
Ne yazayım!
Küçük ellerimizle bir avuç su içtiğimizde yüzümüz; en kurak zamanlarda düşen bir yağmur damlasıyla, yaşama çatlak dokuyan toprak gibi olurdu diyen bir insanın özlemini mi?
Ruhumuz…
Bir ağacın kesik yapraklarından farksız olmazdı… Bu ağaçla harmanlanan rüzgârdan kendini esirgemeyen bir bedenin hasretini mi?
Küçükken…
Semazan gibi açardım ellerimi. Dönerdim etraflıca gökyüzünü karelercesine göz bebeklerime diyen bir çocuğa; bu dalışta bir yolcu gibiydi bulutlar, doğdukları yerlere geri dönen gurbetçi büyükler gibi… diyen bir yaşam tarmicisini mi?
Zamanın bütün kuşaklara sunduğu habitatın, insanlık ruhunu keşfetmiş Puu… Hayatın mahiyetiyle yüzleşmiş, mazlum, müstakil, darboğazlar içinde şerh etmiş olan üftade hâlimizi mi?
Ne yazayım?
Güzelliğin gözlerine vereceği zarar, varolma ceddini kaybetmiş bir milletin zayiatı gibi; Daha derin, daha düşkün ve daha bi’çaresizse! Neyi yazayım?
Miadını doldurmuş bu zaman diliminde çocukluğundan ve hayallerinden ayrılıp gitmiş, göç etmiş bulunan rasathane sakinlerinin, çilesi üzerine kurulmuş olan bu fezayı..
Nasıl Yazayım?

16 Ağustos 2011
Etiketler: 