Sandal Yolculuğu

Zamandan geriye akan bir nehirde sandal yolculuğu ne hoş olurdu öyle değil mi? Rüzgârdan ve sudan geçen bir yolculuk…

O an diliminden bir tat almak için neler vermezdim. Şehrin tüm stres ve kalabalığından gelerek doğal yaşama doğru yelken açan ve yürüyüş gerçekleştirmek isteyen bir adamın özgürlük yolculuğu bu. Zamandan geriye olan kaçışın kendi yaşantısına yansıması. Hayallerin gerçek yaşama dönüşümü…

10414523_732467796817379_4073049046143830045_n

Dört Gemi

Son zamanlarda insanlarımızda yalnızca iki duygu hakim görünüyor: Umut ve korku. Biri umudu insanlarımıza verdiği müddetçe korkuyu getirenleri kovacaklar.

Şayet kovamazlarsa, illaki birileri altınların, birileri iyiliklerin sahibi olarak gidiyor gittiği yere. Çünkü insanda maddi hırs ile manevi iyilik arzusu dengeli yaratılmıştır. Yönünü şaşırmaman için, pusulandan olmaman gerekir.

Bu mananın farkında olmanın en iyi örneğini ise; Gün ağardığında İskender Pala, Barbaros Efsanesinde verir ve bak çocuk der:

İnsan bedeni dört gemiye hükmeder. Mide gemisi, gönül gemisi, zihin gemisi ve ruh gemisi… Bunlardan yalnızca birincisi madde ile diğer üçü mana ile alakalıdır. İlahi denge insanın maddesini değil manasını önemsediği için böyle yaratılmışız. Şimdi insan zaman denizinde yüzerken bunlardan hangisi sancak gemisi yahut beylik gemi yapacağına, hangisinin dümen suyunda gideceğine karar vermelidir. Mide gemisini diğer üçünün arasında seyrettirdiğimizde yaratılışımızın gereği olan dengeyi bulmuş, insaniyetimizi korumuş oluruz. Aksi takdirde mana lehine sahip olduğumuz üç gemimizi, maddenin yönettiği tek gemiye uydurursak madde hırsı bizi iblisliğe sevk eder. Zaman denizinde gönül gemisini rehber edinenler bahtiyar ömürler sürerler. Zihin gemisini rehber edinenler bilge ömürler sürerler ve mutlu olurlar. Ruh gemisini rehber edinenler ise hem bu dünyada hem öte dünyada kazanmış olanlardır. Mide gemisini rehber edinenlere gelince, er veya geç diğer üç gemiyi parçalayacak kayalıklara sürükler veya şeytanın askerlerine teslim ederler.

Çevrene bir bak ve insanları buna göre ayır bakalım, kim hangi gemide yolculuk yapıyor…

1969172_685754331488726_841598519_n

Oyun Eğitmeni

Değerli bir dostum, başka kitaplardan, deneme yazarken ilham almamın bana farklı şeyler katacağını söylerdi. Çünkü yaratıcı olmak istiyorsan başka insanların da neler yaptığıyla ilgilenmemin bana artılar katacağını düşünüyordu. Sanırım bu yazı, resim, müzik her şey için geçerliydi. Daha basit ifade etmem gerekirse… Kitap yazmak istiyorsan, olabildiğince çok kitap okumalısın genç adam, derdi.

Lise yıllarında yaz tatilinin önemli bir bölümünü görme bozuklukları olan çocuklar için düzenlenen bir kampta oyun eğitmeni olarak geçirdim. Bu konuda daha fazla şey söylemeyeceğim çünkü bir gün bunları anlattığım bir kitap yazmayı planlıyorum.

Bu aralar daha çok farklı yönleri bir noktada buluşturmaya çalışıyorum. Bunun için zaman harcarken sanırım birçok insandan daha fazla yoruluyorum. Sabahları evde önce ben kalkıyorum ve kahvaltı hazırlıyorum. Gece on birden önce yattığım pek ender olmaya başladı. Belki de bu yüzden sürekli kendimi yorgun hissediyorum.

10

Ayrıca en çok değer verdiğim şeyler mizah duygusu ve güvenilirlik olmaya başladı, kısa zamanda değişeceğini pek sanmıyorum. Daha önceleri sonbahar ve kış mevsiminde de ayrı bir güzellik keşfederken bu yıl sanki ilkbahar ve yazı daha çok sevdiğimi fark ettim. Çok farklı hisleri uyandırmaya başladı bende bu iki mevsim.

En sevdiğim edebiyat, müzik ve sinema eserlerinin yaratıldığı bir döneme uzanmaya başladım. Şuan yazmayacağım o yolların sanatsal hareketlerine tanıklık etmeyi çok isterdim. Yine de yıllar sonra tadını çıkarmasını biliyor olabilirim.

Ayrıca konuşuyor gibi yazmak beni bu kadar çekiyor olmasına rağmen ben neden ondan uzaklaşmaya çalışıyorum da ona sarılmıyorum, bilmiyorum.

Bakalım Bakalım, Kemal

Erciyesten..

Neredeyse hayranlık uyandıracak kadar asil ve süslü bir manzaraya doğru ilerliyorduk. Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler için ters bir yöne doğru yürüyorduk. Yalnız haritalardan çizilmiş bir yola ait değildi adımlarımız.

Sıcaktan soğuğa doğru nefes nefese yürürken durmak gelir ya içinizden. Teniniz kızarır, elleriniz üşür, hafiften titremek gelir ve kıpkırmızı kesilirsiniz. Henüz mor yakalamamıştır sizi ama kovalar. Tıpkı Rusya’nın Oymyakon köyünde -45 derecede suyun serpildiğinde havadan nasibini alır almaz kademe kademe donması gibi, zarif bir soğuk vuruyordu yüzümüze. Bizi çekiyordu kendine, peşinden sürükleniyor gibiydik. Yolun sonu sisli görünse de ilerledikçe bir adım daha atmak geliyordu içimizden.

Bu yolun sonunda, yamaçlarda, hani derin denizleri büyük bir aşkla keşfeden bir his vardır ya. Yeni bir limana demir atmanın heyecanı… Yahut okyanusta aylarca yol aldıktan sonra bir Puca Piapolo adasına sal indirmek gibi. Böyle insanı tazeleyen bir his vardır ya. İşte o doğar içinize. Hem burada çok fazla canlı da yoktur. Sessizliktir sizde yankı uyandıran, sessiz fısıltılardır.

Bu fısıltılı ortamda en fazla rüzgârın sesidir kulağınızı ovuşturan. Başınızı biraz kaldırdığınızda haritalardan bulamayacağınız bir çağın yansıması çarpar gözlerinize. Parlak bir ışık buğusu oluşur saatler ilerledikçe gündüzden. Geceleyin yıldızlar yeni bir yön belirler ve yeni bir yüzyıla ait eskimemiş bir harita belirir gökyüzünde. Ve bu harita sizindir, size aittir. Sahiplenebilirsiniz onu. Çünkü aşksızlıktan taşlanan kalplerimiz aşka giden tüm yolları kapadı ve öylece kalakaldık.

Şimdiyse pusulası ve zamanı size ait olan bir harita kaplı gökyüzünde… Artık hayalleri girdaplardan yamaçlara çekmenin zamanı geldi. Bir hayal için ilk sesi duymanın, ilk nefesi almanın ve ilk dokunuşu gerçekleştirmenin vaktidir.

İşte benim hayatımın büyük şansından ilk adımı atıyorum, kelebekler kadar narin bir kalbe..

1525138_10151890401049862_647301157_n

Kemal / Erciyesten