James Bond

Geçenlerde James Bond serisini izledim.

Hem de 1962’den itibaren. Tam olarak 23 filmlik seri.

İlginç ve nadir yaşanabilecek duygulara sebep oldu. Yani siyah beyaz çekimlerden renkli çekimlere geçiş olayı… Farklıydı.

İşte o seri;

  1. No (1962)
  2. From Russia With Love (1963)
  3. Goldfinger (1964)
  4. Thunderball (1965)
  5. You Only Live Twice (1967)
  6. On Her Majesty’s Secret Service (1969)
  7. Diamonds Are Forever (1971)
  8. Live And Let Die (1973)
  9. The Man With The Golden Gun (1974)
  10. The Spy Who Loved Me (1977)
  11. Moonraker (1979)
  12. For Your Eyes Only (1981)
  13. Octopussy (1983)
  14. A View To A Kill (1985)
  15. The Living Daylights (1987)
  16. Licence to Kill (1989)
  17. Golden Eye (1995)
  18. Tomorrow Never Dies (1997)
  19. The World Is Not Enough (1999)
  20. Die Another Day (2002)
  21. Casino Royale (2006)
  22. Quantum Of Solace (2008)
  23. Skyfall (2012)

Yazarken bile yoruluyor insan. Filmi nasıl bitirdim bilmiyorum…

Ama çok beğendiğim ve unutamayacağım bir seri oldu. Unutulmaz repliklere şahit oldum. Sahneler oldukça orijinal ve tadındaydı. Dönemsel abartılardan uzak durulmuş lezzetli bir yemekti.

Anlatabileceğim çok fazla detay var fakat değinmek istediğim bu değil. Vurgulamak istediğim biraz daha farklı. Mesela;

Genel olarak kadınları anlamlı uğraşlar olarak değil de harcanabilir zevkler olarak gören adamlara ders verir nitelikteydi. Dürüsttü. Gerçekçiydi. Karizmatik ve biraz da gösterişliydi. Ama ne olursa olsun kadının yanında durmasını bilirdi.

Olması gerektiği gibi…

Yani… Olması gereken bu değil mi !

Bu koskoca 23 filmlik seriden iki şey kaldı aklımda…

Birincisi;

Martini’nin karıştırılmayacak ama çalkalanacak olması.

Gerçekten bu repliği sık kullanması bile hoşunuza gidebilir.

Diğeri ise;

James Bond’un sevdiği kadına karşı kendini teslim ettiği cümlelerdi…

İşte uygun vedayı o sözler yapmalı bu yazıda… Yalnız;

Sözü James Bond’a bırakmadan kısa bir nota yer vermek istiyorum.

Kısa ve samimi bir nota…

Eğer yaşadığınızı hissedemiyorsanız, yaşamanın bir anlamı olmaz. Bu nedenle birinin sizin için yapabileceği bir şey varsa, bunu kendiniz yapmayın. Bırakın; O yapsın.

Hoşça Kalın…

James Bond ve Sevdiği Kadın…

– Beni seviyor musun?

+ İşi bırakıp birimiz doğru dürüst bir iş bulmak zorunda kalana dek seninle dünyayı dolaşmaya yetecek kadar. Ama o kişi sen olmalısın. Çünkü, ben doğru dürüst bir işin ne olduğunu bilmem. Çünkü, çok uzun süredir yaptığın bir işi yapıyorsan kurtarılacak bir ruhun kalmaz…. Bana kalan çok az şeyle yoluma devam edeceğim… Senin için yeterli mi?

Senin için yeterli mi?