Etiket arşivi: iyiparti

Eksilmeden Artın

İnsanın yaşama dair beslediği birçok özlemi vardır. Aslında bu durum insanın aynı zamanda kendine olan özlemidir diyebilirim. Çevresinden duyduğu birçok ses, ona ertelediği birçok şeyi anımsatır ve en başta kendini dinlemeyi ertelediğini fark eder.

Zamanla… Her seste kendini duymaya başlar… Sonra her günün, bir şafak takvimi gibi sayıldığını anlar. Günlerden, haftalardan ve aylardan ibaret bir düzlüğe girer. İşte o düzlük, yönünü değiştirmemeniz durumunda uzayacak olan düzlüktür. Basamakları, attığınız adım kadar uzayacak olan düzlüktür.

İşte tam bunu düşünüyordum. Derken Nevşehir’de yaşayan bir arkadaşımın gönderdiği müzik geldi aklıma ve dinlemeye koyuldum.

Müzik gerçekten ruhun gıdası olma başarısını koruyor. Bu sorumluluğundan vazgeçmeyeceğe benziyor. Ruhu renklendiriyor. Yanlış anlaşılma olmasın fevkaladenin fevkinde renkli insanlarız ama etrafımız çok renksiz. Bizim insanlar yağmurda şemsiye tutanlardan. Farklı olanlar da var tabi ve denk geliyoruz. Buluyoruz birbirimizi…

Ve tabii ki renkli bir ruhsanız ve adım atmamışsanız henüz, beklemeyin derim.

Hayaller artmayı hak eder, eksilmeyi değil. Anılar ve hatıralar yenilenmeyi hak eder, birikmeyi değil. Adımlar yürümeyi ve koşmayı hak eder, durmayı ASLA

Dinlenmeye gelirsek, tek kişilik değildir…

Derin bir nefes alın… Kollarınızı açın… Ve bırakın karşılasınlar…

Farklılık bir yaşam tarzıdır
Farklılık bir yaşam tarzıdır

Görüşmek üzere

Kemâl

 

Uçak-Otobüs-Tren=KAMP

Uzun zamandır seyahat planı yapmanın peşindeydim. Tabi uzun zamandır yalnızca peşinde kaldım. İlginç birkaç neden buna engel oldu. Pek çoğu benden kaynaklı olmayan bir sürü aksaklık peşimi bırakmadı… Şimdi yavaş yavaş yoluna koydum ve devam etme sırasının geldiğini hissediyorum.

Geçen yıllarda bir Hindistan planı yapmıştım ve gerçekleştiremedim. Sitede bir yazı, aklımda gerçekleştiremediğim bir hayal olarak kalıyordu. Ve bu hayale yüklenerek yaşamak onu daha da uzağa götürüyordu, şimdi yüklenmiyorum. Çünkü insanın en yakını gördüğü biri ona “her şeyin kâğıt üzerinde kalmaya başladı” derse; “bazı şeyleri gözden geçirme zamanı gelmiştir” diye düşünürsün. Değil mi? Doğal olanı da budur!

Uzun zamandır da düşündüm bunu. Kâğıt üzerinde yaşamak bana göre değil.

Fakat son aylarda ilginç şeyler yaşadım. Bazıları acı verdi, bazıları normal yerini hala koruyor. İlginç ve güzel birkaç şey de yok değil.

Şimdi gelelim birkaçına hesap numarası açtırdığım hatta sponsor dahi bulduğum olaylara… (Hedefte değil ama içinde Hindistan var.) Bu olaylar kapsamında gerek yoktu ama sürpriz bir biçimde sponsor olmak isteyen birkaç yönetici ile tanıştım. Sonrasında arkadaş olduk. İçten olan insanların fikirlerine de değer veririm. Önümüzde ki hafta beraber kahve içeceğiz. Biraz sohbet edeceğiz.

Zaten onun ve onların da bu düşüncelerini gerçekleştirmelisin demeleri üzerine bazı planlarımı yeniden gözden geçirdim ve değişiklikler yaptım. Uzun soluklu ve imkânsız değil… Göreceğiz.

Ben şimdilik bu yazıda almayı düşündüğüm kamp malzemelerine yer vereyim… Her malzemeyi iki kişilik düşünmek beni mutlu ediyor. İlerleyen aylar da detaylara da yer veririm… Hatta internet sayfam da yakın zamanda yenilenecek. İnternet sayfamın sunucu, domain ve tasarım sponsoru aynı yalnız yeni sponsorlar eklendi. Yeni ve çılgın sponsorlar 🙂

Gelelim kamp olaylarına…

Birkaç haftadır kamp malzemeleri hakkında internetten çeşitli araştırmalar yaptım. Sadece iş yerinde vakit bulduğumda araştırabildiğim halde fazlasıyla verimli oldu. Yani bunca yoğunluğa rağmen değdi.

Tek tük blok yazılarını okudum. İnceleme ve testleri gözden geçirdim ve bunların ışığında aşağıda ki kamp malzemelerini almaya karar verdim.

Mesela;

ÇADIR

Günlerce ve tabi ki vakitte buldukça bilgisayar başında birçok çadır markasını inceledim ve özellikle kolay ve yağmura karşı da hızlı kurulum olup olmadığını görmek için videolarını izledim. Bir çok marka hakkında fikir sahibi oldum fakat kararımı Tarptent Double Moment ‘dan yana kullanacağım. Ne güzel ki hakkında olumsuz hiçbir yoruma rastlamadım. Benim için de dikkat ettiğim tüm detayları ve özellikleri içeriyor.

Şekli nedeniyle sert rüzgârlara karşı dayanıklı olacağını düşünüyorum. Tasarımı son derece kullanışlı… Zaten rengi ve şekli çok hoşuma gitti. Karizmatik olduğunu söyleyebilirim. Yan ve arka kısmında alt bölüm çok ince sineklik gibi bir bölüme sahip. Bu da çadırın havalandırmasının çok iyi olduğunu gösteriyor. Kapı tarafı tamamen sineklikle çevrili… Böylece güzel havalarda dışta kalan parçayı toplayarak manzaraya karşı çadırda uyumak mümkün… Bu da sabahı çok iyi karşılayacağımızın göstergesi diyebilirim.

4 mevsim kullanılabiliyor. 2 kişiliklerin ağırlığı 99 gr ile 1.5 kg arasında değişiyor ve oldukça geniş. Çanta ve diğer malzemelerle beraber iki kişi rahatlıkla sığar.

Çadırı üreten Tarptent bir Amerikan firması ve dünya da hiçbir yerde mağazası yok. Herhangi bir mağazada da satılmıyor. Sadece internet sitesinden sipariş veriliyor ve çadırın gelmesi yaklaşık 4 hafta diyebilirim. Firmanın sahibi Henry son derece ilgili ve sattığı ürünün arkasında duran, her türlü teknik desteği vermeye hazır birisi diyebilirim.

Bu arada aşağıda önce çadırın sonra da doğada kullanan kişilerin çekip attığı fotoğraflar var. Benim hoşuma gitti. Ruhunuzu tetikleyeceğini söyleyebilirim.

Önce çadırın fotoğraflarına yer verelim:

dm_3

dm_8

Biraz son kullanıcıların fotoğraflarına da yer verelim:
Double Rainbow in Iceland Ben Williams
Double Rainbow in Iceland Ben Williams
Moment DW at Pathar Nachauni, Uttarakhand, India Karan Girdhani
Moment DW at Pathar Nachauni, Uttarakhand, India Karan Girdhani
Moment DW in the Brooks Range, Alaska Kristin Gates Across Alaska by foot and packraft- Brooks Range 2013
Moment DW in the Brooks Range, Alaska Kristin Gates
Across Alaska by foot and packraft- Brooks Range 2013
Scarp 2 near Moraine Lake with view of South Sister, OR Amy Sullivan
Scarp 2 near Moraine Lake with view of South Sister, OR Amy Sullivan

 

İşte karar verdiğim çadır ve almak isteyenler için internet sayfası:

UYKU TULUMU

Araştırmalarıma güvenerek şunu rahatlıkla belirtebilirim; Eğer dört mevsim kamplarda mümkün olduğunca hafif bir uyku tulumu ve kuş tüyü rahatlığı arıyorsanız Sea To Summit Talus II den başkası yok. Sıcaklık değeri uygun, sıkıştırılabilir, oldukça hafif, neme karşı dayanıklı ve kaliteli dolgu malzemesi son derece önemli.

Fiyat olarak diğer rakiplere göre daha uygun ve kaliteli. Sıkıştırma torbası ile 3 Lt’ye kadar küçülebiliyor. Sadece bu firmanın özel bir uygulaması sayesinde uyku tulumundaki tüyler de suya ve neme karşı dayanıklı. YKK fermuar sistemi ile de sıkıştırmalara karşı önlem alınmış ve kullanıcı yorumları arasında tulumun kesimi nedeniyle içinde çok rahat hareket etme imkânı sağladığı yazıyor. Kumaşı da ilginç bir dokuya sahipmiş. Bakalım aldıktan sonra aynı düşüncelere bende sahip olacak mıyım?

Aslında uyku tulumu araştırırken bu firmaya beni yönlendiren diğer etken de şirketin kuruluş hikâyesi oldu. İşte Sea Tu Summit’in kuruluş hikâyesini aynen paylaşıyorum…

“1984 yılında Avustralyalı küçük bir dağcı gurubu, oksijen ve Şerpa desteği olmadan, kuzey yüzünden ve yeni bir rota açarak Everest’e tırmandılar. Kendi aralarında, aslında hiç kimsenin bu 8848 metrelik irtifayı gerçek anlamda tırmanmadığını, çünkü tüm tırmanışların hep belirli bir irtifadan başladığını konuştular ve Everest’e deniz seviyesinden başlayıp tırmanmanın hayalini kurdular.

Bu dağcılardan biri, Tim Macartney-Snape, 1990 yılında geri döndü ve Hindistan’ın Bengal Körfezinden yüzerek sahile çıktı ve yürüyerek  Everest’in yolunu tuttu. 1200 km.’lik bir yürüyüşle Everest ana kampa ulaştı ve buradan da oksijen ve şerpa (son 500 yıl içinde Doğu Tibet’ten Nepal’e göç eden, Nepal’in dağlık bölgesinde yaşayan bir etnik grubun adı) desteği olmadan zirve yaptı. Yaklaşık 4 ay süren bu ekspedisyonun (bir amaç doğrultusunda herhangi bir yere grup halinde gitme faaliyetine veya bu faaliyeti yapan gruba verilen isim) adı ise ”Sea To Summit” idi.

Büyük bir üne kavuşan Tim,  döndükten sonra, Avustralya’nın en ünlü tasarımcısı Roland Tyson ile birlikte, outdoor malzemeleri üreten bir firma kurarak iş hayatına atıldı ve firmaya ”Sea To Summit” adını verdiler.”

Sea To Summit Talus TSII
Sea To Summit Talus TSII

 

 

İÇLİK

Thermolite Reactor Plus içlik tulumun sıcaklık değerine 20 derece daha ekliyor. Gövde ve ayaklar için oldukça fazla sıcaklık veriyor diyebilirim. Hem paket halinde satılıyor ve ek olarak koruyucu sprey (çadır, tulum ve çanta için) dahil edilmiş.

Thermolite Reactor Plus
Thermolite Reactor Plus
MAT

Thermarest Prolite Plus Mat araştırmalarımda şunu fark ettim. Mat alacaksam bu kesinlikle şişme bir mat olmalı. Doğada uzun süredir yürüyüş yapan bir arkadaşım var. 2 yıllık seyahati boyunca 3 farklı şişme mat kullanmış ve her biriyle farklı sorunlar yaşamış. Fakat 2,5 yıldır sorunsuz kullandığı Thermaret’ten oldukça memnun görünüyor. Biraz masraflı görünse de konforu, güvenilirliği ve uzun süreli dayanıklığı ile fiyatını hak ettiğini düşünüyorum.

Therm-A-Rest ProLite Plus
Therm-A-Rest ProLite Plus

 

BOYUNLUK

Gelelim bana keyif veren diğer bir malzemeye… Ama bunu ben yazmayayım, siz izleyin. Anlatan arkadaşın aksanı biraz ilginç olsa da görüntü bize yeter 🙂 Hem çok yararlı bir gösterim hem de gayet eğlenceli. Resmen her şey oluyor 🙂 İşimi çok yarayacak diyebilirim.

İşte BUFF’ın son kullanıcı Videosu: BUFF – BOYUNLUK

Burada da internet sitesi var: BUFF Sipariş Sayfası

Son olarak doğa yürüyüş ayakkabısı, pantolon ve monta yer verdim. Onlar da aşağıda ki gibi olabilir…

  • Doğa Yürüyüş Ayakkabısı – Merrell Moab Gore-Tex veya Solomon X Ultra GTX
  • Pantolon – Mc Kinley (Intersport)
  • Mont – Regatta Polar Mont (Polar + Yağmurluk)

Şimdilik Kamp Malzemeleri paylaşımımızın sonuna geldik.

Hayat kısa ve gezilecek-görülecek çok yer var. Uçak-Tren-Otobüs derken kendimi her seferinde yollarda buluyorum. Türkiye-Doğu-Batı derken de bir gün kendimi Avrupa’da ve sonrasında Dünya’nın herhangi bir yerinde bulmak istiyorum.

Ama Allah’ın bildiğini kuldan niye saklayayım. Buna bir gün motosikleti de ekleyip büyük bir gezi olayını gerçekleştirmek istiyorum.

Herkese Bol Şans!
7 GÖLLER - 1 -
7 GÖLLER – 1 –
7 GÖLLER - 2 -
7 GÖLLER – 2 –

ÇİZGİ

Sınırları belirleyen, üzerine basılmaması gereken, geride bırakılan, aşılması gereken, üzeri çizilen, kelimelerin üzerine ya da altına çekilen, ince, kalın, düz, yamuk çizgiler için…

Keyiflenmek, hüzünlenmek, efkarlanmak ve heyecanlanmak için…

Tüm bu duygular için bir dolu tını belki.

İşte, müziğin her şeyi mümkün kıldığı an önünde kocaman bir deniz beliriverir. Aşmak gereği duymazsın koca denizleri, okyanusları… Duygular sürükler seni dünyanın diğer ucunda ki insanın yanına.

Yanıbaşındasındır!

Sadece bir müzik tüm dünyayı dolaşır. Farklı renklerde, farklı bedenlerde aynı duyguları yaşatır. Aynı duygularla kaleme, kağıda, telefona sarılır; aynı yaşlara bularız kuru bedenlerimizi.

Önce dalgalanır, sonra duruluruz!

E söz konusu müzik olunca yazıya da değinmeden edemiyor insan

Yazı mı arındırır kirlerimizi, yoksa müzik mi! Turgut’un dediği gibi ”eririz tükeniriz, toplanır yaratırız. bu bize aşktır. biz belki de en uzun yaşamalı bir su’yuz”.

Cebeli Tarık’ta ki “tatlı su ile tuzlu su arasında olduğu gibi;   Bir çizgi’yiz.”

Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun!

İşte!

Ilk çizgimiz…

 

Siyah ile Beyaz arasında ki çizgi.
Siyah ile Beyaz arasında ki çizgi.
Soğuk bir Dünya ile Ateş arasında ki çizgi
Soğuk 1 Dünya ile Ateş arasında ki çizgi
Yazmak ile Silmek arasında ki çizgi
Not: Bu yazı birkaç günde bir güncellenecektir.

Hangi Masum İfadesin

Yaşamak bazen küçük bir çocuğun elinden alınan şeker gibi tatlı… Şekeri alınan çocuğun yüzünde ki masum ifadeler kadar acı…

Bizler de o masum çocuğun yüzünde ki ifadeleriz zaten.

Peki ya sen…

Hangi Masum İfadesin?

Benimle aynı  sokağı,  mahalleyi,  caddeyi,  şehri,  denizi paylaşmak nasıl duygu!  Aynı havayı solumak mesela…!

Neyse.

Bilirsiniz işte çocukları… Hala çocuk kalanları falan. Büyüyemeyenleri! Hatta erkenden büyümek zorunda olanları…

Onlar masum işte, yürekleri tertemiz…

Hem çocukların yüreği yumuşak olur, istediğiniz şekli verebilirsiniz.Ama o yürek bir kez belirli bir şekle girince, eski haline çok zor döner. Çok yorulur yüreği…

O yüzden; Çocukların yüreklerini idam etmeyin.

O yüreklere sarılın!

Tek başına taşımak zorunda kalacakları bir hale getirmeyin….

Allah Aşkına ya!

 

Kıbrıs’a Hızlı Feribot Seferi

Sanıyorum iki yıl önceydi. Kıbrıs’a giderken bu sefer uçakla değil de feribotla gideyim dedim. O sıralarda Kayseri’ye geçtim ve Rahmi kalp Şeyma ile birlikte Mersin’e gittik. Tabi gayet keyifli birkaç gün geçirdik.

Sonra oradan Taşucu’na geçerek hızlı feribot seferlerinin birinden bilet  aldık ve  bilet parasını  abim  ödedi.  Sağolsun  Şeymacım  da hakkaniyetli bir alışveriş parası bıraktı.

Malum KIBRIS…

Bende zil getirdim 🙂 Rahmiciğimi çağırması için 😀

Neyse uğurlayıp gittiler ve feribota binmeden yani sonrası için birkaç fotoğraf çektim.

3

Her şey o kadar sakin ve programlıydı ki…

2

Saatinde kalktı ve saatinde indirdi. Fakat bazı hareketlenmeler olacağından doğal olarak kimse bahsetmedi…

Bende videoya alayım dedim 🙂

Mersin – Kıbrıs Hızlı Feribot Seferi (tıklayınız)

Bir süre sonra fark ettim ki video alkislarlayasiyorum.com, cezmi kalorifer ve birkaç tv programında yayınlanmış. Binlerce yorum, beğeni ve paylaşım ile birçok kişiye ulaşmış. Tamamen şans eseri ve muhtemelen de başarılı bir şekilde yayılmış…

1 tanesi de kaynak göstermemiş. Olsun. Canları sağolsun 🙂

1

Bu manzara fazlasıyla yetti

Bak Beyim!

Geçenlerde denk gelmiştim yazılı bir resime…

Çocuk soruyordu elinde sefer tası taşırken;

Yolu neden uzattık Baba?

– Kasap İrfan var ya, şimdi onun dükkanın önünden geçmek olmaz. Borç aldı benden, epey de oldu.. Belli ki darda. Şimdi kendimizi gösterir gibi yakışık olmaz..

İşte aradığım örnek budur; Bu, Sahip olduğu her şeyi yüreğe doğru genişletmeye yürüyen insanların dünyası… Etrafına sahip olmak isteyen insanların değil.

Belki insanlık bunu gerektiriyor… İnsan olmak bu uzatılmış yoldan geçiyor belki.

Daima yüreğine, vicdanına kulak veren insanların tercihinden yada başkasının çizdiği dünyayı fethetmek yerine kendi dünyasını çizmeyi seçenlerin yaşamından…

Yada… Ne Bilim!

BAY BEYİM,

SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR!

Diyebilen yürekli insanlardan

bakbeyim

Nakış Nakış

Hayat çok gariptir…

Bu cümleyi kullanmayalı uzun zaman olmuştu. Fakat öyledir gerçekten hayat, gariptir…

Hiç yapmayacağınız bir şeyi yaptırabilir size. Ya da tam tersi; her zaman yaptığınız şeyi yapmayabilirsiniz bazen. Tüm sorunlarla boğuşma enerjiniz her gün bir kat daha artarken hiç kimseden beklenmeyen zararı siz kendinize verebilirsiniz…

Eğer bunu başarabiliyorsanız saçma bir şey yaptınız demektir. Başarılı bir şekilde hem de…

Bu saçmalığın karşısında çok fazla dikilmeyin ve daha fazla takılıp kalmayın. Kısa süre düşünün ve doğru algıladığınız seçeneği yaşayın. Çünkü bu bir yanlış ve buna takılı yaşayamazsınız. Sadece sonrası için doğru adımları atmaya devam edin çünkü bir yanlış sizi daha fazlasından kurtarır ve daha fazla doğrunun farkındalığını artırır.

Bir yanlış başarır bunu… Aynının ikincisi değil 😉

Bu özel hayatınız için de geçerlidir fakat ben ağırlıklı olarak iş hayatına adapte olarak girdim bu konuya. Çünkü yaklaşık iki ay önce deneyimlediğim bir olay elimde olan bir doğruyu nasıl yanlışa çevirdiğimle ilgiliydi. Saçmaydı ama komik değildi. Yanlıştı çünkü doğruyu gösterdi…

Elimde kalan doğruları…

Evet… Pek çok kişi bunları içinde saklamayı tercih eder, gerçekten hep iyi yönlerini yaşar ama hiç onu kendi benliğine kavuşturan yanlışlardan bahsetmez. Çünkü sadece doğrularıyla temas halindedir. Yanlışlarını özgür bırakır…

Fakat ben özgür bırakamadım. İçimde çok büyük hesaplar yaptım ve bana öyle bir doğru kattı ki!

Alın yazımı tekrar dokuyorum

Nakış. Nakış..

Jpeg

Yeni Bir Güne

2014’ün bana öğrettiği en önemli şey; Oscar Wilde tarafından ne de güzel özetlenmiş… Gençliği yaşamak bu olmalı!

“Ah, gençliğiniz elinizdeyken değerini bilin! Günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. Yaşayın!”

Yaz çocuğuyum güya… Bütün mevsimleri bana verin! İnsanların çoğuyla anlaşamadığım dönemden kalma bir alışkanlık değil bu; Tüm mevsimlere hayranlığım sadece. Tabii her telden çalmıyorum, kıvamınca yaşıyorum…

Çünkü insanoğlu ilginç olabilir başka şeylere sardığında. Masummuş gibi dolaşabilir mesela. Halbuki her birimiz birilerinin duygularının katili olmuşuzdur, bilmeden de olsa…

Kimin katilisiniz!

Bu bağlamda kimse olmadım ve olmayı da düşünmüyorum. Adım belli ve insan olmanın zorluğunu yeterince hissettiğim zamanlar oldu. Kendimden başka kimse değilim; Hakkıyla kendim olmaya, kendi fikirlerimi yaşamaya, tepkilerimi kendime yakışır şekilde vermeye çalışıyorum.

Tepkilerim de ayna karşısında saçını tarayan delikanlı gibi, yaşlanmıyor!

Islığını çalarken hafif bırakılmış kirli sakalın dalga yönünden ince boşluklara doğru kolonyayı vuruyor…

Ciks 🙂 

Bazı Müzisyenler

Üzgünüm!

Diğer uğraştığınız internet sayfalarını bırakın. Biraz beni dinleyin..

Altı yıl önce…

prova odasında gam çalışan bir çocuğa rastladım.

İkinci sınıfa yeni geçmişti… Ve Shaffer’a bir çok umutla bağlanmıştı.

Bazı müzisyenler gibi…

İşin doğrusu, bir şeylere başlayabilmek için sıkıntı çekiyordu ama çok çaba gösteriyordu.

Fakülteden ona ‘belki sana göre değildir’ diyorlardı.

Ama benim gördüğümü görmediler.

O korkak ve cılız çocukta gamları doğru basamadığı için kendine lanet okuyan çocukta bir ışık görmüştüm ve onu Stüdyo Orkestrası’na aldım.

Mezun olduktan sonra Lincoln Center’da üçüncü trompetçi oldu.

Bir yıl sonra birinci oldu.

Ölmeden önce sizlere de denk gelecektir belki…

Adı Sean Casey'di... (J.K. Simmons)
Whiplash
İzlemek için Tıklayın

 

Bir müzisyen değilim.

Fakat müzisyenleri anlarım.

ve bu filmin final sahnesini nemli gördüm…

Görüşmek üzere

Öle değil mi ?

küçük nefesler, minik ayak sesleri, çıta kaçışları…

Bunları düşünüyordum ki hemen aşağıda; yazarı belli olmayan bir yazıya denk geldim.

Okurken çok fazla şey geçti aklımdan, kestiremedim.

Gerçi farkında olmayarak aşktan ve sevgiden öç almayı öğrenenlerin… özellikle okuması gereken bir yazıydı.

Çünkü bana göre aşktan ve sevgiden öç alınmaz;

Öle değil mi ?

Bu arada F. Edgü’nün en sevdiği noktalama işaretiymiş, soru işareti. Benimse üç nokta. İnsanın, sırf kendi içinde de olsa, bitmeyen cümleleri olmalı…

Öyle işte.

Ama eğlenmesini bilen bir çift benim için daha önemli. Çünkü aşkı koyu yaşamaktan yana değilim ben. Sevmekten yanayım. Severek yaşamaktan.

Severek ve onunla birlikteyken eğlenmesini bilerek 🙂

general

Yine de yazıyı paylaşmak istiyorum.

Hadi yazarı belli olmayan bu yazı herkese gelsin.

Çünkü eminim herkes kendinden bir şeyler bulacak.

Ayrıca okurken istediğiniz müziği açmakta özgürsünüz.

Kısaca; keyifli okumalar…

♫ ♫ ♫

Yıllar önce tüm hayatımı değiştiren bir kızla tanışmıştım.

Dünyanın, daha önce asla görmediğim ve var olduğunu dahi bilmediğim bir noktasını görebilmemi sağlamıştı, gözlerimi açmıştı başka bir deyişle.

İlk kez aşık olmuştum hayatımda ve şimdi, geçmişime baktığımda, yaşadığım en derin aşkın da bu olduğunu görüyorum.

Onunla birlikteyken sahip olduğum ritim ve yoğunluk… Onun yanında geçiremediğim her dakika için çektiğim acılar… Aynı anda hem bu kadar mutlu, hem de bu kadar perişan olunabileceğini bilmezdim.

Size uygun birini bulmak, tüm hayatınızı kendisine adamak istediğiniz biriyle karşılaşabilmek, belki de bu hayatta başarabileceğimiz en mükemmel şeydir.

Fakat ne yazık ki, bu insan her zaman doğru anda çıkmaz karşımıza. İşte, bizi tarif edilemez bir acı dünyasına sürükleyen de bu olur.

Çok şükür ki, bizim için doğru olan kişiyi illa yanlış zamanda bulacağız diye bir kaide yok. Fakat olduğu zamanlar da oluyor tabi, ben yaşayan bir kanıtıyım bu durumun.

Bu tarz bir durum yaşamamış olanlar büyük ihtimalle şöyle diyeceklerdir: “İki insan birbirini sevdiğinde, şartlar ne olursa olsun, bir çözüm yolu mutlaka bulunur ve her şey halledilir.”

Üzgünüm, öyle olmuyor maalesef. Bunu, yalnızca filmlerde veya bizlere anlatılan peri masallarında görebilirsiniz; erkek kızla tanışır, birbirlerine aşık olurlar ve sonsuza dek mutlu yaşarlar.

Gerçeklik adamın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor çoğu zaman. Duygusal olarak karmaşık canlılarız ve bu yüzden içerisinde bulunduğumuz durumları da karmaşık hale getiriyoruz.

Sizin için en doğru insanı bulsanız bile, eğer siz kendiniz, kendi benliğiniz için doğru bir insan değilseniz, ilişkiniz sona erecektir.

Bir ilişkinin sona ermesinin nedeni her zaman karşınızdaki insanın size göre olmadığını anlamanız değildir; bazen siz, olmanız gereken kişi değilsinizdir.

Eğer ciddi ve sevgi dolu bir ilişkiyi yürütebilecek bir kişi değilseniz, yaşadığınız ilişki sona erecek demektir ve orada bir gelecek bulamazsınız.

Eğer bir ilişkide yetersizseniz, bu durumu kendi içinizde büyütürsünüz ve en sonunda birlikte olduğunuz masum insana patlarsınız.

Böyle bir şey yaşadıysanız size üzülmeyin diyemiyorum, fakat en azından yalnız olmadığınızı ve sizin gibi diğer insanlar olduğunu bilin.

Birçok insan bahane uydurur; düzgün bir ilişki yürütmeye olanakları olmadıklarını, bulundukları yerin buna müsaade etmediğini söylerler ve bunun için de sürekli hayatı suçlarlar.

Bir çoğu kariyerlerine odaklanmaları gerektiğini söyler. Bazıları da daha çok genç olduklarını, çoluk çocuğa karışmadan önce tek başlarına hayatın tadını çıkarmak istediklerini söylerler.

En kötüsü de kendilerini sevgilerinin gerçek olmadığına inandıranlardır. Birini severler ama kendilerini yetersiz hissettikleri için ‘hayır sevmiyorum’ diye kendilerini kandırırlar.

Bu amaç uğruna tüm anılarını ve duygularını unutmaya, aşklarını kalplerinden söküp atmaya çalışırlar.

Bunlar gerçeğin üstünü örtmek için yapılan şeylerdir. Aşıksanız aşıksınızdır, bunu hiçbir şey değiştiremez. O kapıyı asla kapatamazsınız. Tecrübeyle sabittir.

Aşık olduğunuzu kabul edin veya etmeyin; bazen bir aşka sahip çıkabilecek bir kişi değilsinizdir, en azından karşınızdaki insanın ihtiyaç duyduğu gibi sevecek kabiliyetiniz yoktur.

Gerçek aşk farklıdır. Bizi tüketen, eskiten, arzulu fakat aynı zamanda sakin, birliktelik duygusunu sonuna kadar hissettiren, düşünceli ve arkadaşçadır.

“Aşık oldum” dediğimiz zaman, buradaki aşk sözcüğü, bu kavramı en sade haliyle temsil etmeli; derinden ve bencilce sevebilmeliyiz karşımızdaki insanı.

Aşk bir peri masalı değildir, acılarla ve tükenmişliklerle doludur fakat yine de insanın asla vazgeçemeyeceği yegane duygudur şu dünyada.

Sonunda gerçekten birlikte olmak istediğimiz bir insan bulmuşuzdur, fakat fedakarlık yaparak bizi biz yapan bazı şeylerden vazgeçmek istemiyoruzdur.

Ciddi bir aşka adım attığımızda, kendimizden bir parçayı geride bırakacağız ve onun yerine, kalbimizi aşkın büyüsüne teslim edeceğiniz.

Cesaret edebilir mi insan buna? Eden ediyor…

Bir parçanızı sevdiğiniz kişiye teslim edersiniz. Ona gerçekten bağlanınca, geleceğe dair planlar yaparak kalbinizi tamamen bırakırsınız karşınızdaki insana.

En derin ve sade aşklar, iki insanın birbirine kendilerinden bir şeyler verdiği ve kalplerini korkusuzca birbirine teslim ettiği aşklardır.

Aşık olduğumuz kişiye hak ettiği sevgiyi veremiyor, fakat aynı zamanda ayrı kalamayacak kadar da çok seviyorsak onu, ne yaparız?

Yapabileceğiniz tek bir şey var: Birlikte olduğunuz insanın sizden uzaklaşmasına izin vermek, ki bu dünyanın en acı verici durumudur.

Sizi mutluluk denizlerinde yüzdüren aşk, işte şimdi sizi acı dolu sularda boğmaktadır.

Karşınızdaki insanı kendinizden uzaklaştırmaya karar vermek, yaşamınız boyunca peşinizi bırakmayacak kritik bir karardır.

En kötü yanı da, ayrı kalmaya başladıkça onu ne kadar özlediğinizi ve onsuz yapamayacağınızı anladığınız andır.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce tanıştığım, aşık olduğum ve yaşamımın en mutlu anlarını birlikte yaşadığım, bana sevmeyi ve sevilmeyi öğreten o kızla, o günden beri hiç konuşmadım.

Fakat biliyorum ki, kalbimin bir yerlerinde o hep duruyor ve bir parçam hala onu seviyor, hep de sevecek.

Hiçbir zaman birlikte olamayacağımı bildiğim birini, tüm gün düşünmek biraz acı verici ama yine de katlanılabilir. Bazen düşüncelerde bile birlikte olabilmek mutlu ediyor insanı.

Mutlu ediyor çünkü biliyorum ki o hayatımın bir parçası, varlığıyla veya düşüncelerimde, hayatımda sahip olduğum en güçlü renk o.

Bazılarınız, sizin için bu denli değerli olan kişiyle doğru zamanda karşılaşacak ve gerçekten mutlu olacaktır.

Fakat diğerleri, tıpkı benim gibi, yanlış zamanı seçecek ve yalnızca hayallerinde aşkının tadına varabilecekler. Yaşam böyledir, hüzünlü bir şarkı gibi…

Umarım benim durumuma düşenler güçlü kalabilmeyi ve yaşamdan vazgeçmemeyi seçebilir.

Unutmayın; yeniden aşık olacaksınız ve mutluluk sizi bekliyor olacak. ‘O’ kişiyi kalbinizin derinliklerinde hep sevseniz de, hayat karşınıza başkalarını çıkaracak.

İnanması güç, fakat hayatınızda doğru zamanda doğru biriyle karşılaşmak mümkün. Birçok insana oldu bu ve sizlere de olmaya devam edecek.

Sahip olduğunuz aşktan vazgeçtiğiniz bir hayat yaşamaya değmez. Aşk bu dünyada uğruna nefes alınabilecek tek duygudur.

Sevdiğiniz kişiye sahip olun veya olmayın, fakat onunla yaşamayı, onu her an içinizde yaşatmayı öğrenin. İnanın dünya daha güzel bir yer olacak.

Sıkıntı yok, cheers sevgilim!