Bir Karahindibanın Samimiyeti

İlk yeni ayı görürsünüz bazen alacakaranlıkta solmaya doğru süzülürken… Kelebek kaşlarını düşünürsünüz tek bir kez gördüğünüz kızın… Sonra bir karahindiba gibi uçuşur gider gözünüzün önünden sizi buna sürükleyen anlar… Bu nedenle bir karahindibanın samimiyetine güvenmek isterim; Bir karahindibanın ateşe, rüzgâra verdiği tepkinin de ötesinde…

Güven ve inancın ötesinde…

Rüzgâra karşı duran bir karahindiba…

Kederli bir çocuğun dansı gibidir. Terk edilmiş bir bahçenin bitkileri, denizin kıyısına yakın demirlenmiş vapurlar, kökten farklılıklarına karşı yıpranmış olmasına rağmen kentin içine giden eski yollar… Göç eden balıkların dalgalarına şahit olanlar gibidir…

Ateşe karşı duran bir karahindiba…

Giz dolu bir yaşamın muhteşem dönüşümünde olan güneş ve ay gibidir… İki insan; En fazla güneş ve ay kadar uzak olabilir birbirine ve en fazla o kadar yakın durabilir. En az onlar kadar ortak noktası vardır ve en fazla o kadar gerçektir. Taze bir aşk yaşarcasına… O kadar uzak ve o kadar yakın ve bir o kadar da gerçek. Bir yaşam yahut bir hayat için bitmeyen bir yolculuğu sürmek gibi…

Sarı Mavi Siyah Mor çiftlerini birbirinden ayıran yaşamın saf renk için kavuşamadığı yasak çizgiler gibi… Hüzünlü bitleri sarartan insan dokunuşları gibi… Türkiye’nin Avrupalılaşması gibi.

Derin kahverengi gözleri ile görünüşünde, yürüyüşünde ve konuşmasında hafif özgün hava, zaman zaman tutsak bakışlara yol açan tarzıyla… Bütünü değil, parçaları bulduğunda korkutan hali misal.

Kemâl