7. Koğuştaki Mucize

“ปาฏิหาริย์ห้องขังหมายเลข-7”-รีวิว-วิจารณ์

  1. Koğuştaki Mucize

Yakın zamanda yeni tanıştığım ve sohbetinden fazlasıyla keyif aldığım bir arkadaşım izlemem için birkaç film tavsiye etti. İlk önerisi ile benim sunduğum ilk önerinin aynı filme denk gelmesi nedeniyle o çıtasını farklı kategoride biraz daha yükselterek Güney Kore filmlerine taşıdı. Bu filmler genel olarak aile bağlarını kuvvetlendiren konular üzerine çekilmiş ve bu kuvveti de aile içinde birbirinden güç alarak yaşayan insanlar oluşturuyor gibiydi.

Filmlerden bir tanesini internetten biraz araştırdım. Yorumları okudum ve denk geldiğim yorumlar muhtemelen bir filmi nasıl anlatmasını bilen insanlar tarafından yazılmıştı. Filmin içeriğini sunan değil, içeriğine çeken yorumlardı.

Filmi izlemeye henüz başlamadım. İçimden bir his bu filmin diğer yapay duygular üzerine kurulu filmleri altüst edeceğini söylüyor… Tıpkı ( 3 Aptal ) 3 İdiots gibi.

Doğunun derinden derine hissettiğim gizemli duygularını bu filmlerde bulmak beni tazeliyor… Hislerimizde unutuşa bıraktığımız benlerimizi yeniden hatırlatıyor… Kaybettiğimiz duygularımızı, düşüncelerimizi, titreyişini fark etmediğimiz kalbimizin farkına varmamızı sağlıyor…

Daha fazla vakit kaybetmeden fragmanını izleyelim…

gor-7-9
7. Koğuştaki Mucize Filmini izlemek için resmin üzerine tıklayın

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu filmi izlerken hapishane yaşamının içine dair ender bir yüz gördüm. En sert bakışların altında yatan gerçekleri unutmak mümkün olmayacaktı.

Çünkü film başlangıçtan sona doğru çok zor bir ihtimalin gerçekleşme hayali içinde ilerledi. Her sahne bizi sona götüren bir umuttu ve bu sefer umudu sonda aradık.

Aradığımızı da bulduk…

alJElRcJJycxwcVKxOyD

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ağladık Güldük… Tebessüm Ettik

miracleincellno7-00134

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm duyguları yaşadık… Dozunda komedi, dibine kadar dram…

Hapishanede can çekişen birkaç hayat ve bu hayatlar kesinlikle insanlara aitti…

Fakat asıl can çekişen insanlıktı…

apa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dahası; Her şeyin bir Sailor Moon çantası yüzünden olması mı içini sıkar?

Yoksa ne olursa olsun bir babanın kızını korumak için hayatından vazgeçmesi mi?

Ya da herkesin suçlu olmayan birini ölüme göndermeye göz yumması mı? Bilemiyorum…

Fakat bildiklerimle kapatayım istiyorum…

Miracle in Cell No.7 photo1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sinemanın -dümene geçenin niyetine göre- zaman zaman
“ rahmanî ” zaman zaman da “ şeytanî ” amaçlar için kullanılabilen o
korkutucu gücünün iyi olan ile yoğurulmasıdır 7. Koğuş…

Kötülüğü ve gücü, iyi olana ve iyiliğe değiştirmesidir; Onlara hayat katmasıdır!

 

miracle63_zps77661481

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesela Albert Camus’un ifadesiyle; “Benim ve benim gibilerin istediğimiz dünya, kimsenin
kimseyi öldürmediği (o kadar deli değiliz) bir dünya değil, adam öldürmenin
haklı olamayacağı bir dünyadır…” ifadesine hayat katıyor.

Çünkü, yaşadığımız dünya öldürmenin haklı sayıldığı bir dünyadır, Onu
istemiyorsak, değiştirmek zorundayız… İşte bu film değiştiriyor.

miracle67_zps8098a7f7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

& Gelsin hayat bildiği gibi… diyenlerindir.

miracle68_zps96440619

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cezmi Ersöz’ün de ustaca belirttiği gibi; “Yaşamaya köpekler gibi aç, ama ölüme dünden razı…” olanlara ait değildir.

Çünkü zihinsel engelli adamın hayatı, normal insanların hayatı gibi kendi içinde bir koğuş değildi.

7. Koğuş; kapalı kapıların ardında özgürlüğü içinde öldürmemek için mücadele eden insanlara aitti.

& bir film; Çocuk sevginin, gerçek özgürlük duygularının yerini alabileceğini ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.

Teşekkürler Miracle in Cell No. 7
Teşekkürler Miracle in Cell No. 7

 Kemal Ates

 

Vira Bismillah

balik

Uzun zamandır böyle hoş bir fotoğrafa denk gelmemiştim.

Aslında internette binlerce fotoğraf var fakat anlık zamanlar vardır hani; O  an ruhuna, duygularına ve sana iyi gelecek bir andır. Bu fotoğraf sanıyorum o anlardan birine denk geldi.

Normal şartlar altında bu fotoğraf ile düşük ışıkta çekim ipuçları verilebilir… Bunun sorun mu yoksa avantaj mı olduğu da tartışılabilir… Hatta bu bir eğitim konusu da olabilir… Fakat ben bu fotoğrafa aynı gözle bakmak istemiyorum. Onu duygularıma yormak istiyorum.

Tolga Sezgin’in İstanbul Yenikapı’sında kadraja aldığı bir anın yansıması bu görüntü.

Gecenin parlaklığı…

Malumunuz benim kafa kâğıdım Bayburt’ta fakat 26 senedir Ankara’dayım. Ankara’nın da denizi olmadığından balık tutmak heyecan verici olmuyor, dolayısıyla balıkçılıkla ilgili bir hobiye sahip olmak nasip olmadı. Yoksa gönül istemez mi orman ve deniz kokulu bir ortamda balığı ağlatmadan tutmayı…

Zamanla bu da gerçekleşir belki. Fakat fotoğrafa dikkatlice kesilmeli insan. Bu fotoğrafta neyi görmüyoruz? Ben yazayım.

Mesela zengini görmüyoruz; Adam çocuğuna veriyor bir tane sürat motoru, çocukta balık ağı ile yakalamayı merak ediyor, son gazla balıkçının yanına gidiyor. Ne oluyor sonra! Balıkçının teknesi iki metre havaya kalkıyor… Sonra, zıplatıyorsun ve evine balık götürecek adamın balığını bozuyorsun…

Şimdi sen bu çocuğu döver misin, sever misin? Madem tekne aldın; Çapara çıkıyor çapara yok, yemliğe çıkıyor yemi yok, denize çıkıyor benzini yok!

İşte bunları göremiyoruz ne yazık ki, her işin zorluğuna vererek geçiyoruz.

Gelelim benim en sevdiğim kısma, neleri gördüğümüze. Akşamın geceye vurmasına saatler kala neler saklıyor bu fotoğraf karesi bizden bir bakalım…

Mazide kalan bir iş gününe ait ne tatlı bir hatıra saklıyor aslında. Hiç farkında olmadan neleri açığa vuruyor; Sanki bir insanın sırrını ifşa etmek gibi… Çok şey anlatıyor bu fotoğraf çok.

Vira Bismillah!

Sabahın ezanında bir yudum çay, bir lokma ekmekle ekmek parası için Vira Bismillah denilerek başlayan mücadeleli, dalgalı, soğuk ve rüzgârlı bir günün bitime yakınıdır bu…

Trolü, yani ağları denize bırakıp yola çıktıklarında mürettebat sayısı da artmıştır… Trol balıkçılığının geninde vardır, balığın yumurtasını dahi denizin dibinde bırakmak olmaz. Balığı tuttun diyelim; Bu sefer misafirleri de unutmaman gerekir.

Misafir Martıları

Martılar ve yunuslar bırakmaz peşini, takip etmeye başlarlar. Artık nasiplerinde ne varsa! Bir de köpek balığı yavrusu yakalarlar ama bizim balıkçılarımız tutmazlar onu, salarlar… Bir kürek balığı da havaya salarlar, malum martıların hakkını yemek istemezler, onlarında göz ve takip hakkını verirler… İşte bu fotoğrafta martıların geçişine şahit olurken onların hakkına düşen kısmı da teslim etmek gerekiyor. Eminim balıkçılar o hakkı sahiplerine vermişlerdir, evlerine birer eksikle giderek teslim etmişlerdir…

Allah balıkçıların nasiplerini artırsın inşallah…

Unutmadan …

Bugün Aslan Yeğenim Ege’min fotoğrafını Kayseri’nin yerel gazetesinde paylaşmışlar… Fotoğrafçı Zeynep Akşın’ın en güzel çekimlerinden biri görülerek… Allah nazarlardan korusun aslanımı.

egem