Gül Kokusu

Konya’dayım.
Mevleviler şehrindeyim.
İslamın kültür başkentindeyim.

Büyük fikir ve gönül mimarlarının izinde; Mevlâna Celalettin Muhammed’in evindeyim.

Bu gönül yurduna adım atmışken…

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;

Bir olan Allah’a hamd olsun, Allah’ın salâtı efendimizMuhammed’e, ailesine ve soyuna olsun. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.

Bu reddedilemez bir duadır, çünkü bütün halk sınıflarını kuşatır.

İslam aleminin büyük ariflerinden olan Mevlana Hazretlerinin ayak bastığı bu topraklarda iki gün boyunca kaldım ve otel Mevlana Hazretlerine 100-200 metre kadar uzaklıktaydı. Büyük bir özlem ve hasret ile tekrar gideceğim. Öylesine güzel dostluklar edindim, tanımadığım insanlardan öylesine güzel davetler aldım ki… O dostlukları ömrümün tamamına taşıyacağım.

Mesela iki kişiden bahsetmek istiyorum. Ben arada bir nargile içmeyi seviyorum. Biraz ağabey alışkanlığı oldu bu. İlk gün akşamı Mevlana Hazretlerinin Türbesinden yürüyüşe çıktım. Alaattin tebesinden birkaç kişinin tavsiyesi üzerine Tophane Nargilecisine kadar yürüdüm. Meşhur Konya Pastanesinin hemen ardında… Gittim ki saatin geç olması nedeniyle kapanmış. Bende yürüyüşüme devam ettim. Sonrasında bir adam Osmanlı döneminden kalma koltuklara oturmuş ve ayaklarınıda uzatmış nargile içiyor… Fakat o sırada ihtiyaç sahibi bir çocuk yoldan geçti ve aynı anda o küçük yavrucağa harçlık verdik. Sonrasında beni davet etti ve kendi nagilesinden ikram etti. Bir bardakta çay tabi… 40 dakika aralıksız sohbet ettik. Saçları yok, yani kel; hafiften pala bıyık ve koca bir burun. İşte o benim Gürsel abim.

Sonrasında oradan çıktım ve otele doğru yürümekteyken Gürsel abinin yanında tamamlayamadığım nargilemi şans eseri bulduğum Erenler Konağında tamamladım. Mustafa ile tanıştım orada da. Sanıyorum sıkı bir arkadaşlık kurduk. Sohbeti çok keyifli birisiydi. Tekrar görüşeceğiz muhtemelen. Biraz daha sıkı.

Şanslıymışım ki orayı buldum. El- Fakhire tütününün gül nanesinden istedim. Ne yazık ki Konya’da okyanus tütün yoktu. Gül nane hafif ve alışıldık bir sıvı tadı bırakıyordu boğazda. Ve orada geçirdiğim gün burnuma gelen gül kokusuna da yabancı değildi.Zaten gül kokusu hiç bitmeyen bir şehirdi Konya.

Sokakta yürüyorum burnuma gül kokusu geliyor. Ellerimi yıkıyorum gül kokusu, yüzümü siliyorum gül kokusu. Tenimde yine gül kokusu. Gülle alakalı herhangi bir koku kullanmamama rağmen bu kokunun üzerimden hiç eksik olmaması beni fazlasıyla şaşırttı.

Aynı gece otelde televizyon seyrederken; İskender Pala’nın,“Keşkegüllerin ve bülbüllerin konuşulduğu bir Dünya olsa” demesi kadar güzel bir tesadüftü gül kokusu da…

Fakat bu ay tekrar gitmeyi düşünüyorum. O yüzden şimdilik kısa tutuyorum… Bu sefer Karaman’dan ve Ankara’dan gelecek dostlarım da olacak. Bakalım nasıl geçecek Mesnevi’de ilerlerken.

Şimdilik;

Güllerin ve Bülbüllerin konuşulduğu bir Dünya bırakmak dileğiyle…

Kemâl