İnsanların Garip Halleri

Dünya “Garip İnsanlar” a odaklanadursun…

Josephine Clofullia’nın sakallarında ömür boyu taşıdığı elmas İmparator Napoleon’dan hediye olabilir… İngiliz kralı Charles’in maiyetinde ki William Evans cebinde bir cüce taşıyabilir… Yine İngiliz doktoru W.J. Erasmus Wilson kırk dördü kadın, kırk altısı erkek olan doksan adet boynuzlu insan vakası kaydetmiş olabilir… Hatta Meksikalı Raul Rodrigues’in keşfettiği bir hamalda 10.16 santimetreden biraz daha uzun boynuzu da olabilir… Veya 19. Yüzyılda dünyalılar; Fransa’da kaslarıyla ilginç bir egemenliğe sahip olan değişken adamı, yani L’homme Protê’u da tanımış olabilir…

Sorun değil.

Dünya Orlêans ailesi tarafından yetiştirilen Cüce Richeborg’un, Fransız Devrimi sırasında soylular lehine casusluk yapmasına da şahit oldu. Paris’in çevresi devrimciler tarafından kuşatıldığı sırada kundak içinde, “dadı”sının kucağında kentten çıkarak devrimciler aleyhinde bilgi taşıyan adamı da tanıdı; Hatta daha sonraları yüz yaşında ölene dek Paris’te yaşamasına da vesile oldu…

Gerçekten sorun değil…

Daha doğrusu sorun! “Garip İnsan Halleri” değil. “İnsanların Garip Halleri!”

Çoğunuz gün geçtikçe insanları tanımakta biraz daha zorlandığını söyleyebilir. Ben bunu son zamanlarda sıkça duyar oldum… Tabii aksini düşünen de çoktur. Sadece doğruları konuşan insanlardan kurulu bir dünya düşünsenize; “Beyaz yalan yok, yalan yok, herkes çok dürüst ve hep doğruyu konuşuyor…” Bu durum kimileri için ne kadar rahatsız edici olurdu öyle değil mi?

Doğrusu benim için öyle olurdu. İnsan arada sırada beyaz yalan ya da yalan söylemek durumunda kalabiliyor. Eminim bunu hepimiz yapmışızdır… Bazen mutluluk için lazım bu, bazen gerçek veya soğuk bir suçu örtmek için, bazen de günü veya geleceği kurtarmak için söyleyebiliyoruz bu yalanları… Kesinlikle bunun bir sınırı, limiti yok. Herkes bunu çok iyi ve çok güzel değerlendiriyor… Biraz daha gerçekçi olursak bu konuda bir sürü yetenekli belirdi. Benim bu yazıyı yazıyor olmamın nedeni de birçoğunu tanıyor olmamdan geçiyor…

Evet, yalan söyleyenlerin birçoğunu tanıyorum… Çoğu bunu uzun zamandır sürdürmüş ve daha uzun yıllar sürdürebilir… Göz yummadığım için bazılarıyla görüşmemeye başlamış da olabilirim ya da bazıları artık benimle iletişimi kesmişte olabilirler… Bu durumları tebessümle karşılıyorum.

Sorun değil.

Ama onlar bu yalanlarını nereye kadar sürdürecekler? Gerçekten soğuk ve başkalarına zarar veren bu yalanlar bir süre sonra, yine bu insanlarca son bulur mu? Bu konuda umut var mı? Gerçekten var mı?

Dedim ya; “Benim için sorun değil!”

Ben yargılamak yerine tebessümle karşıladığım zaman huzura kavuşuyorum. Başa çıkılmaz gördüğüm savaşlarda mücadele vererek özüme kavuşuyorum. İnsanların çeşitli entrikalarla mantıklarını etkilemek yerine, duygularına hitap ederek doğru, başarılı ilişkiler kuruyorum. Yani ben doğru dinliyorum; Yeter ki o bana doğru anlatsın… Çünkü ben Winston Churchill’in de söylediği gibi; Yaşamımı aldıklarımla kazanıyorum ama verdiklerim üzerine kuruyorum…

Peki hep doğru mu yaşadım? Tabii ki hayır!

Doğru olduğunu bildiğim şeyi yapmak bazen büyük cesaret isterdi. Bazen o cesarete sahip olmadığım anlar yaşadım. Daha fazlasını istediğim zamanlar olmadı ama daha fazlasını isteyen insanlara karşı acımasız davrandığım oldu. Başkalarının gözünden bakıldığında doğru sayılan şey benim gözümden bakıldığında yanlıştı; Bu yüzden yankıları gerçekten sonsuz sürecek cümleler bağırdım! Başkaları için söylemleri yine kolay olsa da…

Ben bağırdım; O başına para yağar gibi:

Dinledi…

 29.01.2014 – 14:40 – Kemal Ateş