP Hükümeti ne yazık ki bankacılık ve inşaat sektörünü ayakta tutan politikalar uyguluyor. Bankalar rekor kârlar açıklarken, insanlar kredi kartı borçlarını ödeyemediği için icra dosyaları kabarıyor. 2026’da takipteki kredi kartı alacakları geçen yıla göre yüzde 30 arttı.

Evinde çocuğu okuyan ailelerin durumu daha da vahim. Bir üniversite öğrencisinin aylık ortalama masrafı (barınma, beslenme, ulaşım, kırtasiye) 25-30 bin TL civarında. KYK yurtlarında kalmak için kura çekiliyor, kurada çıkmayan öğrenci özel yurtlara mahkûm – ki onların fiyatı 20-25 bin TL’den başlıyor. Devlet yurdunda kalan öğrenciye verilen iaşe bedeli günlük 250 TL – bu parayla bir öğrenci günde iki öğün yemek dahi yiyemiyor hâlâ.

Hele ki evinde bakmakla yükümlü olduğu engelli bir birey varsa… Engelli maaşı 2026’da 4.500 TL civarında. Özel eğitim, rehabilitasyon, tıbbi malzeme derken bu paranın hiçbir karşılığı yok. Evde bakım maaşı alan aileler ise aylık 8.000 TL ile yetinmek zorunda – bu parayla ağır bakımlı bir engelli bireyin altını dahi değiştiremezsiniz.

Ne muhalefet bu konulara cesurca değiniyor, ne de hükümetin umrunda. Ana muhalefet partisinin derdi zaten başını aşmız, ekonomi vaatlerini açıklayamaz hale gelmiş… Kaldı ki meclis kürsüsünde bu tabloyu her gün haykıracak durumda dahi değiller. Diğer muhalif partilerin açıklamaları zaten havada kalıyor, sokaktaki insanın derdine derman dahi olmuyorlar.

Siyasiler, körün, herkesle aynı manzarayı gördüğü yerdeler.

Oysa bu manzara karşısında susan, seyreden, kendi hesabının peşinde koşan herkes aynı kirli oyunun parçası. Bu tablo karşısında susanlar; hükümetiyle, onu destekleyen partileriyle, muhalefetin sessiz kalanlarıyla… Haksız gücünüzle zalimsiniz. Ve sakın unutmayın haksızlığa uğrayanın çektiği sefaletin karşısında da ezileceksiniz. Çünkü adaletiniz sadece sahnede var. İnsan olabilmeyene yazık ki uzaksınız!

Dolayısıyla ne olacak bu ülkenin hali bilmiyorum ama bu hale gelmesinde hem iktidarın dayatmacı politikalarının hem de muhalefetin sessizliğinin, dahası dikkatli seçim tercihinde bulunmayan vatandaşlarımızın da çok suçu var.

İnsanlar ikinci, hatta üçüncü işi yapmak zorunda kalıyor hayatlarını idame ettirebilmek için. Sabah 7’de evden çıkıp gece 12’de dönen bir baba, çocuğunun büyüdüğünü göremiyor. Hafta sonu çalışan bir anne, ailesiyle bir kahvaltı sofrasında buluşamıyor. Giden sağlıklarından, yaşamlarından, biriktiremedikleri anılardan, hatıralardan; aileleriyle geçiremedikleri zamanlardan gidiyor. Türkiye’de bir işçi yılda ortalama 2.232 saat çalışıyor – OECD ortalamasının çok üzerinde. Peki bu fazla çalışmanın karşılığını alabiliyor mu? Hayır!

Oysa Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ne buyurmuştu: “Zulümden sakının, çünkü zulüm kıyamet gününde zifiri karanlıklardır.” (Müslim) Ama bugünün zalimleri, o karanlığı gölgede bırakacak bir vicdan yoksunluğuyla halkın sırtından geçiniyor. Adaleti sahneye hapsedenler, gerçek adaletin ilahi bir terazi olduğunu unutmuş görünüyor. Fakat bunu unutmayanların olduğunu da unutuyorlar.

Bu nedenle Türkiye’de siyaset kadar kirli ve sahte yüzlerin olduğu farklı bir alan ne yazık ki yok. Çünkü siyaset, insanların acısını görmezden gelme sanatı haline geldi. Rakamlar ortada, tablo net, feryatlar duyuluyor. Ama iktidar da muhalefet de kendi hesaplarının peşinde. Vatandaş ise bu kirli oyunun ortasında, ay sonunu getirmeye çalışırken kaybolup gidiyor.

Bu yüzden sizin SİYASETİNİZ BATSIN. ZULMÜNÜZLE İNŞA ETTİĞİNİZ BU DÜZEN, SAHTE ADALETİNİZ, SATILMIŞ VİCDANLARINIZ, İNSAN OLABİLMEYE UZAK YÜZLERİNİZ HEP BİRLİKTE BATSIN.

O ağır engelli çocuğu olan ailelerin durumu aklımda geldikçe gözlerim doluyor.

YAZIKLAR OLSUN SİZE!