Afiyet Olsun

Bazılarında bilim adamının ve bir filozofun beyni vardır. Yine de tercihini bu ikisinden yana kullanmayabilir. Bu kişi hakkında ne gibi bir sonuç çıkarabiliriz?

Bilmiyor olabilirsiniz…

Belki ilk başta bir korsan olmak isterdi… Belki yalnızca yazan, okuyan ve yaşamak derdinde olan bir gezgin.. Belki de arada kaybeden tarafta bulunan kimyasal bir kusuru bulunan duygusal bir adam.

Belki de…

Farklı baharatların birleşmesiyle lezzeti eşsiz olan bir yemeği; yenilik derdiyle sanattan ayrıcalıklı bir hale getirmek yerine, sanata dahil edenlerden biridir…

Indila - Love Story dinlerken yazılmıştır.

Afiyet olsun.

Bir Karahindibanın Samimiyeti

İlk yeni ayı görürsünüz bazen alacakaranlıkta solmaya doğru süzülürken… Kelebek kaşlarını düşünürsünüz tek bir kez gördüğünüz kızın… Sonra bir karahindiba gibi uçuşur gider gözünüzün önünden sizi buna sürükleyen anlar… Bu nedenle bir karahindibanın samimiyetine güvenmek isterim; Bir karahindibanın ateşe, rüzgâra verdiği tepkinin de ötesinde…

Güven ve inancın ötesinde…

Rüzgâra karşı duran bir karahindiba…

Kederli bir çocuğun dansı gibidir. Terk edilmiş bir bahçenin bitkileri, denizin kıyısına yakın demirlenmiş vapurlar, kökten farklılıklarına karşı yıpranmış olmasına rağmen kentin içine giden eski yollar… Göç eden balıkların dalgalarına şahit olanlar gibidir…

Ateşe karşı duran bir karahindiba…

Giz dolu bir yaşamın muhteşem dönüşümünde olan güneş ve ay gibidir… İki insan; En fazla güneş ve ay kadar uzak olabilir birbirine ve en fazla o kadar yakın durabilir. En az onlar kadar ortak noktası vardır ve en fazla o kadar gerçektir. Taze bir aşk yaşarcasına… O kadar uzak ve o kadar yakın ve bir o kadar da gerçek. Bir yaşam yahut bir hayat için bitmeyen bir yolculuğu sürmek gibi…

Sarı Mavi Siyah Mor çiftlerini birbirinden ayıran yaşamın saf renk için kavuşamadığı yasak çizgiler gibi… Hüzünlü bitleri sarartan insan dokunuşları gibi… Türkiye’nin Avrupalılaşması gibi.

Derin kahverengi gözleri ile görünüşünde, yürüyüşünde ve konuşmasında hafif özgün hava, zaman zaman tutsak bakışlara yol açan tarzıyla… Bütünü değil, parçaları bulduğunda korkutan hali misal.

Kemâl

Engelli Seçmenler Engelsiz Bina İstiyorlar

İYİ Parti Genel Merkez Binası Erişilebilirlik Analizi Konuşması

İYİ PARTİ son 1 yıldır ülke gündemine ezber bozan bir iddia ile çıktı. Uyuşmuş, statükocu, hedef kitlesinden kopmuş bildik siyasi partilerin tam aksine; Daha diri ve daha taze, halkın her kesimine dokunan bir anlayışla ülkeyi yönetme iddiasında bulunmaktadır.Bu iddia öyle büyük bir iddiadır ki toplumun her alanında, her kesimin kılcal damarlarına kadar ulaşmayı gerektirir. İYİ PARTİ işte bu iddiasını güçlendirmek için yine ezber bozuyor ve fark yaratıyor.

Türkiye siyasi tarihinde bir siyası parti genel merkezi ve teşkilatı olarak çuvaldızı cesaretle önce kendimize batırıyoruz. Dünya sağlık örgütü engellilik raporuna göre ülke nüfusunun %15’ i engelli. Yaklaşık 12 milyon engelli yaşıyor ülkemizde. Annemiz, babamız, komşumuz, arkadaşımız engelli olabilir. Birlikte iç içe yaşıyoruz onlarla ama engelliler sayıları kadar görülür değil. Sokakta, okulda, iş yerlerinde, parklarda çok rastlamıyoruz onlara. Nedeni ise; biz, toplum olarak erişilebilir ortamlar sağlamıyoruz. İşte İYİ Parti genel merkezi ve teşkilatlarını erişilebilir yapmak üzere yola çıkıyoruz. Engelli seçmenlere ulaşmak, onları görünür yapmak, hayatlarına dokunmak için en etkili yöntemin erişilebilir ortamların sağlanması olduğuna içtenlikle inanıyoruz.

Çünkü İYİ Parti ve İYİ Gençlik; Engellilerin dünyalarına ulaşmayı, onları anlamayı; Eğitimde çağdaşlığın, toplumda gelişmişliğin ve insanda duyarlılığın bir ölçüsü olarak görmektedir.

Bu nedenle İYİ Parti, ülkeyi yönetmek iddiasına yakışır bir etkinliğe imza atmış bulunmaktadır. Kemal ATEŞ

24 Saat Gazetesi

ENGELLİ SEÇMENLER ENGELSİZ BİNA İSTİYORLAR

HABER VE FOTOĞRAFLAR NAZ AKMAN (ANKARA) – İYİ Parti Gençlik Kolları İnsan Hakları ve Sosyal Politikalar Başkanlığı, engelli bireylerin parti binasına erişilebilirliğini sağlamak için Engelli Hakları İzleme ve Denetleme Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Recep Kısacık ve Aktif Görme Engelliler Başkanı Şerafettin Hasanoğlu ile parti merkezinin erişilebilirliğini raporladı. Engelli ve dezavantajlı bireylerin güvenli ve bağımsız olarak kurumlarda dolaşımını sağlamak amacıyla yapılan tespitte, binanın eksiklikleri raporlanarak, genel merkeze sunuldu.
Türkiye nüfusunun yaklaşık % 12’si engelli bireylerden oluşuyor. Engellilerin büyük çoğunluğu kamusal alanlarda aktif olarak sosyal hayata katılabilmede büyük zorluklar yaşıyor. Başta ulaşım olmak üzere pek çok engelli vatandaş, yanlarında bir refakatçıları olmadan neredeyse evlerinden bile çıkamıyor. Engellilerin günlük yaşamını kolaylaştırmak amacıyla kurulan Engelli Hakları İzleme ve Denetleme Kurulu Türkiye’de, başta kamusal alanlar olmak üzere deşifre ettiği sıkıntılara çözüm önerileri sunarak engellilerin serbest dolaşımı için çalışmalar yürütüyor. Kurul, İYİ Parti Gençlik Kolları İnsan Hakları ve Sosyal Politikalar Başkanlığı’nın çağrısı üzerine genel merkezi dolaşarak, gerekli tespitleri raporlaştırdı.

Güçlü Anadolu Gazetesi

İYİ Parti Gençlik Kolları İnsan Hakları ve Sosyal Politikalar Başkanlığının, özellikle engelli seçmenlere ulaşmak için genel merkezde başlattığı erişilebilirlik uygulamasında, Engelli Hakları İzleme ve Denetleme Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Recep Kısacık ve Aktif Görme Engelliler Başkanı Şerafettin Hasanoğlu ile beraber binayı gezerek, eksiklikleri tespit etti.  Rampalardan asansörlere, aydınlatmadan lavabolara, idari katlardan konferans salonlarına kadar tüm alanlar heyet tarafından mühendisler eşliğinde gezilerek not edildi. Genel merkeze sunulacak rapor neticesinde, binadaki teknik eksiklikler giderildikten sonra yeniden heyet tarafından kontrol sağlanacak. Son düzenlemelerin ardından genel merkeze ‘Erişilebilir Kurum Sertifikası’ verilecek.

“Erişilebilirlik, bir sosyal sorumluluk projesi değil”
Engellilere ilişkin çalışmaların sosyal sorumluluk projesi adı altında verilmesinin yanlış olduğunu söyleyen Engelli Hakları İzleme ve Denetleme Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Recep Kısacık, “Erişilebilirlik bir sosyal sorumluluk projesi değil, erişilebilirlik kamuya açık alanlarda engelli ve dezavantajlı bireylerin güvenli ve bağımsız olarak kullanımına uygun alanların yaratılması demek” dedi.
2013 yılından bu yana kurumlarda erişilebilirlik yasasının yürürlüğe girdiğini ifade eden Kısacık, bu zorunluluğun yerine getirilmemesi durumunda ağır cezai yaptırımların uygulandığını söyledi. Engelli vatandaşların özellikle parti binalarına erişebilmesi gerektiğini vurgulayan Kısacık, “Her kurum kendi alanını erişilebilir hale getirmek durumundadır. Burada olma nedenimiz, özellikle siyasi partilerin diğer tüm kurumlardan daha fazla erişilebilirliğe önem vermesi gerekiyor. Çünkü engelli seçmenler buraya ulaşabilmeli. Parti onlara hizmet götürebilmek için bunu yapmalı. İYİ Parti bugüne kadar hiçbir partinin yapmadığı şeyi yaptı. Çuvaldızı kendine batırdı ve bizleri binadaki eksikleri tespit edebilmemiz için buraya çağırdı. Bu binanın erişilebilir olmadığını biliyoruz. Ama parti, bizlerin yapmış olduğu tespitleri gündemine alarak gerekli düzenlemeler yapmak için çalışıyor. Daha önce belediyeler, alışveriş merkezleri, hastaneler ve okullar gibi pek çok kamusal alanlarda erişilebilirlik danışmanlık hizmeti verdik ama bir partiye bu hizmeti vermemiştik. Bizler hiçbir parti binasına güvenli ve bağımsız bir şekilde giremiyoruz.  Refakatçiyle yani paket olarak giriyoruz maalesef bu da insan haklarına aykırıdır. Ötekileştirilmek veya ayrımcılığa uğramak istemiyoruz” ifadelerine yer verdi.
İYİ Parti Genel Merkezini 10 üzerinden 1 puan ile değerlendirdiklerini dile getiren Kısacık, “Objektif ölçme standartlarıyla binanın erişilebilirliğini denetledik. Binaya 10 üzerinden puanlama yapacak olursak 1 verebiliriz. Eksiklikler giderildikten sonra yeniden bir kontrol yapacağız ve bakanlık tarafından bu binaya erişilebilir kurum sertifikası vereceğiz. Buradaki raporlama için sadece bir resim çekmiş olduk, daha sonra çözüm önerileri ve uygulama teknikleri görüşülecek ardından yapılması gerekilenler yapılacak. Kamuoyundan da bu uygulamanın takipçisi olmalarını istiyoruz” dedi.
Yerel yönetimlere çağrı
Aktif Görme Engelliler Başkanı ve Beyaz Baston Gazetesi İmtiyaz Sahibi Şerafettin Hasanoğlu da yerel yönetimlerin binalara ruhsat verirken yapıların bu standartlara uygunluğunu denetlemesi gerektiğini vurguladı. Hasanoğlu, “Erişilemeyen engellerin kaldırılması huşunda çalışmalar yürütüyoruz.  Pek çok binaya kullanım ruhsatı verilirken, hangi yerel yönetime bağlıysa TSE standartları ölçütlerine de uyması gerekiyor. Yerel yönetimler bu sorunları ruhsat vermeden yerine getirseydi pek çok bina şimdi yüzde yüz erişilebilir olacaktı. Ancak denetimler yapılmıyor. Bunları özellikle yerel yönetimlerin yapması gerekiyor. Engelliler evinden çıktığı andan itibaren sosyal yaşamda sorumsuz ve güvenli hareket edemiyor. Biz bunu sağlamak için çalışıyoruz. Sarı çizgiler, otobüsteki seslendirmeler, trafik lambalarındaki seslendirmeler bizlerin mücadelesiyle oldu. Burada bulunma amacımızda bu erişilebilirlikleri yerine getirmeye çalışmak” diye konuştu.

İYİ Parti Gençlik Kolları İnsan Hakları ve Sosyal Politikalar’dan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sinem Deniz Güneş de engelli seçmenlerin sorunlarını dile getirebilmek için öncelikle genel merkeze giriş çıkışlarını sağlamaları gerektiğine işaret ederek, tüm Türkiye’de erişilebilirliğin sağlanması gerektiğini söyledi. Güneş, “Bizler İYİ Gençlik olarak engelliler için yapılması gerekilen pek çok uygulamayı kendimizden yola çıkarak başlattık. Çuvaldızı kendimize batırarak, bu binanın erişilebilirlik testini yaptırmak istedik. Çünkü engelli seçmenlerin bizleri seçebilmeleri için buraya gelerek, yaptığımız çalışmaları yerinde görmeleri gerekiyor. Pek çok eksiğimiz var bunları bilerek bu çalışmayı başlattık. Çıktıları genel merkeze gönderdik, yakın zamanda gerekli alt yapı çalışmalarını başlatarak binamızı engelsiz bir hale getireceğiz. Sadece İYİ Parti değil tüm Türkiye’de bunu yaygınlaştırmamız lazım. Engelli vatandaşlarımızın aktif olarak sosyal yaşamın içinde yer edinebilmeleri için bu eksiklikleri gidermemiz gerekiyor. Biz onlara bir engel daha koymak istemiyoruz”  sözlerine yer verdi.

İyi Gençlik

Gençlik Kollları Genel İdare Kurulu Asil Üyeliğine davetleri için Gençlik Kolları Genel Başkanımız Sayın Osman Ertürk Özel Beye ve bu sürece yakınlaşma çerçevesinde desteklerini esirgemeyen Gençlik Kolları Genel Sekreterimiz Sayın Cenk Özatıcı Beye teşekkür ederim. “Başaracağız”

 

İyi Parti Gençlik Kolları 1. Genel İdare Kurulu Toplantısından

Ey Gün – Uyan

Geçenlerde “İnsan Olmanın Anlamına Dair Bir Belgesel” olan “Human – İnsan” Belgeselini izledim. Uzun uzuna anlatmaktan ziyade sadece izlemenizi tavsiye ettiğim belgeselin girişi bile uzun soluklu bir yolculuğa çıkarıyor sizi.

Araştırdıktan sonra öğreniyorum ki girişinde ki o eşsiz, muhteşem olan müzik; Sanki ruhun bedeni terk edip Allah’a dönüşünü anlattığı müzik, Armand Amar‘a; Seslendirmesi Salar Aghili, sözleri ise; Mevlana Celaleddin-i Rumi‘ye aitmiş.

Bu eşsiz güzellikten lütfen sizler de faydalanın… İşte müzik, işte söz!

Poem Of The Atoms – Armand Amar – Salar Aghili Türkçe Altyazı Human (2015) belgeselinden

“ey ruz bar’â ke zarre hâ raqs konand
ân kas ke azoo charkh o havâ raqs konan
jânhâ ze khoshi bi saro pâ raqs konand
dar gushe to guyam ke kojâ raqs konand.
har zarre ke dar havâ o dar hâmun ast
niku negarash ke hamcho mâ maftun ast
har zarre agar khosh ast agar mahzun ast
sargashteye khorshide khoshe bichun ast”

“ey gün, uyan, zerreler dans ediyor.
bütün evren dans ediyor,
mutluluktan perişan olmuş ruhlar dans ediyor.
kulağına danslarının onları nereye götürdüğünü söyleyeceğim,
havadaki ve çöldeki bütün zerreler
iyi bilin, onlar sanki deliler
her bir zerre mutlu ya da mahzûn
hakkında hiçbir şey söylenmeyen güneşe tutulurlar.”

“o day, arise! the atoms are dancing.
the souls are dancing, overcome with ecstasy.
i’ll whisper in your ear
where their dance is taking them.
all the atoms in the air and in the desert
know well they seem insane.
every single atom, happy or miserable,
becomes enamoured in the sun,
of which nothing can be said.”

Kemâl

Poem Of The Atoms – Armand Amar – Salar Aghili “Human – İnsan Belgeselinden”

Zaman Sıyrılıyor Aymazlığından

Biz, hayatı boyunca, doğruları, başkaları tarafından yanlış olarak algılanan insanlarız…

Garip değil mi?

Aynen, oldukça garip…

Hal bu ki, bir noktada içten içe düşünüyorum.

Başımızı yastığa koyuyoruz ve devam ediyoruz. “Daha fazlası olmak zorunda bu hayatta.” Sabah kalkıyoruz, işe gidiyoruz, eve gidiyoruz ve TV seyrediyoruz, yatıyoruz, sabah kalkıyoruz, işe gidiyoruz, eve dönüyoruz, TV seyrediyoruz, yatıyoruz, hafta sonları partilere gidiyoruz. Dahası vesaire.

Birçok insan bu duruma “Yaşıyorum” der. Hayır, yaşamıyorsunuz… Sadece varsınız.

Kabul ediyorum. Bir gayretkeş olarak beynimde filizlenen eylem teorilerinin, uygulamada nasıl sonuç vereceği konusunda kesin bir fikir sahibi olamayabilirim. Ama yine de deneyimleri arttıkça gerçekleşmeyecek hayallerle gerçekleşebilecekleri ayırıp, kendine ılımlı bir yol çizen adam olarak söylüyorum.

Anlamlı bakışlar, alaylı gülüşler, imalı baş sallayışlar… Yakışmıyor.

Sanki karşımda içi kurumuş; hiç değilse dışını yeşil tutmaya, bedeninde oluşan derin boşluğa karşın ayakta kalmaya çabalayan, yüzlerce yıllık ağaçlar var…

Gerçekten! Yakışmıyor.

Sitemli, iğneleyici ama bir o kadar da hüzün içeren, kırılmışlığını, incinmişliğini ileten sözlerden ve hareketlerden farklı değil çoğu zaman yansıtılanlar…

Gerçekten!

Pes Edemezsiniz.

Çünkü zaman sıyrılıyor aymazlığından…

Kınalı Hasan

Lise dönemlerinde gönüllü olarak destek verdiğim bir kitap projesinde elime geçen Milli Savunma Bakanlığı – Cepheden Mektuplar Ansiklopedisinde yer alan ve çok etkilendiğim bir mektubu sizinle paylaşmak istiyorum.

Cepheden Mektuplar

Kınalı Hasan, bu güzel vatana adanmış bir adaktı. Cephede savaşır, savaşır, Sonra yaralanır; geriye alırlar… Cephenin hemen gerisinde, Kocadere Köyündeki sargı yerine getirirler. Fakat, Kınalı Hasan tedavi göremeden ruhunu teslim etmiştir.

Diğer şehit olanlarla birlikte, Hasan’ında kimlik tespiti yapılıp, köy mezarlığına gömeceklerdi. Bu işlerle görevli Zabit Namzedi Mehmet Efendi, Kınalı Hasan’ın üzerini aradı, anasının mektubunu ve bir de tamamlanmamış bir şiir karalaması buldu.

“Anam yakmış kınayı adak diye,

Ben de vatan için kurban doğmuşum.

Anamdan Allah’a son bir hediye

Kumandanım ben İsmail doğmuşum…”

Onu doğuran ana içtenliğin, sevginin, inancın ta kendisiydi… Hasan bebek iken; pemde dudaklarıyla Hatice ananın sütünü emiyor; insanlığı, vatan sevgisini, büyüklerine itaat hazinesinden gürül gürül akan, o beyaz hulasa da Allah ve vatan aşkıyla olgunlaşıyordu…

Hasan’ı toğrağa gömerlerken, cümle âlem ağladı. Kurtlar, kuşlar onu selâmetleyip, gökyüzü rahmetiyle onu yıkadı ve birden nereden geldiği bilinmeyen bir sesle uyandılar: “O benim has cennetime girecektir.” Sonra hep birlikte “Âmin” dediler.

Çanakkale Savaşları’ndaki Türk insanının kahramanlıktaki ölümsüzlüğü işte bu sırlı menkibenin içindedir. Devirler değişecek, insanlar değişecek, fakat o ölümsüz kahramanlıklar zamana bakmadan yaşayacaktır.

KINALI HASAN

Çanakkale köylerinden her gün yüzlerce genç savaşa katılmak üzere birliklerde toplanmaktadır. Acemi askerlerin eğitim ve techizatı tamamlandıktan sonra cepheye gönderilmektedir. Yüzbaı Sırrı Bey; ikindi vakti yeni gelen erleri teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçının bir tarafının kınalanmış olduğunu görür ve takılır:

                -“Hiç erkek kınalanır mı?”

Mehmetçik:

“Buraya gelmeden evvel, anam kınalamıştı komutanım” der ve sebebini bilmediğini ilâve eder: Komutanın isteği üzerine anasına yazdırdığı mektupta: “Niye benim saçımı kınaladın?” diye sorar. Gelen cevabî mektupta ise şunlar yazılıdır:

Ey Gözümün Nuru Hasan’ım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…

Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın…

Hasan’ım, söyle zabit efendiye… bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlâtlarımın arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım…

Allah’ın hükmüyle, Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.

Gözlerinden öperim.

                                                                                              Annen

                                                                                              Hatice

 

Kaynak: T.C. Milli Savunma Bakanlığı-Cepheden Mektuplar/Syf;64,65- Ankara-ISBNNO:975-6786-03-5,1999

İYİ Kİ VARSIN!

İnsanız…
Arada bir boşluğa düşüyoruz. Bazen iş, bazen özel, bazen de başkalarının hayatı etkiliyor bizleri… Geçenlerde, benim hayatımda da çok nadir oluyor diyebileceğim bir boşluk oldu. Hepimizin hayatında olan sıradan şeylerden bir tanesiydi. Garip bir histi.  Fakat biraz şanslıydım ki benim ki kısa sürdü. Çünkü değerli bir arkadaşın gönderdiği mesaj yetti.
Yanımda olması gerekenler geride kaldı. Bir ömürlük olan bu mesaj ve o insandı…
İyi ki varsın!
İşte ömür boyu saklamak istediğim o mesaj…
“Arkadaş onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin ruhunun tüm gizliliklerini ona anlatabileceğin biridir. Onunla birlikteyken kendini korumana gerek yoktur. Bazen sakarlık bazen çekingenlik bazen se yanlış bir şekilde konuşmaktır bazen kızarırsın bazen çekinirsin bazense o utangaçlığın çekingenliğin içinden çıkarıverir seni.. Açık sözlüdür birşey oldunda pat diye lafi ortaya atıver işte o zaman bir an şaşırırsın ?ve bir gülümseme olur yüzünde ? gülersin. Doğruya doğru der yeri geldin de tatlı dili ile kızar ama kızarmış gibi yapar çünkü o hiç kalp kırmaz hep nazik sıcak şefkatli ve çok düşünceli biridir.  Bazen kendinden önce karşısındakini düşünür. Vaktini çalmaz boş şeyler katmaz sana.. hep iyi şeyler katar hayatın parçası gibi onun dedikleri her zaman aklının bir kenarlarında yer eder ve aklına geldinde bir daha düşünürsün ve gülersin.
Karşılıklı samimiyet karşılıklı şefkat karşılıklı bu içtenlikle hunharca gülersin ? yine bakarsın yine karşılıklı tepki ile birbirine bakarak gülersin.
Gerçekden senin o kişi bir parçan gibi olur birşey oldunda onu ararsın etrafında onun içtenliğini konuşmalarını ararsın.
Bazen kırıldın üzüldün gibi o sana kızsada sana dokunmaz ve hep düşünür seni. Çünkü senin iyiliğin içindir bunu sen anlarsın birşey dedinde birşeye böyle dedinde huyunu öğrenmişsindir tamam demesini bilirsin? sen ben diye birşey yoktur.
Herşey ortaktır çekinmek denen birşey yoktur senin olan şey onundur da çünkü içtenlik samimeyetlik bunu ifade eder.
Konuşmalara doyamazsın bazen çünkü bizde öyle susmak denen bir kavram yoktur. Konu üzerine konu açılır.
Gülmemek diye birşey yoktur çünkü gülmeyi ve güldürmeyi seven kişileriz.
Birlikte bir çılgın ikili olduğumuz doğrudur etrafımızdakiler de
bazıları ne kadar içten ve samimi olduğumuzun farkındalardır.
Bizde yapmacıklık denen birşey yoktur çünkü biz birbirimizi olduğumuz gibi kabullendik ve oyle tanıdık hiç birbirmizi sorgulamadık hiç hor görmedik belkide bu yüzden birbirimize çok ısındık. Her birşey oldunda seni arayabilmekti hersey dostluk birşey olduğunda koşabilmekdi seni dinleyebilmekdi.
Ve hersey de çok güzel di dolu dolu çok güzel günler geçti iyiki senin gibi yüreği ve kalbi temiz biri tanımışım iyiki .
İşte bunu okuyan biricik Kemalimi kimse üzemez bunu da herkes bilsin ??”
“Ne kadar güzel anlatılabilirdi ki bu satırlar bilmiyorum ama gözümde canlandırarak yazmaya çalıştım ve böyle birşey çıktı ?
Umarım hoşuna gitmiştir umarım yüzünde bir gülümseme olmuştur ???”

James Bond

Geçenlerde James Bond serisini izledim.

Hem de 1962’den itibaren. Tam olarak 23 filmlik seri.

İlginç ve nadir yaşanabilecek duygulara sebep oldu. Yani siyah beyaz çekimlerden renkli çekimlere geçiş olayı… Farklıydı.

İşte o seri;

  1. No (1962)
  2. From Russia With Love (1963)
  3. Goldfinger (1964)
  4. Thunderball (1965)
  5. You Only Live Twice (1967)
  6. On Her Majesty’s Secret Service (1969)
  7. Diamonds Are Forever (1971)
  8. Live And Let Die (1973)
  9. The Man With The Golden Gun (1974)
  10. The Spy Who Loved Me (1977)
  11. Moonraker (1979)
  12. For Your Eyes Only (1981)
  13. Octopussy (1983)
  14. A View To A Kill (1985)
  15. The Living Daylights (1987)
  16. Licence to Kill (1989)
  17. Golden Eye (1995)
  18. Tomorrow Never Dies (1997)
  19. The World Is Not Enough (1999)
  20. Die Another Day (2002)
  21. Casino Royale (2006)
  22. Quantum Of Solace (2008)
  23. Skyfall (2012)

Yazarken bile yoruluyor insan. Filmi nasıl bitirdim bilmiyorum…

Ama çok beğendiğim ve unutamayacağım bir seri oldu. Unutulmaz repliklere şahit oldum. Sahneler oldukça orijinal ve tadındaydı. Dönemsel abartılardan uzak durulmuş lezzetli bir yemekti.

Anlatabileceğim çok fazla detay var fakat değinmek istediğim bu değil. Vurgulamak istediğim biraz daha farklı. Mesela;

Genel olarak kadınları anlamlı uğraşlar olarak değil de harcanabilir zevkler olarak gören adamlara ders verir nitelikteydi. Dürüsttü. Gerçekçiydi. Karizmatik ve biraz da gösterişliydi. Ama ne olursa olsun kadının yanında durmasını bilirdi.

Olması gerektiği gibi…

Yani… Olması gereken bu değil mi !

Bu koskoca 23 filmlik seriden iki şey kaldı aklımda…

Birincisi;

Martini’nin karıştırılmayacak ama çalkalanacak olması.

Gerçekten bu repliği sık kullanması bile hoşunuza gidebilir.

Diğeri ise;

James Bond’un sevdiği kadına karşı kendini teslim ettiği cümlelerdi…

İşte uygun vedayı o sözler yapmalı bu yazıda… Yalnız;

Sözü James Bond’a bırakmadan kısa bir nota yer vermek istiyorum.

Kısa ve samimi bir nota…

Eğer yaşadığınızı hissedemiyorsanız, yaşamanın bir anlamı olmaz. Bu nedenle birinin sizin için yapabileceği bir şey varsa, bunu kendiniz yapmayın. Bırakın; O yapsın.

Hoşça Kalın…

James Bond ve Sevdiği Kadın…

– Beni seviyor musun?

+ İşi bırakıp birimiz doğru dürüst bir iş bulmak zorunda kalana dek seninle dünyayı dolaşmaya yetecek kadar. Ama o kişi sen olmalısın. Çünkü, ben doğru dürüst bir işin ne olduğunu bilmem. Çünkü, çok uzun süredir yaptığın bir işi yapıyorsan kurtarılacak bir ruhun kalmaz…. Bana kalan çok az şeyle yoluma devam edeceğim… Senin için yeterli mi?

Senin için yeterli mi?

Hayaller, Onları düşleyenler kadar gerçektir…