Olabilir…

Bazı kelimeler vardır; söylendiği anda biter. Bazılarıysa sonuna konulan üç noktayla birlikte yeni ihtimallere açılır. “Olabilir…” onlardan biridir.

Kesin bir hüküm değildir. Büyük bir iddia hiç değildir. Hayatın karşısına dikilip meydan okumaz; onunla yan yana yürür. Olana da henüz olmayana da yer açar. “İmkânsız” denildiğinde sessizce başını kaldırır ve yalnızca şunu hatırlatır: Bildiklerimiz, mümkün olanların tamamı değildir.
Belki de bu yüzden “Olabilir…” bir cevap olmaktan çok, bir yaşama biçimidir.

İnsan bazen hayatın yalnızca gerçekleşenlerden ibaret olduğunu sanır. Giden gitmiştir, kırılan kırılmıştır, kaçırılan bir daha gelmeyecektir. Yollar kapanmış, hikâye sona ermiş gibi görünür. Oysa hayat, çoğu zaman en beklenmedik yerinden yeniden filizlenir. Tam her şeyin bittiğine inandığımız anda, içimizden belli belirsiz bir ses yükselir:
Olabilir…

Belki başka bir yol vardır.
Belki bu kayıp, bizi kendimize götürüyordur.
Belki gecikmiş değilizdir.
Belki de varmamız gereken yer, başından beri düşündüğümüz yer değildir.

“Kendi Ritminde”yi dinlerken bu kelimeyi düşündüm. Şarkının içinde acele etmeyen bir insan yürüyor sanki. Nereye yetiştiğini bilmek zorunda değil. Geride bıraktıklarını inkâr etmiyor ama onları sırtında taşımayı da artık seçmiyor. Şehrin gürültüsünden, insanların beklentilerinden ve kendini durmadan kanıtlama çabasından uzaklaştıkça kendi sesine yaklaşıyor.

Çünkü bazen özgürlük, istediğimiz her şeyi yapmak değildir. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmadığımızı fark etmektir.
İnsan başkalarının ritminde yaşarken sürekli geç kalır. Birilerinin başarılarına, beklentilerine, doğrularına… Daha hızlı yürür, daha çok yorulur; fakat kendisine bir türlü yetişemez. Sonra bir gün durur. Omzundaki görünmez yükleri indirir, başını kaldırır ve ilk kez kendi adımlarını duyar.

İşte o anda hayat değişmese bile insanın hayatla kurduğu ilişki değişir.
Kırıklar hâlâ oradadır. Geçmiş silinmemiştir. Yarım kalanlar tamamlanmamıştır. Fakat insan artık bütün bunlara bir eksiklik gibi bakmaz. Her kırığın kendine özgü bir ışığı, her yaranın öğrettiği başka bir dil vardır. Kusursuz olmakla tamamlanmak arasındaki farkı anlar. Kendisiyle barıştığında, dünya da onunla kavga etmeyi bırakır.

“Olabilir…” tam olarak bu barışın kelimesidir.

Kötü bir şey yaşandığında, “Bunda da bir hayır vardır,” diyerek acıyı küçümsemez. Her şeyin kolayca düzeleceğine dair boş bir teselli de sunmaz. Yalnızca hiçbir duygunun, hiçbir yenilginin ve hiçbir karanlığın sonsuza kadar aynı kalmayacağını söyler.

Bugün ağır gelebilir.
Yarın hafifleyebilir.
Bir kapı kapanabilir.
İnsan başka bir kapı yapabilir.
Kaybolabilir.
Kaybolduğu yerde kendini bulabilir.

Ve tüm bunlar,

Olabilir…

Çünkü hayat bazen bütün sorularımıza tek kelimeyle karşılık verir.
Ne kesin bir evet…
Ne de değişmez bir hayır…
Yalnızca, sonu açık bırakılmış bir ihtimal:

“Olabilir…”

Not: Bu denemeyi hazırlarken AdaFlow’dan “Bugünde Böyle Kendi Ritminde” ve “Rüzgarı Taktım Peşime” parçaları eşlik etti.