Parıltı

476521_348397018557794_2035605990_o

Bir umut kapısıdır ışık. Kapı aralanır bazen ve aydınlanır gölgesine düşen taşlar, banklar, yapraklar ve ağaç dalları.

Karanlıklar kavuşur aydınlığa. Sessizlik yerini kuş cıvıltılarına bırakır. Tilkiler saklanır yuvalarında, görünmez gün sessizleşene dek. Ve gecenin gri renkli çimenleri; özüne, renklerine ve bizim için adeta yaşam varlığı sayılabilecek parıltılarına kavuşurlar.

Dost Sevgisi

Hafızam kendimi bildim bileli bir kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevmedi diyen arkadaşlarım var. Fakat benim için bu durum çok farklı.

Benim hafızam birkaç kişiyi hiç ölmemesini sağlayacak kadar sevdi. Bu kişilerin bazılarını çok iyi tanıyorum ama bazılarını birebir tanımadım. Zaten her zaman birebir tanıyor olmam da gerekmiyor. Bence önemli olan bu duyguları gerçek ve samimi olarak yaşamak. Çünkü insan samimi ve gerçek duygularını, o duyguları besleyen diğer insanlarda da görebilir.

engelli2

Işıkla Karanlık Arasında

Işıkla Karanlık arasında; 

Tıpkı tünelin sonunda ki ışık gibi

Günün sınırında mucizeler gerçek olabilir…

sarikamis-650x387

Fareler üzerinde yapılan bir deneyde, bir fare derin bir kabın içine yerleştirildi. Üstü açık boru şeklinde ki kabın kenarı farenin dışarıya çıkamayacağı kadar yüksekti. Kabın içi suyla dolduruldu ve zifiri karanlık bir odaya yerleştirildi. Farenin yüzmesi bekleniyordu. Pes edinceye kadar geçecek zaman ölçülecekti. Fare üç dakikadan biraz daha fazla yüzdükten sonra pes etti.

Deneyin devamında bu kez aynı kaba başka bir fare kondu. Ancak deney ortamında bu kez bir farklılık vardı. Odayı aydınlatan ince bir ışık huzmesi verildi. Bu fare otuz altı saatten daha fazla bir süre suda yüzmeyi sürdürdü. Hiçbir ışık görmeyen fareden 700 kat daha fazla direndi.

Peki, fark neydi?

Işığı görmeyen farenin umudu yoktu. Etrafına baktığında karanlıktan başka bir şey göremiyordu. Yüzmeye devam etmesi için bir nedeni yoktu.

Umudumuzu yitirdiğimizde, bizim de yaptığımız gibi…

Oysa bir umut ışığı her zaman vardır.

İnanmanız için görmeniz gerekmez, inandığınız için görürsünüz.

0000057641

Aşk İle Kader Arasında

Aşk ile Kader arasında; Dünyayı sıcak ve ışıltılı hale getiren bir şey…

Mesela; IAN Mcewan’ın Libya’da Tripoli’de yaşadığı sırada, dokuz yaşındayken yaklaşık otuz saniye süren ve bilinçli hayatının gerçek başlangıcı olarak kabul ettiği bu sevinç gibi…

on_chesil_beach-ian_mcewan

“Alçak bir uçuruma doğru inen ahşap merdivenlerin başına geldiğimde saat yedi otuz sularında olmalıydı. O zamanlar daha berrak ve parlak bir deniz olan Akdeniz’in sükûnetinin havanın tatlılığından ve kıyıya vuran küçük dalgaların sesinden ayırmak mümkün değildi. Bembeyaz kumsal ıssızdı. Hepsi benimdi. Gördüğüm şeylerden beni ayıran boşluk anlam yüklüydü.

Baktığım her şey – kumda dünden kalma ayak izleri, ucu görünen bir kaya, elimin altındaki ahşap – ışıktan oyulmuş gibi, dayanılmaz bir eşsizlikte ve bir şekilde kendinin farkında, ‘Biliyor’ gibiydi…

O anda, her şey birbirine aitti ve o bütünlük de bilgili görünüyor, sanki şimdi bizi gördün, diyordu.

Gördüğüm şeyin içinde eridiğimi hissettim. Artık bir oğul, öğrenci ya da yavrukurt değildim. Yine de kendi bireyselliğimi yoğun biçimde hissedişim sanki ilk kez oluyordu. Var olmaya başlamıştım. ‘Ben benim,’ gibisinden bir şeyler mırıldandım. Şimdi bile bu biçimde dile getirilişini faydalı buluyorum.”

Mart’da Ölmek Zor

berkinelvan

“Güneş gibi doğan Gezi olaylarının gölgesinde yeni bir ağaç daha filizlendi tarihe…  Ağlamanın tarifi olmuyor işte.”

“Sadece bunu anlatmak için yaşayabilir insan ya da bunu yaşatmak için yazabilir bir kitabı. “

Ya da adına sadece “Berkin Elvan” koyup içini boş bırakabilir kitabın.

“Düşünmediğimiz şey, kendi yaşamının en iyi bölümünü arkada bıraktığı belki de.”

“Bu ülkede, bu dünyadaki en büyük acı; Bu ülkenin ve bu dünyanın şahidi olmak… Belki de.”

Ama daha büyük bir acı var ise; Che Guavara’nın dediği gibi: Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; Ya ölmeli cellatlar, ya da hiç doğmamalı çocuklar.

Diyelim doğdu, diyelim büyüyor ve yaşamının en güzel, en cıvıl anında öldürüyorlar onu!

Annesini ve babasını nasıl tanımlarsınız? Onlara hangi isimleri uygun göreceksiniz. Hani anne veya babanız öldüğünde yetim ya da öksüz deniyor. Eşiniz öldüğünde dul. Ama çocuğu ölen birini nasıl tanımlayacaksınız. Öyle bir kelime var mı?

YOK!

&

Bugün 12 Mart!

İstiklal Marşının ve Berkin Elvan’ın Doğum Günü…

KORKMA!

BERKİN ELVAN
BERKİN ELVAN

Kadınlar Özgürleşmeden Toplum Özgürleşemez

HAYAT EŞİTTİR

Bugün Karaman’da kaldığım otelde kahvaltı yapmak için restorana indiğimde Karaman Eğitim ve Bilim İşgörenleri – EĞİTİMİŞ Sendikası’nın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” toplantısı varmış; Sadece kadınların değil, eşlerinin de yoğun ilgi göstererek hanımlarının yanında olduğu bir kahvaltı ve toplantı. Ben bugünün, yani 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olduğunu ne yazık ki bilmiyordum, öğrendim.

Sendikanın Karaman il başkanı genel bir giriş ve tanıtım konuşması yaptı. Ancak Yönetim Kurulu Üyesi bir bayanın gerçekleştirdiği ikinci konuşma benim daha çok dikkatimi çekti. Hatta benim nezdimde o konuşmaya yakışan başlık ancak “Kadınlar Özgürleşmeden Toplum Özgürleşemez” olur.

Sizlerle şans eseri katıldığım fakat ülkemizde ve dünyada kadına yönelik şiddet, kadın emeği sömürüsü, kadın bedeni sömürüsü, kadın yoksulluğu, kadın işsizliği, çocuk gelinler ve okula gönderilmeyen kız çocukları, tacizciyi, tecavüzcüyü, saldırganı koruyup kollayan hukuk sistemi ve kadının özgürleşmesi konularında ciddi şekilde bilinçlendiğim bu toplantıdan edindiğim notlarımı paylaşayım:

Frauentag 1914 Heraus Mit Dem Frauenwahlrecht
Frauentag 1914 Heraus Mit Dem Frauenwahlrecht

 

–          Dünya Emekçi Kadınlar Günü: 8 Mart 1857 yılında New York’ta tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın düşük ücretlerine, uzun çalışma saatlerine ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için greve gitti. Greve müdahale edilmesi sonucu 129 kadın işçi yanarak öldü. 1910 yılında 2. Enternasyonel Kadın Konferansı’nda, 17 Mart 1970 yılında ise Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan edilmiştir.

–          Ancak aradan geçen 158 yıla rağmen günümüzde sömürü çarkları en fazla kadın emeği üzerinden dönüyor. Güvensizleştirme, kayıt dışı çalıştırma, asgari ücretlerin altında maaş, en fazla kadın emekçileri etkiliyor.

TÜİK’in verilerine baktığımızda, çalışan her yüz kadından 52’si kayıt dışı çalışmaktadır.

Kadınlar sadece emek süreçlerinde, fabrikalarda, atölyelerde, dersliklerde, tarlalarda eşitsizliğe, sömürüye, şiddete maruz kalmıyor. AYRIMCILIK VE ŞİDDET HER YERDE! Her yıl ülkemizde ve dünyada binlerce kadın öldürülüyor, tecavüze uğruyor, taciz ediliyor, öldürülüyor.

Kadınlardan en az üç çocuk isteyen siyasi iktidar, onları sosyal haklardan, iş güvencesinden ve bakım kolaylıklarından da mahrum bırakacak düzenlemeler yapıyor. Böylece kadınların hem daha kolay sömürülmesine, güvencesizleştirilmesine hem de eve kapanmasına giden yollar döşeniyor. Kadın cinayetleri katliam boyutuna ulaşmışken, devlet çıkardığı onca yasaya rağmen kadınların can güvenliğini sağlamada yetersiz kalıyor.

Her gün en az üç kadın öldürülüyor ve yasalar kadını değil aileyi korumayı öncelikli görev olarak görüyor.
Son yıllarda kadın cinayetleri yüzde 1400, cinsel taciz ve tecavüz yüzde 38, cinsel istismar yüzde 53 oranında artmıştır. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken, 2013’ün sadece ilk dokuz ayında bu rakam 842’ye çıkmıştır.

GERİCİLİĞİN KARANLIK MAHZENLERİ

Gerici anlayışlar kız çocuklarının okula gitmesini ziyan sayıyor. Onlar, çocuk yaşında evliliğe ya da çocuk işçiliğine zorlanıyor. Böylece, aydınlanmanın olanakları yerine bu çocuklar gericiliğin karanlık mahzenlerine itilmiş oluyorlar.

Kadınların siyasetteki yeri de istenilen düzeyde değildir. Evin mutfağı gibi siyasi partilerin mutfakları da kadın için sonuna kadar açıktır. Ancak, karar mekanizmalarında kadınlara hala yer yok. Atatürk’ün 79 yıl önce seçme ve seçilme hakkına kavuşturduğu kadınlarımız, TBMM’de yüzde 14.29, yerelde ise ancak yüzde 1.1 oranında temsil edilebiliyor. sistem, onlara bit vitrin malzemesi gibi davranmaya devam ediyor.

Bu arada hazır ben Karaman’da iken şu bilgiye yer vereyim. Dün akşam otel restoranında arkadaşlarımla birlikte akşam yemeğindeydim. CHP’nin Karaman Belediye Başkan Adayı Merih Ünverin’de il destekçileriyle birlikte yemekteydi. Kendisi masamızı ziyaret etti ve tanıştıktan sonra çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisi bilgili ve donanımlı bir insan. Kendisini çok iyi yetiştirmiş. Aynı zamanda CHP’nin şuan Türkiye’de tek il başkan adayı. Ben açıkcası kadının il yönetiminde farklı ve yenilikçi neler yapabileceğini gösterebilmesi açısından Merih Hanımın seçilmesini istiyorum. Tabi ilerleyen süreçlerde Karaman Kent Konseyine yapacağım destekleri düşünmeden, samimi duygularımla söylüyorum bunu.

Merih Hanım’ın CHP’den aday seçilmesi, Fatma Hanımın AKP’den bakan çıkması ne kadar yerinde ve doğru hamleler olsa da, ne yazık ki kadınların siyasetteki yeri istenilen düzeyde değil.

Dünya Ekonomik Forumu'nun raporuna göre Türkiye, siyasi katılım, ekonomik eşitlik, eğitim ve sağlık hakkı gibi farklı alanlarda kadın-erkek eşitliği endeksine 136 ülke arasında 120'nci olmuştur. 

Yani ülkemiz, kadın erkek eşitliğinin esamisinin okunmadığı son 20 ülke arasındadır.

Barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi insani değerlerin yok sayıldığı bir dünyada kadınlara yer olmadığının farkında olmak çok acı ve bu nedenle şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya için mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Çünkü;

HAYAT EŞİTTİR…

KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN TOPLUM ÖZGÜRLEŞEMEZ!

Kemal Ateş – 8.3.2014 – Karaman Grand Otel’den…