Etiket arşivi: iyigenclik

Kıbrıs’a Hızlı Feribot Seferi

Sanıyorum iki yıl önceydi. Kıbrıs’a giderken bu sefer uçakla değil de feribotla gideyim dedim. O sıralarda Kayseri’ye geçtim ve Rahmi kalp Şeyma ile birlikte Mersin’e gittik. Tabi gayet keyifli birkaç gün geçirdik.

Sonra oradan Taşucu’na geçerek hızlı feribot seferlerinin birinden bilet  aldık ve  bilet parasını  abim  ödedi.  Sağolsun  Şeymacım  da hakkaniyetli bir alışveriş parası bıraktı.

Malum KIBRIS…

Bende zil getirdim 🙂 Rahmiciğimi çağırması için 😀

Neyse uğurlayıp gittiler ve feribota binmeden yani sonrası için birkaç fotoğraf çektim.

3

Her şey o kadar sakin ve programlıydı ki…

2

Saatinde kalktı ve saatinde indirdi. Fakat bazı hareketlenmeler olacağından doğal olarak kimse bahsetmedi…

Bende videoya alayım dedim 🙂

Mersin – Kıbrıs Hızlı Feribot Seferi (tıklayınız)

Bir süre sonra fark ettim ki video alkislarlayasiyorum.com, cezmi kalorifer ve birkaç tv programında yayınlanmış. Binlerce yorum, beğeni ve paylaşım ile birçok kişiye ulaşmış. Tamamen şans eseri ve muhtemelen de başarılı bir şekilde yayılmış…

1 tanesi de kaynak göstermemiş. Olsun. Canları sağolsun 🙂

1

Bu manzara fazlasıyla yetti

Bak Beyim!

Geçenlerde denk gelmiştim yazılı bir resime…

Çocuk soruyordu elinde sefer tası taşırken;

Yolu neden uzattık Baba?

– Kasap İrfan var ya, şimdi onun dükkanın önünden geçmek olmaz. Borç aldı benden, epey de oldu.. Belli ki darda. Şimdi kendimizi gösterir gibi yakışık olmaz..

İşte aradığım örnek budur; Bu, Sahip olduğu her şeyi yüreğe doğru genişletmeye yürüyen insanların dünyası… Etrafına sahip olmak isteyen insanların değil.

Belki insanlık bunu gerektiriyor… İnsan olmak bu uzatılmış yoldan geçiyor belki.

Daima yüreğine, vicdanına kulak veren insanların tercihinden yada başkasının çizdiği dünyayı fethetmek yerine kendi dünyasını çizmeyi seçenlerin yaşamından…

Yada… Ne Bilim!

BAY BEYİM,

SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR!

Diyebilen yürekli insanlardan

bakbeyim

Nakış Nakış

Hayat çok gariptir…

Bu cümleyi kullanmayalı uzun zaman olmuştu. Fakat öyledir gerçekten hayat, gariptir…

Hiç yapmayacağınız bir şeyi yaptırabilir size. Ya da tam tersi; her zaman yaptığınız şeyi yapmayabilirsiniz bazen. Tüm sorunlarla boğuşma enerjiniz her gün bir kat daha artarken hiç kimseden beklenmeyen zararı siz kendinize verebilirsiniz…

Eğer bunu başarabiliyorsanız saçma bir şey yaptınız demektir. Başarılı bir şekilde hem de…

Bu saçmalığın karşısında çok fazla dikilmeyin ve daha fazla takılıp kalmayın. Kısa süre düşünün ve doğru algıladığınız seçeneği yaşayın. Çünkü bu bir yanlış ve buna takılı yaşayamazsınız. Sadece sonrası için doğru adımları atmaya devam edin çünkü bir yanlış sizi daha fazlasından kurtarır ve daha fazla doğrunun farkındalığını artırır.

Bir yanlış başarır bunu… Aynının ikincisi değil 😉

Bu özel hayatınız için de geçerlidir fakat ben ağırlıklı olarak iş hayatına adapte olarak girdim bu konuya. Çünkü yaklaşık iki ay önce deneyimlediğim bir olay elimde olan bir doğruyu nasıl yanlışa çevirdiğimle ilgiliydi. Saçmaydı ama komik değildi. Yanlıştı çünkü doğruyu gösterdi…

Elimde kalan doğruları…

Evet… Pek çok kişi bunları içinde saklamayı tercih eder, gerçekten hep iyi yönlerini yaşar ama hiç onu kendi benliğine kavuşturan yanlışlardan bahsetmez. Çünkü sadece doğrularıyla temas halindedir. Yanlışlarını özgür bırakır…

Fakat ben özgür bırakamadım. İçimde çok büyük hesaplar yaptım ve bana öyle bir doğru kattı ki!

Alın yazımı tekrar dokuyorum

Nakış. Nakış..

Jpeg

Yeni Bir Güne

2014’ün bana öğrettiği en önemli şey; Oscar Wilde tarafından ne de güzel özetlenmiş… Gençliği yaşamak bu olmalı!

“Ah, gençliğiniz elinizdeyken değerini bilin! Günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. Yaşayın!”

Yaz çocuğuyum güya… Bütün mevsimleri bana verin! İnsanların çoğuyla anlaşamadığım dönemden kalma bir alışkanlık değil bu; Tüm mevsimlere hayranlığım sadece. Tabii her telden çalmıyorum, kıvamınca yaşıyorum…

Çünkü insanoğlu ilginç olabilir başka şeylere sardığında. Masummuş gibi dolaşabilir mesela. Halbuki her birimiz birilerinin duygularının katili olmuşuzdur, bilmeden de olsa…

Kimin katilisiniz!

Bu bağlamda kimse olmadım ve olmayı da düşünmüyorum. Adım belli ve insan olmanın zorluğunu yeterince hissettiğim zamanlar oldu. Kendimden başka kimse değilim; Hakkıyla kendim olmaya, kendi fikirlerimi yaşamaya, tepkilerimi kendime yakışır şekilde vermeye çalışıyorum.

Tepkilerim de ayna karşısında saçını tarayan delikanlı gibi, yaşlanmıyor!

Islığını çalarken hafif bırakılmış kirli sakalın dalga yönünden ince boşluklara doğru kolonyayı vuruyor…

Ciks 🙂 

Bazı Müzisyenler

Üzgünüm!

Diğer uğraştığınız internet sayfalarını bırakın. Biraz beni dinleyin..

Altı yıl önce…

prova odasında gam çalışan bir çocuğa rastladım.

İkinci sınıfa yeni geçmişti… Ve Shaffer’a bir çok umutla bağlanmıştı.

Bazı müzisyenler gibi…

İşin doğrusu, bir şeylere başlayabilmek için sıkıntı çekiyordu ama çok çaba gösteriyordu.

Fakülteden ona ‘belki sana göre değildir’ diyorlardı.

Ama benim gördüğümü görmediler.

O korkak ve cılız çocukta gamları doğru basamadığı için kendine lanet okuyan çocukta bir ışık görmüştüm ve onu Stüdyo Orkestrası’na aldım.

Mezun olduktan sonra Lincoln Center’da üçüncü trompetçi oldu.

Bir yıl sonra birinci oldu.

Ölmeden önce sizlere de denk gelecektir belki…

Adı Sean Casey'di... (J.K. Simmons)
Whiplash
İzlemek için Tıklayın

 

Bir müzisyen değilim.

Fakat müzisyenleri anlarım.

ve bu filmin final sahnesini nemli gördüm…

Görüşmek üzere

Öle değil mi ?

küçük nefesler, minik ayak sesleri, çıta kaçışları…

Bunları düşünüyordum ki hemen aşağıda; yazarı belli olmayan bir yazıya denk geldim.

Okurken çok fazla şey geçti aklımdan, kestiremedim.

Gerçi farkında olmayarak aşktan ve sevgiden öç almayı öğrenenlerin… özellikle okuması gereken bir yazıydı.

Çünkü bana göre aşktan ve sevgiden öç alınmaz;

Öle değil mi ?

Bu arada F. Edgü’nün en sevdiği noktalama işaretiymiş, soru işareti. Benimse üç nokta. İnsanın, sırf kendi içinde de olsa, bitmeyen cümleleri olmalı…

Öyle işte.

Ama eğlenmesini bilen bir çift benim için daha önemli. Çünkü aşkı koyu yaşamaktan yana değilim ben. Sevmekten yanayım. Severek yaşamaktan.

Severek ve onunla birlikteyken eğlenmesini bilerek 🙂

general

Yine de yazıyı paylaşmak istiyorum.

Hadi yazarı belli olmayan bu yazı herkese gelsin.

Çünkü eminim herkes kendinden bir şeyler bulacak.

Ayrıca okurken istediğiniz müziği açmakta özgürsünüz.

Kısaca; keyifli okumalar…

♫ ♫ ♫

Yıllar önce tüm hayatımı değiştiren bir kızla tanışmıştım.

Dünyanın, daha önce asla görmediğim ve var olduğunu dahi bilmediğim bir noktasını görebilmemi sağlamıştı, gözlerimi açmıştı başka bir deyişle.

İlk kez aşık olmuştum hayatımda ve şimdi, geçmişime baktığımda, yaşadığım en derin aşkın da bu olduğunu görüyorum.

Onunla birlikteyken sahip olduğum ritim ve yoğunluk… Onun yanında geçiremediğim her dakika için çektiğim acılar… Aynı anda hem bu kadar mutlu, hem de bu kadar perişan olunabileceğini bilmezdim.

Size uygun birini bulmak, tüm hayatınızı kendisine adamak istediğiniz biriyle karşılaşabilmek, belki de bu hayatta başarabileceğimiz en mükemmel şeydir.

Fakat ne yazık ki, bu insan her zaman doğru anda çıkmaz karşımıza. İşte, bizi tarif edilemez bir acı dünyasına sürükleyen de bu olur.

Çok şükür ki, bizim için doğru olan kişiyi illa yanlış zamanda bulacağız diye bir kaide yok. Fakat olduğu zamanlar da oluyor tabi, ben yaşayan bir kanıtıyım bu durumun.

Bu tarz bir durum yaşamamış olanlar büyük ihtimalle şöyle diyeceklerdir: “İki insan birbirini sevdiğinde, şartlar ne olursa olsun, bir çözüm yolu mutlaka bulunur ve her şey halledilir.”

Üzgünüm, öyle olmuyor maalesef. Bunu, yalnızca filmlerde veya bizlere anlatılan peri masallarında görebilirsiniz; erkek kızla tanışır, birbirlerine aşık olurlar ve sonsuza dek mutlu yaşarlar.

Gerçeklik adamın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor çoğu zaman. Duygusal olarak karmaşık canlılarız ve bu yüzden içerisinde bulunduğumuz durumları da karmaşık hale getiriyoruz.

Sizin için en doğru insanı bulsanız bile, eğer siz kendiniz, kendi benliğiniz için doğru bir insan değilseniz, ilişkiniz sona erecektir.

Bir ilişkinin sona ermesinin nedeni her zaman karşınızdaki insanın size göre olmadığını anlamanız değildir; bazen siz, olmanız gereken kişi değilsinizdir.

Eğer ciddi ve sevgi dolu bir ilişkiyi yürütebilecek bir kişi değilseniz, yaşadığınız ilişki sona erecek demektir ve orada bir gelecek bulamazsınız.

Eğer bir ilişkide yetersizseniz, bu durumu kendi içinizde büyütürsünüz ve en sonunda birlikte olduğunuz masum insana patlarsınız.

Böyle bir şey yaşadıysanız size üzülmeyin diyemiyorum, fakat en azından yalnız olmadığınızı ve sizin gibi diğer insanlar olduğunu bilin.

Birçok insan bahane uydurur; düzgün bir ilişki yürütmeye olanakları olmadıklarını, bulundukları yerin buna müsaade etmediğini söylerler ve bunun için de sürekli hayatı suçlarlar.

Bir çoğu kariyerlerine odaklanmaları gerektiğini söyler. Bazıları da daha çok genç olduklarını, çoluk çocuğa karışmadan önce tek başlarına hayatın tadını çıkarmak istediklerini söylerler.

En kötüsü de kendilerini sevgilerinin gerçek olmadığına inandıranlardır. Birini severler ama kendilerini yetersiz hissettikleri için ‘hayır sevmiyorum’ diye kendilerini kandırırlar.

Bu amaç uğruna tüm anılarını ve duygularını unutmaya, aşklarını kalplerinden söküp atmaya çalışırlar.

Bunlar gerçeğin üstünü örtmek için yapılan şeylerdir. Aşıksanız aşıksınızdır, bunu hiçbir şey değiştiremez. O kapıyı asla kapatamazsınız. Tecrübeyle sabittir.

Aşık olduğunuzu kabul edin veya etmeyin; bazen bir aşka sahip çıkabilecek bir kişi değilsinizdir, en azından karşınızdaki insanın ihtiyaç duyduğu gibi sevecek kabiliyetiniz yoktur.

Gerçek aşk farklıdır. Bizi tüketen, eskiten, arzulu fakat aynı zamanda sakin, birliktelik duygusunu sonuna kadar hissettiren, düşünceli ve arkadaşçadır.

“Aşık oldum” dediğimiz zaman, buradaki aşk sözcüğü, bu kavramı en sade haliyle temsil etmeli; derinden ve bencilce sevebilmeliyiz karşımızdaki insanı.

Aşk bir peri masalı değildir, acılarla ve tükenmişliklerle doludur fakat yine de insanın asla vazgeçemeyeceği yegane duygudur şu dünyada.

Sonunda gerçekten birlikte olmak istediğimiz bir insan bulmuşuzdur, fakat fedakarlık yaparak bizi biz yapan bazı şeylerden vazgeçmek istemiyoruzdur.

Ciddi bir aşka adım attığımızda, kendimizden bir parçayı geride bırakacağız ve onun yerine, kalbimizi aşkın büyüsüne teslim edeceğiniz.

Cesaret edebilir mi insan buna? Eden ediyor…

Bir parçanızı sevdiğiniz kişiye teslim edersiniz. Ona gerçekten bağlanınca, geleceğe dair planlar yaparak kalbinizi tamamen bırakırsınız karşınızdaki insana.

En derin ve sade aşklar, iki insanın birbirine kendilerinden bir şeyler verdiği ve kalplerini korkusuzca birbirine teslim ettiği aşklardır.

Aşık olduğumuz kişiye hak ettiği sevgiyi veremiyor, fakat aynı zamanda ayrı kalamayacak kadar da çok seviyorsak onu, ne yaparız?

Yapabileceğiniz tek bir şey var: Birlikte olduğunuz insanın sizden uzaklaşmasına izin vermek, ki bu dünyanın en acı verici durumudur.

Sizi mutluluk denizlerinde yüzdüren aşk, işte şimdi sizi acı dolu sularda boğmaktadır.

Karşınızdaki insanı kendinizden uzaklaştırmaya karar vermek, yaşamınız boyunca peşinizi bırakmayacak kritik bir karardır.

En kötü yanı da, ayrı kalmaya başladıkça onu ne kadar özlediğinizi ve onsuz yapamayacağınızı anladığınız andır.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce tanıştığım, aşık olduğum ve yaşamımın en mutlu anlarını birlikte yaşadığım, bana sevmeyi ve sevilmeyi öğreten o kızla, o günden beri hiç konuşmadım.

Fakat biliyorum ki, kalbimin bir yerlerinde o hep duruyor ve bir parçam hala onu seviyor, hep de sevecek.

Hiçbir zaman birlikte olamayacağımı bildiğim birini, tüm gün düşünmek biraz acı verici ama yine de katlanılabilir. Bazen düşüncelerde bile birlikte olabilmek mutlu ediyor insanı.

Mutlu ediyor çünkü biliyorum ki o hayatımın bir parçası, varlığıyla veya düşüncelerimde, hayatımda sahip olduğum en güçlü renk o.

Bazılarınız, sizin için bu denli değerli olan kişiyle doğru zamanda karşılaşacak ve gerçekten mutlu olacaktır.

Fakat diğerleri, tıpkı benim gibi, yanlış zamanı seçecek ve yalnızca hayallerinde aşkının tadına varabilecekler. Yaşam böyledir, hüzünlü bir şarkı gibi…

Umarım benim durumuma düşenler güçlü kalabilmeyi ve yaşamdan vazgeçmemeyi seçebilir.

Unutmayın; yeniden aşık olacaksınız ve mutluluk sizi bekliyor olacak. ‘O’ kişiyi kalbinizin derinliklerinde hep sevseniz de, hayat karşınıza başkalarını çıkaracak.

İnanması güç, fakat hayatınızda doğru zamanda doğru biriyle karşılaşmak mümkün. Birçok insana oldu bu ve sizlere de olmaya devam edecek.

Sahip olduğunuz aşktan vazgeçtiğiniz bir hayat yaşamaya değmez. Aşk bu dünyada uğruna nefes alınabilecek tek duygudur.

Sevdiğiniz kişiye sahip olun veya olmayın, fakat onunla yaşamayı, onu her an içinizde yaşatmayı öğrenin. İnanın dünya daha güzel bir yer olacak.

Sıkıntı yok, cheers sevgilim!

Engelli Ne Zaman Emekli Olur?

Merhabalar, İşe yeni başlayacak olan engelli ne zaman emekli olur?Değerli Dostum Sos.Güv.Ve İş Mevzuatı Danışmanı, Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Yılmaz Aydıner beyin gönderdiği tablo aşağıdadır.Tabloyu inceler ve kendinize uyan satırda değerlendirirsiniz.

Sorularınız olur ise de Yılmaz Aydıner: Tel: 0212 6607583  Faks: 212 5836844 Cep: 0532 2359651  0541 6607582

Selamlar. Kemal ATEŞ

4958 Sayılı Kanun

Sigortalılık Başlangıç Tarihleri 1.Derece 2.Derece 3.Derece
Sigortalılık
Süresi
Gün
Sayısı
Sigortalılık
Süresi
Gün
Sayısı
Sigortalılık
Süresi
Gün
Sayısı
1.1.1901 5.8.1991 tarihinden önce 15 Yıl Ay 3.600 15 Yıl Ay 3.600 15 Yıl Ay 3.600
6.8.1991 5.8.1994 tarihleri arası 15 Yıl Ay 3.600 15 Yıl 8 Ay 3.680 16 Yıl Ay 3.760
6.8.1994 5.8.1997 tarihleri arası 15 Yıl Ay 3.600 16 Yıl 4 Ay 3.760 17 Yıl Ay 3.920
6.8.1997 5.8.2000 tarihleri arası 15 Yıl Ay 3.600 17 Yıl Ay 3.840 18 Yıl Ay 4.080
6.8.2000 5.8.2003 tarihleri arası 15 Yıl Ay 3.600 17 Yıl 8 Ay 3.920 19 Yıl Ay 4.240
6.8.2003 5.8.2500 tarihleri arası 15 Yıl Ay 3.600 18 Yıl Ay 4.000 20 Yıl Ay 4.400

7. Koğuştaki Mucize

“ปาฏิหาริย์ห้องขังหมายเลข-7”-รีวิว-วิจารณ์

  1. Koğuştaki Mucize

Yakın zamanda yeni tanıştığım ve sohbetinden fazlasıyla keyif aldığım bir arkadaşım izlemem için birkaç film tavsiye etti. İlk önerisi ile benim sunduğum ilk önerinin aynı filme denk gelmesi nedeniyle o çıtasını farklı kategoride biraz daha yükselterek Güney Kore filmlerine taşıdı. Bu filmler genel olarak aile bağlarını kuvvetlendiren konular üzerine çekilmiş ve bu kuvveti de aile içinde birbirinden güç alarak yaşayan insanlar oluşturuyor gibiydi.

Filmlerden bir tanesini internetten biraz araştırdım. Yorumları okudum ve denk geldiğim yorumlar muhtemelen bir filmi nasıl anlatmasını bilen insanlar tarafından yazılmıştı. Filmin içeriğini sunan değil, içeriğine çeken yorumlardı.

Filmi izlemeye henüz başlamadım. İçimden bir his bu filmin diğer yapay duygular üzerine kurulu filmleri altüst edeceğini söylüyor… Tıpkı ( 3 Aptal ) 3 İdiots gibi.

Doğunun derinden derine hissettiğim gizemli duygularını bu filmlerde bulmak beni tazeliyor… Hislerimizde unutuşa bıraktığımız benlerimizi yeniden hatırlatıyor… Kaybettiğimiz duygularımızı, düşüncelerimizi, titreyişini fark etmediğimiz kalbimizin farkına varmamızı sağlıyor…

Daha fazla vakit kaybetmeden fragmanını izleyelim…

gor-7-9
7. Koğuştaki Mucize Filmini izlemek için resmin üzerine tıklayın

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu filmi izlerken hapishane yaşamının içine dair ender bir yüz gördüm. En sert bakışların altında yatan gerçekleri unutmak mümkün olmayacaktı.

Çünkü film başlangıçtan sona doğru çok zor bir ihtimalin gerçekleşme hayali içinde ilerledi. Her sahne bizi sona götüren bir umuttu ve bu sefer umudu sonda aradık.

Aradığımızı da bulduk…

alJElRcJJycxwcVKxOyD

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ağladık Güldük… Tebessüm Ettik

miracleincellno7-00134

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm duyguları yaşadık… Dozunda komedi, dibine kadar dram…

Hapishanede can çekişen birkaç hayat ve bu hayatlar kesinlikle insanlara aitti…

Fakat asıl can çekişen insanlıktı…

apa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dahası; Her şeyin bir Sailor Moon çantası yüzünden olması mı içini sıkar?

Yoksa ne olursa olsun bir babanın kızını korumak için hayatından vazgeçmesi mi?

Ya da herkesin suçlu olmayan birini ölüme göndermeye göz yumması mı? Bilemiyorum…

Fakat bildiklerimle kapatayım istiyorum…

Miracle in Cell No.7 photo1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sinemanın -dümene geçenin niyetine göre- zaman zaman
“ rahmanî ” zaman zaman da “ şeytanî ” amaçlar için kullanılabilen o
korkutucu gücünün iyi olan ile yoğurulmasıdır 7. Koğuş…

Kötülüğü ve gücü, iyi olana ve iyiliğe değiştirmesidir; Onlara hayat katmasıdır!

 

miracle63_zps77661481

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesela Albert Camus’un ifadesiyle; “Benim ve benim gibilerin istediğimiz dünya, kimsenin
kimseyi öldürmediği (o kadar deli değiliz) bir dünya değil, adam öldürmenin
haklı olamayacağı bir dünyadır…” ifadesine hayat katıyor.

Çünkü, yaşadığımız dünya öldürmenin haklı sayıldığı bir dünyadır, Onu
istemiyorsak, değiştirmek zorundayız… İşte bu film değiştiriyor.

miracle67_zps8098a7f7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

& Gelsin hayat bildiği gibi… diyenlerindir.

miracle68_zps96440619

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cezmi Ersöz’ün de ustaca belirttiği gibi; “Yaşamaya köpekler gibi aç, ama ölüme dünden razı…” olanlara ait değildir.

Çünkü zihinsel engelli adamın hayatı, normal insanların hayatı gibi kendi içinde bir koğuş değildi.

7. Koğuş; kapalı kapıların ardında özgürlüğü içinde öldürmemek için mücadele eden insanlara aitti.

& bir film; Çocuk sevginin, gerçek özgürlük duygularının yerini alabileceğini ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.

Teşekkürler Miracle in Cell No. 7
Teşekkürler Miracle in Cell No. 7

 Kemal Ates

 

Vira Bismillah

balik

Uzun zamandır böyle hoş bir fotoğrafa denk gelmemiştim.

Aslında internette binlerce fotoğraf var fakat anlık zamanlar vardır hani; O  an ruhuna, duygularına ve sana iyi gelecek bir andır. Bu fotoğraf sanıyorum o anlardan birine denk geldi.

Normal şartlar altında bu fotoğraf ile düşük ışıkta çekim ipuçları verilebilir… Bunun sorun mu yoksa avantaj mı olduğu da tartışılabilir… Hatta bu bir eğitim konusu da olabilir… Fakat ben bu fotoğrafa aynı gözle bakmak istemiyorum. Onu duygularıma yormak istiyorum.

Tolga Sezgin’in İstanbul Yenikapı’sında kadraja aldığı bir anın yansıması bu görüntü.

Gecenin parlaklığı…

Malumunuz benim kafa kâğıdım Bayburt’ta fakat 26 senedir Ankara’dayım. Ankara’nın da denizi olmadığından balık tutmak heyecan verici olmuyor, dolayısıyla balıkçılıkla ilgili bir hobiye sahip olmak nasip olmadı. Yoksa gönül istemez mi orman ve deniz kokulu bir ortamda balığı ağlatmadan tutmayı…

Zamanla bu da gerçekleşir belki. Fakat fotoğrafa dikkatlice kesilmeli insan. Bu fotoğrafta neyi görmüyoruz? Ben yazayım.

Mesela zengini görmüyoruz; Adam çocuğuna veriyor bir tane sürat motoru, çocukta balık ağı ile yakalamayı merak ediyor, son gazla balıkçının yanına gidiyor. Ne oluyor sonra! Balıkçının teknesi iki metre havaya kalkıyor… Sonra, zıplatıyorsun ve evine balık götürecek adamın balığını bozuyorsun…

Şimdi sen bu çocuğu döver misin, sever misin? Madem tekne aldın; Çapara çıkıyor çapara yok, yemliğe çıkıyor yemi yok, denize çıkıyor benzini yok!

İşte bunları göremiyoruz ne yazık ki, her işin zorluğuna vererek geçiyoruz.

Gelelim benim en sevdiğim kısma, neleri gördüğümüze. Akşamın geceye vurmasına saatler kala neler saklıyor bu fotoğraf karesi bizden bir bakalım…

Mazide kalan bir iş gününe ait ne tatlı bir hatıra saklıyor aslında. Hiç farkında olmadan neleri açığa vuruyor; Sanki bir insanın sırrını ifşa etmek gibi… Çok şey anlatıyor bu fotoğraf çok.

Vira Bismillah!

Sabahın ezanında bir yudum çay, bir lokma ekmekle ekmek parası için Vira Bismillah denilerek başlayan mücadeleli, dalgalı, soğuk ve rüzgârlı bir günün bitime yakınıdır bu…

Trolü, yani ağları denize bırakıp yola çıktıklarında mürettebat sayısı da artmıştır… Trol balıkçılığının geninde vardır, balığın yumurtasını dahi denizin dibinde bırakmak olmaz. Balığı tuttun diyelim; Bu sefer misafirleri de unutmaman gerekir.

Misafir Martıları

Martılar ve yunuslar bırakmaz peşini, takip etmeye başlarlar. Artık nasiplerinde ne varsa! Bir de köpek balığı yavrusu yakalarlar ama bizim balıkçılarımız tutmazlar onu, salarlar… Bir kürek balığı da havaya salarlar, malum martıların hakkını yemek istemezler, onlarında göz ve takip hakkını verirler… İşte bu fotoğrafta martıların geçişine şahit olurken onların hakkına düşen kısmı da teslim etmek gerekiyor. Eminim balıkçılar o hakkı sahiplerine vermişlerdir, evlerine birer eksikle giderek teslim etmişlerdir…

Allah balıkçıların nasiplerini artırsın inşallah…

Unutmadan …

Bugün Aslan Yeğenim Ege’min fotoğrafını Kayseri’nin yerel gazetesinde paylaşmışlar… Fotoğrafçı Zeynep Akşın’ın en güzel çekimlerinden biri görülerek… Allah nazarlardan korusun aslanımı.

egem

KAPLUMBAĞA

uçsuz bucaksız hayallerimin bir yıldızı var…
 

 

                          K                         

                         

                                                 L                                  

                                                                                   A

      P

                                  U

                                                                       M                               A  

                                                                                                                 

                                               B                                   

                                                                             A

                    Ğ