Mevsimsiz Büyürse Portakal!

Zaman, paradan çok daha kıymetli…

Hep bir yetişme, yetiştirme hali… Herkes hızdan bahsediyor… Telefonlarımız da 4.5 G oldu. Daha hızlı, limitsiz İnternet kullanalım… Hız, hız, hız… “Sona bu kadar hızlı koşulur mu?..”

Hayatımızın her evresine yapmaya başladık bunu. Meyvelerde, sebzelerde bile… Domatesi, portakalı mevsimi gelmeden koşturmaya başlıyoruz… Mevsimsiz büyüyorlar…

Onlar mevsimsiz büyüyorlar… Ya bizler?

Yaşadığımız hayatlarla ilgili tezatları fark etmemiz için ne çeşit bir duvara toslama durumuyla karşılaşmamız gerekiyor bilmiyorum. Fakat insanların hayal ettikleri gibi yaşamaları için duvara toslamaları gerektiğini çok net bir şekilde görüyorum. Çünkü sarsıntı olmadan vazgeçemiyoruz. Sirkilmek gerekiyorsa toslamak en mükemmel çözümdür diyorum.

Çünkü gerçekten sirkilmemiz gerekiyor.

Mesela ben bu dünyaya mucizevi şeyler yapmak için geldiğimi düşünmüyorum. Yokuşlarınn var fakat korkularım yok. Çadırı severim ama bankta da yatarım. Acaba benim de bir izim olacak mı, bu kadar parlak bir izim olacak mı düşüncesine hiç kapılmadım. Kağıttan kayıkta yaşayabiliyorsam onu tercih ederim. Bir hayal kurarız, sonra bir hayal daha… O da olmazsa bir hayal daha…

Zatenbu dünyaya bir keyif adamı olarak gelmiş olabilirim. Kırklı yaşlarından önce emekliliğe kavuşan, nargile ve çayı seven, çikolata ve kahveye hayran, bisikletle dolaşmaya bayılan, kamp inceliklerini bilen, yürüyüş, doğa, deniz hastası bir adamım. Fakir eroyini denen çekirdeğide yanına ekledik mi… Tamamdır işte.

Tabi aşırı alındığımız şeyler de var. Lowell’in dediği gibi; “Önemli olan verdikleriniz değil, paylaştıklarınızdır.” Bu yüzden şikayet etmektense dalgasını geçmek insanın içini ısıtıyor.

İşte o zaman üşümüyorsun.

 

Minber Kıssası

Molla Fênari ve Üftade’nin talebesi; Uşşaki şeyhlerinden Endülüslü Muhyiddin İbn Arabi’nin Minber Kıssasıdır

Bir zamanlar Bağdat’ta ünlü bir marangoz varmış. Ömrünün son zamanlarında çok güzel bir minber oymuş. Ama çok güzel, sedef kakmalı, ceviz ağacından. Her gören onun güzelliğiyle büyüleniyordu. Bu güzel minberin namı aldı yürüdü. Bağdat’a her gelen bu minberi alıp falanca camiye koymak istiyormuş. Fakat marangozun cevabı hep “Hayır” oluyordu.” Bu minber Mescidi-i Aksa’ da duracak”. Ahali şaşırıyordu tabii. İyi de Kudüs Haçlı işgali altında. “Benim işim minber yontmak. Bir babayiğit de çıksın Kudüs’ü alsın. Bu minberi yerine oturtsun “. Herkes bu hikayeyi minberin güzelliğini bire beş katarak birbirlerine anlatır oldu. Daha sonra 7-8 yaşlarında bir çocuktan dinlediler bu hikayeyi. Ama O çocuk minberin güzelliğinden çok müessirin vasiyetine kulak verdi. Aradan 40 yıl geçti ve o minberi durması gereken yere Mescidi-i Aksa’ ya yerleştirdi. Diller onu Selahattin Eyyubi diye andı. Bu işler böyledir. Biz o marangoz misali minberler yon-tarız. Bizim bu emanetlerimizi yerine koyacak er kişiler elbette çıkacaktır.

Muhyiddin İbn Arabî – Minber Kıssası